
İstanbul’da yaşamak birkaç kentte birden yaşamaya bedel. Tarihi de trafiği de, güzelliği de yozlaşmışlığı da olağanüstü! İstanbul tek bir kent değil, içinde birkaç kent birden barındırıyor. Ama İstanbul’u gerçekten tanımak ve ne olduğunu anlamak için, karış karış gezilip görülmesi gereken yer tarihi yarımada.
Eminönü Belediyesi ile Eminönü Sivil Toplum Girişimi’nin hazırladığı Eminönü yürüyüş güzergahlarından umarım herkesin haberi oluyordur. 2005’ten bu yana tarihi yarımadayı keşfetmemizi sağlayacak üç parkur halinde düzenlemeler yapıldı. Ahırkapı Hıdrellez Şenlikleri Derneği’nin de katkıda bulunduğu bu girişim için haritalar basıldı. Divanyolu, Sultanahmet ve Çemberlitaş-Kapalıçarşı parkurlarını belediyenin kırmızı oklarını takip ederek gezebiliyorsunuz. Bu parkurlar ve üzerlerindeki tarihi yapılar hakkında Murat Belge ve Can Belge’nin bilgi veren metinleri de haritada yer alıyor.
İSTANBUL’UN EN ESKİ MERCEDES OTOBÜSÜ
Ben hem sevdiğimden hem yurtdışından gelen konuklarıma eşlik etmek için sık sık gezerim bu civarı. Hiç de bıkmam! İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci olmanın güzel yanlarından biri de tarihi yarımadada gezebilmekti. Sultanahmet’teki turist kalabalığına karışır, Kapalıçarşı’da Arasta’da turlar, Çorlulu Ali Paşa Medresesi’nde kahve içer, öğle yemeklerimizi Süleymaniye’ye karşı yer, Sahaflar Çarşısı’ndan kitap alır, Beyazıt Çınaraltı’nda çay, simit, karper peyniri eşliğinde uzun sohbetlere dalardık. Bu yüzden hep özlerim tarihi yarımadayı.
İhtiyaçlar ve talepler değişiyor diye yok olan değerler üzer beni. Güzel gelenekleri koruyan ve geliştirenlere ise hayranlık beslerim. Örneğin Ahırkapı Armada Oteli, Osmanlı yaşama kültürünü koruyan ve içinde bulunduğu tarihi dokuyu sanatla bütünleştiren örnek bir kuruluş. Açıldı açılalı Cankurtaran’a can verdi adeta. Hıdrellez Şenlikleri’ni başlattı, Büyük ve Küçük Roman Orkestralarını kurdu, tango geceleri düzenledi, etrafındaki restoranları da zamanla alıp oteldeki özenle işletmeye başladı. Kentin yerlilerinin ayağını tarihi yarımadaya alıştırdı.
Sıra Armada’da güzel bir pazar kahvaltısı yaptıktan sonra o parkurları adımlamaya geldi. Ama daha önce 4 Nisan’a dek Arkeoloji Müzesi’nde sergilenecek olan Disk Atan Atlet heykelini görmek gerek. Film festivalleri nedeniyle sürekli yolculuk edince 12 Şubat’ta sergilenmeye başlayan bu heykeli ziyaretim de gecikti haliyle. Ama iyi ki gecikmiş! Armada’da kahvaltıdan sonra kalkan pembe-mavi renkli tarihi otobüsle, ki İstanbul’un en eski Mercedes otobüsüymüş, Arkeoloji Müzesi’ne gittim ve British Museum’dan getirtilen, Roma sanatının mükemmelliğini yansıtan bu heykeli doyasıya izledim. Armada’nın da üyesi olduğu TÜRSAB sponsor olmuş bu sergilemeye. Sonra kendimi alamadım, kimbilir kaçıncı kez gezdim müzeyi.
CANKURTARAN KURTARILMIŞ BÖLGE
İstanbul’da kahvaltı edecek birçok güzel mekan var, elbette. Fakat otobüsle tur ve müze gezisiyle desteklenen başka bir etkinlik bilmiyorum. 11.00’de ya da daha geç denize nazır terasta kuruluyorsunuz geleneksel şerbetlerin bile eksik olmadığı sofraya, 14.00’te müzeye yola çıkıyorsunuz. Ücretsiz giriyorsunuz. Disk Atan Atlet, evine döndükten sonra müze gezisinin yerine sevimli otobüsle tarihi yarımada parkurlarında dolaşılacak.
Kahvaltı size göre değilse, önceden dolaşın parkurları, öğle ya da akşam yemeğine Giritli’ye, Karışma Sen’e, Balıkçı Sabahattin’e ya da canınız nereyi çekiyorsa oraya gidin. Cankurtaran kurtarılmış bölge! Ne yazık ki tarihi yarımadada hakkıyla servis verenler, geleneksel lezzetleri ve dokuyu koruyanlar olduğu kadar gülünç denecek kadar turistik mekanlar da var. Aslolan tarihin izlerini sürmek ve kültür mirasını helal ettirmek.
Düğümü ‘itiraf’ çözdü
Yüzde 80 Şansı var
Aktan ‘konuşan benim’ Kazan ‘görüştüm’ dedi
YARSAV fişledi biz de aldık
Ülkücü paradigmanın iflası
Ben hepinizin annesiyim
12 Eylül’de Evren ile aynı oyu veremem
‘Türbanı çözeceğiz’ derken tesettür ‘rahibe kıyafeti’ oldu
Bedri ile Fazıl
Ergenekonsuz Türkiye için DSP’de toplu istifa