St. Petersburglu Rus yönetmen Andrey Nekrasov’un başına gelenler ibret verici. Rusya’nın 2008 yılında Gürcistan’a yaptığı saldırıyı konu alan “Russian Lessons / Rus Dersleri” adlı belgeseli nedeniyle milliyetçiler tarafından hain ilan edilmiş. Tehditler alıyormuş. Ona Rus fobisi olan anlamına gelen Rusofob yakıştırmasında bulunmuşlar. Hakkında zehir zemberek yazılar yayınlanmış. Önceki hafta Finlandiya’daki evine girilmiş, etraf kırılıp dökülmüş. Bütün bunların nedeni Rusya’nın bu savaşa girmesine eleştirel yaklaşımda bulunması! Geçen Mayıs ayında kanserden ölen Olga Konskaya ile birlikte gerçekleştirdiği filmde Gürcistan saldırısının muhasebesini yapmış, Rusya’nın saldırısına eşlik eden medya manipülasyonunu ve devlet propagandasını irdelemiş!
Gürcistan’da ise kahraman ilan edilmiş, Yılın Adamı ödülü bile almış! Andrey Nekrasov yıllar önce “Lyubov i Drugye Koşmari / Lyubov ve Diğer Kabuslar” adlı deneysel filmiyle Ankara Film Festivali’ne konuk olmuştu. Bu filmi tek başına sürükleyen başrol oyuncusu da Olga Konskaya’nın ta kendisiydi. Kendisine Andryuşka (Andreycik) diye hitap eden adaşı Tarkovski’nin “Kurban”da asistanlığını yapan yetenekli yönetmen Nekrasov, kariyerinde muhalif belgesellerle parladı. Rusya’daki insan hakları ihlallerine ve faili meçhul cinayetlere odaklandı. Dilim varmıyor ama sonu filmini yaptığı Litvinenko’ya bile benzeyebilir!
Rusya’nın Türkiye misali iyi kötü bir demokratik açılım niyeti bile yok bildiğim kadarıyla. Bizde var da ne oluyor?
Haftalar önce bir gazeteci arkadaşım, “Neşeli Hayat”ın hak ettiği ilgiyi görmemesinin bir nedeni gerçekten iyi bir film olmasıysa bir diğer nedeni de Yılmaz Erdoğan’a uygulanan Kürt ayrımcılığıdır” demişti. Çok popüler bir figür olduğu için konduramamıştım, ama doğru bir tespitmiş. O da durumu fark ettiğinde en az benim kadar şaşırmış ama yakın çevresinde ettiği birkaç sohbet ve web’de attığı bir tur durumu kesinleştirmiş. Ben de aynı şeyi yaptım ve Yılmaz Erdoğan’dan Kürt oluşu nedeniyle “hiç hoşlanmayan” pek çok kişiyle karşılaştım. Web’deki ifadeler de hiç dostane değil. Kürtleri sevmediğini açık açık söylemekten çekinmeyen yüz binlerce kişi var. Ayrımcılık, ırkçılık, milliyetçilik bu ülkede suç sayılmadığı gibi ayıp bile değil!
Yılmaz Erdoğan’ın yazar, yönetmen, oyuncu, yapımcı vb. sanatçı nitelikleri tartışılacak değil ya bu ülkede. Sevmeyenleri, haydi açık söyleyelim düşmanları etnik kimliğini öne sürecektir, kimi soydaşları da onu yeterince militan bulmayacaktır. Ayrımcılık, ırkçılık, milliyetçilik bu ülkede hiç kimseye özgü değil. Her kesim payını almış ne yazık ki. Barış ve Demokrasi Partisi - BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş Yılmaz Erdoğan ve Mahsun Kırmızıgül’e Kürtçe film çekmeleri çağrısında bulunmuş. Yılmaz Erdoğan’da Can Dündar’ın Canlı Gaste programında bu çağrıya olumsuz yanıt verince Yüksekova Haber’e yazan hemşehrileri ne hainliğini bırakmış ne beyaz Kürtlüğünü...
Sanat üzerine popülariteden ve popülizmden öte bir ölçüt tanımayıp nitelikle ya da estetikle ilgili hiçbir kaygı duymadan en bayağı tartışmaları yaptığımız, üzerinde bile durulmayacak şeyleri mesele ettiğimiz, bütün değerleri yozlaştırdığımız yetmez gibi bir de herkesi kimliği üzerinden yargılayacak mıyız? Nekrasov katıldığı Rotterdam Film Festivali’nde “Dürüstçe konuşmadığınız takdirde Rusya çürümeye devam edecek” demiş. Peki Türkiye dayanıklı mıdır düşmanca söylemlere ve boş laflara?
Oldu olacak, ülkeyi de Danıştay yönetsin!
CHP’li Özyürek 7 yıllık kıyağı ‘normal’ saydı
Katsayı meselesinde mesele katsayı değil
Kamu tarifeli döneme geçti ‘Bugün git, yarın gel’ bitiyor
Bu elmayı alan ayvayı yiyecek
Esas unutulan ‘gizli fail’...
Katsayı balyozu
Devrimle gitti seçimle geldi
Enkaz altından satılık bebekler