‘Gitgide artıyor yalnızlığımız...’

‘Gitgide artıyor yalnızlığımız...’ Yağmur ATSIZ yagmuratsiz@stargazete.com
‘Gitgide artıyor yalnızlığımız...’
10 Şubat 2012 Cuma

Demek Yılmaz Ağabey de (Öztuna) zamânın dışına kaydı!

İki gündür “Türkiye”de yazısı çıkmayınca doğrusu işkillenmedim desem yalan olur ama ölümü nedense aklıma getirmemişdim. Oysa 1930 doğumlu bir insan için pek de beklenmedik bir durum değildi ama, beklense bile, aslında her ölüm biraz beklenmedik bir şey değil mi?

Yılmaz Öztuna, benim için Yılmaz Ağabey, Büyük Atsız’ın (1905-1975) aradaki büyük yaş farkına rağmen çok samîmî olduğu iki insandan ve sırdaşından biriydi. Öbürü Prof. Muharrem Ergin’di (1923-1995). Benim için o da Muharrem Ağabey’di. Ayrıca Yılmaz Ağabey ile Muharrem Ağabey birbirleriyle de fevkalâde iyi anlaşırlardı. Şimdi öbür tarafda muhabbet başlamışdır herhalde. Hele birinin cehâletini yâhut kendini beğenmişliğini dillerine doladılar mı da eyvah ki ne eyvah!!!

“Le Trio infernal”!

Böyle apar topar ayrılması nâhoş tabii. İnsan bilseydi hiç değilse “evvel giden ahbâba” bir selâm yollardı.

Neyse, kısmetse bir dahaki sefere inşallah...

Mekânı Cennet olsun!

Tabii eğer öyle bir yer varsa...

Kaldıysa...

Kepâzelik

Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Nâci Koru haklı olarak şikâyet etmiş. Diyor ki Ankara’dan Washington’a bir mesajımız 30 sâniyede gidiyor ama yolun öbür tarafındaki Hazîne’ye bir notumuzun ulaşması en az üç gün sürüyor.

Gerçek bir kepâzelik bu! Devletimizin ne kadar düzensiz ve istikrarsız çalıştığını göstermesi bakımından içler acısı bir durum!

Derhâl bir çâresine bakılması ve Washington’a mesajların en az 30 günde varmasını sağlayacak sisteme geçilmesi elzemdir!

Bu gidişle bizi AB’ye nah alırlar!

Laf kıtlığı...

Gâlibâ en acınacak aydın tipi, söylenecek lafı olmadığı halde kendini bir şeyler söylemeye mecbûr hisseden zevât arasından yetişiyor.

Laf kıtlığında son budadıkları asmalardan biri de efendim Kürdce bir “medeniyet dili” mi imiş?

Bu suali yüksek sesle sormadan önce neden sormak ihtiyâcını hissetdiklerini sorsalar mesele kalmayacak ama o zaman budanacak asma da bulunamayacak!

Bir dilin “medeniyet” dili olup olmaması, o dili konuşanların medeniyetden nasibdâr olup olmamalarıyla alâkalı bir mesele değildir! O da bâzen bir rol oynayabilir ama bu gelişmeyi etkileyen çok sayıda başka âmiller vardır. Meselâ o dilin veyâ lehçenin, kendine uygun bir yaygınlık alanı ve imkânı bulup bulamaması bunlardan biridir.

Çerkesçe, Ubıhça, Lezgice “medeniyet” dilleri midir?

Ve eğer değil iseler bu, o dilleri koınuşanların zekâsıyla mı yoksa coğrâfî olarak elverişsiz konumlarıyla mı ilgilidir?

Ve buna bağlı olarak bir sual daha:

Kürdce niye dört bin yıldır tek bir dil olarak gelişememiş de dört ana lehçeyle bunların kendi içlerinde ayrıldıkları sayısız alt lehçe ile şîve üzerinden yürümüşdür ve bunlar neden hâlâ kendi aralarında bile anlaşamamaktadırlar?

Ve son olarak iki soru daha:

Bir - Yurdları çok sarp arâzîlerden teşekkül ediyor diye bundan Kürdler mi sorumludur?

İki - Bu tür hıyarca meselelerle milletin vaktini çalmak ayıp değil mi?

Facebook Twitter



‘Gitgide artıyor yalnızlığımız...’, Star Gazetesi Yağmur ATSIZ

Yazarın Son 10 Yazısı

Yazarın Son 10 Yazısı

• Önem 8 Şubat 2012 Çarşamba
• 85’e doğru! 7 Şubat 2012 Salı
• Örgüt mörgüt 20 Ocak 2012 Cuma
• Ben karışmam! 17 Ocak 2012 Salı


İŞLEMLER

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

YAZARLAR

SICAK HABER