Aktif televizyonculuk yıllarımda Çingiz Aytmatof’la ilgili bâzı belgeseller hazırlarken bir Kırgız tâbiri de öğrenmişdim: “Dilmaçlar ölünce/ölürse Ruslar da ölür.”
İnsanların, birbirlerine hükmetmek için dahî “ortak” bir dile ihtiyaçları olduğunu belirten ilginç bir söz. Çünki hayâtımıza kelimeler hükmeder. Kelimelerse kavramlardır. Ortak kavramları bulunmayan insanların, değil birbirlerine hükmetmek, aynı zemîn üzerinde buluşmaları dahî imkânsızdır.
Bizim Batı ile ikiyüz küsur senelik “ortaklaşma” sergüzeştimiz içinde yatan trajedi de muhtemelen bu. Farkında değiliz ama ortak kavramlarımız pek yok. Daha fecîsi aynı şeyi söylediğimizi sanırken farklı şeyler kasdediyoruz.
Birkaç örnek vereyim:
Geçenlerde Cihanşümûl Fener Patriği Bartolomeos Cenabları Türk Devleti’nin Rumlar (aslında bütün azınlıklar) üzerine uyguladığı zulmü belirtirken “çarmıha geriliyorum” deyince Türkiye ayağa kalkdı. Evlâd-ı vatan skandalize oldu. “Bizde çarmıha germe geleneği yokdur” şeklinde fevkalâde “doğru” protestolar dile getirildi. Gerçi bu arada (onun yerine!) insanların diri diri derisini yüzmek filan gibi “geleneklerimiz”den pek bahsedilmediyse de asıl konu, yâni Türk Devleti’nin Rumlara baskı ve eziyet etdiği “vâkıası” arada güme gitdi. Oysa “birini çarmıha germek” pek çok Batı dilinde mecâzen “birine zulmetmek, birinin canına okumak” gibi anlamlara gelir. Kavramlar örtüşmeyince anlaşma imkânı da olmuyor.
Hazır çarmıhdan, yâni istavrozdan açılmışken, “Haçlı” tâbiri de öteden beri bir “yanlış anlama” mevzuu olmaya devâm eder. “Haçlı Seferleri” Avrupalının tasavvur âleminde son derece “olumlu” bir eylemin ifâdesidir. Zîrâ 11. Yy.’dan bu yana “dinsizler”e, yâni Hıristiyanlık nokta-i nazarından “gâvurlar”a karşı bir “istirdâd” (askerî güçle bir yeri, burada Kudüs’ü, geri alma) hareketidir. Hani “haklı dâvâmız” meselesi!!! Tabii Müslümanlar için tamâmen aksi! Gerçi günümüzde artık bu seferlerin Müslümanlara karşı zâlimâne ve vahşiyâne yürütüldüğünü Batılı târihçiler de kabûl etmekdedirler ama 800 yıl Hıristiyanlara göre “pozitif yüklü” olarak kullandığınız bir kavramı bir nesilde değiştiremezsiniz. Onun içindir ki Başkan George W. Bush terorizme karşı bir “haçlı seferi”nden bahsedince Müslümanların tüyleri diken diken oldu. Oysa, aslında son derece yobaz ve münâsebetsiz bir şahıs olmasına rağmen, Bush orada “yiğitçe, arslanlar gibi” mücâdele etmeyi kasdetmişdi, İslâmiyeti tezyîf etmeyi düşünmüyordu.
“Kavram uyuşmazlığı”!
Bir örnek daha vereyim:
1453 Yılı’nı Batılı târihçiler Ortaçağ’ın (sembolik!) bağlamda sonu olarak kabûl ederler. Bugün daha ziyâde 1492 senesine îtibar var ama herikisi de “îtibârî” târihler. Birincisi İstanbul’un Fethi, öbürü Amerika’nın (resmen!) keşfidir.
Meselâ Voltaire ve daha pek çok yazar 1453’ü sayar ama bu, “İstanbul’un Fethi” olarak bir “sevinç vesîlesi” değil Doğu Roma İmparatorluğu’nun Türklere geçmesi yüzünden “bir felâket” olarak algılanır!
“Şehir düşdü!” Ama herhangi bir şehir değil, “O Şehir! LA Ville, DIE Stadt!”
ŞEHRİSTÂN!
Evet, hayâtımıza kelimeler hükmeder!
Yoksa hıyarlar!
Oldu olacak, ülkeyi de Danıştay yönetsin!
CHP’li Özyürek 7 yıllık kıyağı ‘normal’ saydı
Katsayı meselesinde mesele katsayı değil
Kamu tarifeli döneme geçti ‘Bugün git, yarın gel’ bitiyor
Esas unutulan ‘gizli fail’...
Bu elmayı alan ayvayı yiyecek
Devrimle gitti seçimle geldi
Katsayı balyozu
Enkaz altından satılık bebekler