



Salı akşamı Maya Sahnesi’nde “Ford Mach 1 Bağdat Caddesi’nde” adlı oyunu izledim. Sevim Burak’ın tamamlayamadığı romanından Nihal Geyran Koldaş’ın uyarladığı bu müzikli oyun teatral başarısının yanı sıra İstanbulluların 40 yıl önce içinde bulunduğu ruh halini bugüne yansıtan sosyolojik bir öneme de haiz. Bağdat Caddesi boyunca uzanan Suadiye, Erenköy, Caddebostan semtlerini dolduran bahçe içindeki köşkler birer birer yıkılıp yüksek apartmanlar dikilirken, dönemin modası Amerikan otomobilleri İstanbulluların yeni “Araba Sevdası” haline gelirken, artık birinci dediğimiz Boğaz Köprüsü’nün büyük tartışmaların ardından açılışı, Cumhuriyet’in de 50. yıl kutlamaları beklenirken geçiyor bu oyun!
***
Nihal Koldaş, Sevim Burak’ın ironisini ve çılgınlığını, o dönemin çelişkilerini dair gözlemlerini şarkılarla bugünün izleyicisine ulaştırıyor ve zihinlerimizde geçmişe doğru bir köprü inşa ediyor. Tarihin nasıl tekerrür ettiğini, aynı çelişkilerin ve tutkuların, aynı korkuların ve sevdaların, aynı kuşak ve kültür çatışmasının bugün de bir karmaşaya neden olduğunu görüyoruz.
İstanbul kelimelerin kifayetsiz kalacağı kadar “büyük” bir şehir... Önemi de, sorunları da, potansiyeli de büyük... Enerjisi ise sonsuz! İstanbul bu enerjinin kullanılacağı, potansiyelinin değerlendirileceği, sorunlarının çözüleceği, artmakta olan nüfusunun taleplerinin karşılanabileceği, bir dünya başkenti olarak yerinin pekiştirileceği projelere gereksinme duyuyor. Bu gereksinme ancak bir konsensüsle sağlanabilir, bugün varılan nokta ise inatlaşmadan ibaret. AKM bu yüzden kapalı hala.
Taksim ve Haydarpaşa projelerinin tam olarak ne olduğunu anlamış değilim. Ama şunu iddia edecek cüreti göstereceğim izninizle: Taksim çirkin, işlevsiz ve kaotik bir meydan. AKM’nin bir an önce açılmasını istiyorsam sadece sanatsal işlevi için yoksa binanın da, meydanın asıl hakimi olan otelin de dış görünüşünü iç karartıcı buluyorum. Sadece bir Cumhuriyet dönemi projesi olduğu için Taksim’i özellikle yüceltmek de özellikle yermek de akılcı değil. Taksim nedir, ne değildir, nasıl bu hale geldi, neye dönüşmeli bunu etraflıca öğrenmeli kamuoyu. Emek ve Cercle d’Orient’ın bir kültür merkezi olarak korunmasına ne kadar önem veriyorsam, Taksim’in ıslah edilmesine de o kadar önem veriyorum.
Haydarpaşa Garı, sadece mimari bir değer değil, sosyolojik açıdan da güçlü bir simge. Ama kentin çok stratejik bir noktasında bulunuyor ve çevresinin atıl kalmasındansa yeni bir merkez haline getirilmesinde yarar var. Tabii bu “merkez” birbirinin aynı mağazalar, restoranlar, oteller anlamına gelmez kamu yararı gözetilirken. İçinde kültür kurumlarına yer varsa ve gar binasına ya da karşısında bütün görkemiyle yükselen İstanbul siluetine tezat oluşturacak bir yapılaşmaya yol açmıyorsa ne ala!
Her şeyden önemlisi İstanbul’u dünya kültür mirasının bir parçası olarak özenle korumak ve daracık bir ürün yelpazesinde alışveriş ederek değil sanat üreterek, sanat tüketerek varsıllaşan bir konuma getirilmek. Bunun için de inatlaşmak yerine uzlaşsak iyi olmaz mı? Ne tepeden inme kararların ne körü körüne muhalefetin yararı var İstanbul’a... Akıl ve bilgiyle, duyarlılık ve estetikle bir uzlaşma zemini oluşturmamız lazım...
Alin TAŞÇIYAN