



1) Özerklik ve ‘bölgeli devlet’: Özerklik geniş toplumlar içinde azlıkta olan ve hakim çoğunluktan çeşitli bakımlardan farklı olan grup veya toplulukların kendi-kendilerini yönetmelerine imkân veren bir yoldur.
MUSTAFA ERDOĞAN
Prof. Dr. Liberal Düşünce Topluluğu Onursal Başkanı
Ancak demokratik dünyanın tecrübesine baktığımızda özerkliğin de dereceleri olduğunu görüyoruz. Nitekim, Batı dünyasındaki özerklik modelleri güçlendirilmiş bir “adem-i merkeziyetçilik”ten federalizm benzeri bir yapıya kadar değişkenlik göstermektedir. İlkinde yerel yönetim birimlerine merkezi yönetimden daha fazla yetki aktarılması söz konusu iken, ikincisinde özerk yönetim en azından kendi bölgesinde merkezi yönetiminkine hemen hemen paralel yetkilere sahiptir.
Yine de, sahici bir “kendi-kendini-yönetim” teorik olarak daha fazlasını, özerk bölgenin ulusal düzeydeki karar-alma süreçlerine de katılımını gerektirir. Bu da, tipik olarak, özerk yönetimin ulusal parlamentoda temsil edilmesiyle sağlanır. Bu anlamda “özerklik”, İspanya’da örneklendiği şekliyle, federalizme yaklaşan bir modeldir.
Özerklik yönündeki gelişme devlet biçimlerine ilişkin “üniter-federal” şeklindeki geleneksel ayrımı da anlamsızlaştırmaya başladığı için, şimdilerde “bölgeli devlet” adı altında yeni bir kategoriden söz edilmeye başlamıştır. Başka etkenler de var olmakla beraber, bu gelişmeyi zorlayan asıl dinamik “kültürel çeşitlilik”in veya “çok-kültürlülük”ün meydan okuması olmuştur. Bu meydan okumaya bir cevap olarak, Britanya, Fransa ve İspanya son yıllarda bölgesel özerk yönetimler kurarak üniter sistemlerini gevşettiler.
“Bölgeli devletler”de üniter yönetim altında bölgesel birimlere değişken derecelerde özerklik tanınmıştır. İspanya hariç, özerk yönetimlerin ulusal karar alma süreçlerine etkin bir şekilde katılmaları söz konusu değildir. Ancak yine de, bölgeli devletlerdeki özerk yönetimler bildik anlamdaki yerel yönetimlerden daha fazla yetkilere sahiptirler. Bunlar şu veya bu ölçüde yasama yetkileriyle de donatıldıkları için siyasal karar merkezleri haline gelmişlerdir.
olayısıyla, Fransa hariç olmak üzere, bu tür bir özerkliği “idari” terimlerle açıklamak mümkün değildir. Bugün İspanya’da 17 bölgede özerk yönetim vardır ki, bunlar kültür, dil ve ekonomik gerekler nazara alınarak oluşturulmuşlardır. Her özerk yönetimin bir parlamentosu vardır; parlamentolar anayasada sayılan konularda yasama yetkisi kullanırlar. Ayrıca, özerk yönetimin yürütmesini de bu parlamentolar belirlerler. Özerk yönetimler ulusal parlamentonun ikinci kanadı olan Senato’ya da temsilci gönderirler. Nihayet, özerk bölgeler AB nezdinde de ayrı olarak temsil edilirler. Bu özelliği nedeniyle, “karşılaştırmalı siyaset” literatüründe kimi yazarlar İspanya’nın devlet sistemini “yarı-federal” olarak nitelemektedirler.
Özerk yönetimlerin yetkilerinin anayasal güvenceye kavuşturulduğu başka bir devlet olan İtalya’da 20 özerk bölge vardır ve bunların mali özerkliğe, yasama ve yürütme organlarına sahip olacakları Anayasada belirtilmiştir. Anayasa’ya göre, yasama yetkisi devlet ve bölgeler tarafından kullanılır. Merkezi yönetimin yetkileri ile ortak yetkiler dışında kalan konularda bölgeler münhasır yetkiye sahiptir. Merkezi yönetim, bölgelerin kendi Kurullarınca hazırlanacak kanunlara müdahale edemez ve onları engelleyemez. Ancak, merkezi yönetim gerek bölge temel yasasını gerekse Bölge Kurullarının kabul edecekleri diğer yasaları Anayasa Mahkemesi’ne götürebilir.
Etnik özerklik mi?
Fransa’da 1982 idari reformuyla bir yandan yerel yönetimlerini güçlendirilirken, öbür yandan zayıf özerklikli bölge yönetimleri kurulmuştur. Özerk yönetimlerin seçilmiş kurulları eğitim, şehir planlaması, mesleki eğitim ve konut meselelerinde yetkili kılınmış ve bunlara kısmen vergi koyma yetkisi de tanınmıştır. Ancak, bu yönetimlerin yasama yetkileri yoktur. Ayrıca bu bölgeler etnik, kültürel, din ve dil esaslarına göre değil de esas olarak iktisadi gelişme gerekçeleriyle oluşturulmuştur. Anayasa Konseyi 1991 yılında Korsika Statüsü’ne ilişkin kanunda geçen “Korsika halkı” ifadesini Anayasaya aykırı bulmuş olmakla beraber, kanunun, Korsika dilinin öğretilmesi dahil, Korsika’ya özerklik tanıyan hükümlerinin özüne dokunmamıştır. Ayrıca, 2002 tarihli bir kanun parlamentosunun yetkilerini artırmak suretiyle Korsika’nın özerkliğini daha da güçlendirmiştir.
Birleşik Krallık’a gelince, 1998 ve sonrasında bu ülkede kendi parlamentoları olan üç özerk yönetim oluşturulmuştur. Bu çerçevede, 1974’ten beri kapalı olan Kuzey İrlanda Meclisi yeniden açıldı. Bu Meclisin önemli bütçe yetkileri var. Kuzey İrlanda’nın eğitim, sağlık, sosyal, konut ve tarımsal hizmetlerini bu Meclis yönetmektedir. İskoçya ve Galler’in de 1999’dan buyana eğitim, sağlık, refah hizmetleri ve vergileme konusunda karar-alma yetkisine sahip olan kendi parlamentoları var.
Yerel Yönetimler Şartı
2) Yerel yönetimler, özerklik şartı ve Türkiye: Türkiye’nin halihazırdaki idari yapısının son derece merkeziyetçi ve vesayetçi bir üniter devlet anlayışına dayandığı şüphe götürmez. Bu idari yapının, bırakınız Türkiye toplumunun çoğulcu yapısının gereklerine cevap verebilmesini, asgari düzeyde “etkin yönetim” ihtiyacını bile karşılamaktan uzak olduğu açıktır. Ayrıca, Türkiye’nin Kürt sorununu çözme, demokratik Batı dünyasının bir parçası olma ve bu arada Avrupa Birliği’yle bütünleşme çabası da mevcut merkeziyetçi sistemi olduğu gibi sürdürme isteğiyle bağdaşmamaktadır.
Öte yandan, “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”nı 1992 tarihinde onaylamış olması, Türkiye’nin içinde bulunduğu bu çelişik durumdan kurtulma yönünde bir işaret olarak görülebilir. Ne var ki, AKP hükümetinin idari yapıyı kısmen de olsa adem-i merkezileştirmeyi amaçlayan malum idari reform girişimi de maalesef sonuçsuz kalmıştır. Ancak, şimdilerde Kürt siyasi hareketinin “özerklik” talebini daha yüksek sesle dile getirmeye başlamasının da gösterdiği gibi, Türkiye’nin önünde idari yapısının desantralize etmekten başka bir yol yoktur.
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın arkasında, demokrasinin bir gereği olarak yurttaşların yerel düzeyde kamu işlerinin sevk ve idaresine katılma hakkının yerel yönetimler için “geniş bir özerklik”i gerektirdiği düşüncesi yatmaktadır. Şart’ın 3. maddesi ise özerkliği, seçilmiş yerel meclisler ve yürütme organları tarafından “kamu işlerinin önemli bir bölümünü kendi sorumlulukları altında ve yerel nüfusun çıkarları doğrultusunda düzenleme ve yönetme hakkı ve imkânı” olarak tanımlamaktadır. Bu tanımda kamu işlerinin “yerel nüfusun çıkarları doğrultusunda” düzenlenip yönetilmesi özerklik açısından önemli olmakla beraber, Şart’ın diğer hükümleri yerel yönetimlerin bu işleri “kendi sorumlulukları altında” yürütmeleri için gerekli dayanakları sağlamaktan uzak görünmektedir. Çünkü, Şart yerel yönetim makamlarının yetkili kıldıkları işlerin “gereğine göre yapılıp yapılmadığını” merkezi yönetimin denetleyebileceğini öngörmektedir (m. 8/2) ki, bunun halihazırdaki idari vesayetten çok da farklı olmadığı söylenebilir. Çünkü, halihazırdaki idari denetim de Şart’ın öngördüğü gibi (m. 8/1, 2) “anayasa ve kanunlar çerçevesinde” yapılmaktadır.
Öte yandan, yerel makamların “kendi sorumlulukları altında” yürütecekleri kamu işlerinin neler olduğu konusunda da Şart, bunların “önemli bir bölümünü” (m. 3) şeklindeki kayıttan başka herhangi bir belirleme yapmamaktadır. Şart’ın 4/2 maddesi her ne kadar yerel yönetimlerin yerel işler bakımından asli yetkili oldukları izlenimi vermekteyse de, kanunun bu konuda yapacağı belirleme için herhangi bir sınır da içermemektedir. Ayrıca, Şart yerel makamlara serbestçe kullanabilecekleri yeterli mali kaynağın sağlanmasını öngörmesi de onu merkezi yönetime bağımlı olmaktan çıkarmayacaktır. Bu kaynakların bir bölümünü kanunlar çerçevesinde yerel harçlar ve vergiler yoluyla yerel makamların kendilerinin belirleyebilmeleri de (m. 9), bu eksiği telâfi etmeye yetmeyecektir.
Bölgeli devletler modeli
3) Kürt siyasi hareketinin özerklik talebi: Her halükârda, Şart’ın öngördüğü model Türkiye’nin halihazırdaki sistemine nispetle daha adem-i merkeziyetçi bir yapı öngörmektedir. Yine de, bunun “bölgeli devletler”deki türden, yani siyasi yönü ağır basan, bir özerklik olmadığı açıktır. Öte yandan bu model ile Demokratik Toplum Partisi ve Kongresi’nin talep ettiği özerklik de aynı değildir. Demokratik Toplum Kongresi’nin 8 Ağustos tarihli toplantısında, “halklarımızın sosyokültürel ve ekonomik özelliklerini de dikkate alarak” Türkiye’nin bütününde özerk bölgeler oluşturulması çağrısında bulunmuştur.
Anlaşıldığı kadarıyla, BDP-PKK çizgisi kendi parlamentosu, bayrağı ve ikinci resmi dili olan bölgelerden oluşan ve en azından Kürtler için etnik-kültürel temelli bir özerklikten yanadır. Esasen, Diyarbakır Belediye Başkanı da kendi istedikleri özerkliğin Yerel Yönetimler Şartı’ndakinden farklı olduğunu söylemişti.
İdari özerkliğin de ötesine geçecek böyle bir yarı-siyasi özerkliğin Türkiye’nin demokrasi ve özgürlük standardını yükselteceğini görmek zor değildir. Fakat asıl mesele toplumun genelinin bunu ne kadar isteyeceğidir. Toplumunun Kürtler dışında kalan kesimlerinin Türkiye’nin en büyük tabularından birine dokunmayı göze alan böyle bir modele sıcak bakacakları çok şüphelidir. Öte yandan, başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere, yargı bürokrasisi Türkiye’de Kürtlerin sosyolojik-kültürel varlığını bile reddetme eğiliminde olagelmiştir. Dahası, bırakınız CHP ve MHP gibi düzen bekçilerini, iktidar partisinin bile idari adem-i merkeziyetçiliğin ötesine geçecek bir modelin öncülüğünü yapmaya istekli olacağı su götürür.
Mamafih, etnik-kültürel aidiyetler yerine bölgesel, ekonomik ve kamu hizmetlerinin etkinliği mülâhazalarına dayandırılması halinde bu tür bir özerklik önerisi daha az tepki çekebilir. Bu nedenledir ki, eğer Türkiye daha adem-i merkeziyetçi bir sisteme geçecekse, bunu Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndan hareketle ve ona atıfla yapması gerekecektir. Kürtlerin taleplerini bundan bağımsız şekilde gündeme getirmek hiç de gerçekçi bir çözüm değildir.
merdogan56@yahoo.com
Pozitivizme imanın esasları
İki milliyetçilik iki mitoloji Şamanizm ve Zerd...
Devlet ve piyasa arasındaki sırat köprüsü
Kürt sorunu en çok Müslümanların derdi oldu
BDP neden önemlidir?
Taşı gediğine koymanın zamanı
PKK’nın yeni anayasa korkusu
Afrika’daki merhamet ve vicdan kıtlığı
Terörle mücadelede yeni konsept
Gerçek Türkiye hangisi?
Apolitik ricat
‘Terörle mücadele’ başka ‘teröristle mücadele’ ...
İnsan cennetten nasıl düşer?
Hollanda’da kurban ibadeti artık yasak
Türkiye’de Ermenistanlı bir yabancı olmak