ANASAYFA - STARGAZETE.COM

İsrail’in asıl derdi yeni Türk dış politikası - AÇIK GÖRÜŞ

İsrail’in asıl derdi yeni Türk dış politikası  

25 Ocak 2010 Pazartesi, 00:30 Samir SALHA  AÇIK GÖRÜŞ
  

İsrail’in asıl derdi yeni Türk dış politikası

Türkiye-İsrail ilişkilerinde asıl sorun, Türkiye’nin İsrail’in bölgesel hesaplarını alt üst eden ve iki ülkenin ilişkilerini olumsuz bir şekilde etkileyen hamleleri, kısacası AK Parti hükümetinin dış politikası.

Samir SALHA

Prof. Dr. Kocaeli Üniversitesi Öğretim Ü.

nkara-Tel Aviv hattında yaşanan kriz diplomatik olarak küllenmiş gibi gözükse de siyasal anlamda artçı şokları sürecek gibi. Aslında İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayalon’un imza attığı skandal, Netanyahu hükümetinin ortak kararına dayanan bir tavır değildir. Zira gerek hükümetten gerekse muhalefetten gelen açıklamalar, krizin baş mimarının “İsrail Evimiz” Partisi’nin lideri Lieberman ile sağ kolu Ayalon olduğunu göstermiştir. Kesin olan başka husus ise Tel Aviv-Ankara ilişkilerinde bir yıldan beri sehpanın köşesinde sallanmakta olan vazonun düşüp kırıldığı, şu anda hem Türkiye hem de İsrail’in hasar tespiti yaparak yerine nasıl bir yeni vazo konulacağı tartışmasını yaptığıdır.

Ayalon’un hayalleri

Aslında Lieberman, Gazze Savaşı’na yönelik Türkiye’nin gösterdiği tepki karşısında anlık çıkışlar yapmışsa da, daha büyük bir hamle için fırsat kollamıştır. Nihayet Kurtlar Vadisi dizisini bahane ederek aradığı fırsatı eline geçirdiğini düşünmüş ve bunun için Ayalon’u Truva atı olarak kullanmaktan çekinmemiştir. İsrail diplomasisinin değişmeyen aktörlerinden Ayalon ise aslında bu tuzağa düşecek kadar acemi değildir. Ancak Ayalon’un bile bile bu oyuna alet olmasının arkasında yolsuzluk suçlamalarından dolayı yargılanması ve koltuğunu kaybetme tehlikesi içinde olan Lieberman’ın selefi olma isteği var. Fakat Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün ültimatomunu cevapsız bırakmayarak kısa bir süre içerisinde İsrail’in geri adım atması ile ülkedeki siyasi krizin ne kadar ciddi olduğu ve Tel Aviv’in bu durumdan kurtulmak için iki seçenekle karşı karşıyı bulunduğu ortaya çıkmıştır: Tüm bu gelişmeleri bir kamera şakası olarak nitelendimek ya da gerçek bir çözüm için mevcut hükümet koalisyonu yerine başka alternatifleri hayata geçirmek .

Özetleyecek olursak İsrail’in rahatsızlık duyduğu esas konu AK Parti hükümetinin dış politika açılımıdır. Bu çerçevede Türkiye’nin İbrani Devleti’nin bölgesel hesaplarını alt üst eden ve iki ülkenin ilişkilerini olumsuz bir şekilde etkileyen hamlelerini görmekte fayda vardır. Şöyle ki: İsrail’in 2006’da Lübnan’a yönelik gerçekleştirdiği orantısız güç kullanımını içeren askeri müdahalesi karşısında Türkiye’nin sert tepki göstererek Güney Lübnan’da konuşlanan barış gücüne askeri destek vermekten çekinmemesi ve Hariri’nin Ankara gezisinde, vize uygulamasına son verilmesinden bu ülkenin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı yönünde iki ülke arasında işbirliğini kuvvetlendirecek pek çok karara imza atılması; 2002’den itibaren karşılıklı ziyaretler sonunda serbest ticaret bölgeleri kurulması; vizenin kaldırılması ve ortak askeri tatbikatlar düzenlenmesiyle Suriye-Türkiye ilişkilerinin ivme kazanması ve İsrail’in itirazlarına rağmen Şam’ın özellikle Golan konusundaki anlaşmazlıkların çözümünde Türkiye’nin arabuluculuğuna sahip çıkması; Tel Aviv’in büyük önem verdiği, sıcak çatışmayı dahi göze aldığı İran konusunda Ankara’nın İsrail’in dümen suyuna girmeyerek Ahmedinejad’ı, seçilmesi sonrasında ilk kutlayan başkent olması; en önemlisi İran’a yönelik olası bir saldırıda Türkiye’nin havasahasının kullanılacağı yönündeki İbrani medyasının iddialarına Başbakanımızın böylesi bir harekete deprem gücünde cevap verileceğini belirtmekten çekinmeyerek bu ülkeyle olan sıcak ilişkileri devam ettireceğinin açıkça ortaya koyması; son olarak Filistin konusunda İsrail’in ekmeğine yağ süren Hamas ile Fetih arasındaki kardeş kavgasını bitirmek için hem Erdoğan’ın hem Dışişleri Bakanımız Davutoğlu’nun devreye girmesi, dahası hükümetimizin özellikle Tzahal’ın Gazze’ye yönelik kanlı operasyonlarını şiddetle eleştirmesi Tel Aviv’de Türkiye’ye yönelik seslerini yükseltenlerin hazmedemediği asıl meselelerdir.

Bu çerçevede özellikle radikal isim Lieberman’ın devre dışı bırakılarak, Ankara, Washington ve pek çok Avrupa başkentinin istediği gibi Likud-Kadima ve İşçi Partisi üçlüsünden oluşan daha az parçalı bir hükümetin işbaşına gelmesi sürpriz olarak görülmemelidir. Netanyahu, yaşanan gerilim sonrasında ülke içinde ve dışında ne denli prestij kaybettiğini buna karşılık Erdoğan’ın da bir o kadar kazançlı çıktığının farkındadır.

Bu açıdan “Bibi” lakabıyla tanınan Netanyahu’nun ilk hamlesi pek çok başkentte kendisini zor durumda bırakan ve son olarak Barak’ın Türkiye ziyaretinin önünü kesmek için bu krize imza attığını belirtmekten çekinmeyen “persona non grata” konumuna düşen Lieberman’dan kurtulmak olacaktır. Netanyahu’nun söz konusu krizden en az hasarla çıkmak için böyle bir manevrayı çekinmeden yapması ve önümüzdeki günlerde Likud, Kadima ve İşçi partisini kapsayacak şekilde yeni bir koalisyon için düğmeye tereddüt etmeden basması şaşırtıcı olmayacaktır. Ancak her şeye rağmen Ankara-Tel Aviv hattındaki yüksek gerilimden en kazançlı çıkan isim son seçimlerden ikinci parti olarak parlamentoya giren, uzun pazarlıklara rağmen Likud’un koalisyon teklifini kabul etmeyen Kadima’nın lideri Livni’dir.

İsrail’in yapması gereken

Netanyahu hükümeti iki ülke arasında artan gerilime son vermek için Ankara’ya yönelik siyasi ve askeri kanallardan çıkarma yapma ve imzalanan işbirliği anlaşmalarının korunması için çaba gösterme kararı almıştır. Savunma Bakan Yardımcısı Odi Shani’yi takiben bizzat Ehud Barak’ın ziyareti bu çabanın sonuçlarıdır. Ancak Türkiye mevcut statüko korunarak gönderilen özür mektuplarından tatmin olmayacaktır. Her iki ülke ilişkilerinin eski sıcak seyrine kavuşması için İsrail’in bölgesel politikasında ciddi revizyona gitmesi; bu kapsamda özellikle Filistin ve Suriye ile sürdürülen barış görüşmelerinde neden olduğu çıkmaza bir son vermesi gerekmektedir.

Kuşkusuz, İsrail, Ermeni meselesi, terör ve askeri işbirliği konularında Türkiye’nin yanında durmuştur. Ancak önümüzdeki dönemde bu desteğin bir koz olarak kullanılması Tel Aviv’i avantajlı kılmayacak aksine geri tepecektir. İsrail’in bunun yerine Lübnan, Suriye, İran ve Filistin konularında Ankara’nın altın tabakta sunduğu uzlaşı fırsatlarını değerlendirmesi daha akılcı bir yaklaşım olacaktır. İsrail bölgedeki dışlanmışlığına gerçekten bir son vermek niyetindeyse bu tavrı benimsemek, özellikle son diplomatik krizin çözümü için Netanyahu’yu beklemeksizin Gül’ü arayan deneyimli politikacı Şimon Peres’in inisiyatifini sürdürmek zorundadır. 

samirsalha@hotmail.com

 



Paylaş



Tarih: 25 Ocak 2010 Pazartesi, 00:30

İŞLEMLER  

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

ÖNE ÇIKANLAR

HABERLER  

LİSTELER

ÇOK OKUNANLAR

yazı dizisi: Anayasa Paketi

MENÜ

REKLAM

['http://91.93.103.35/reklam/Ulke_468x60.swf','468','60']
['http://91.93.103.35/reklam/ajanda.swf','220','90']

SİTEDE ARA