
Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü öğretim üyesi Nesrin Özören, kopyalamanın hastalıkların tedavisinde çok faydalı olduğundan bahsetse de bu işte kontrolün çok önemli olduğunu da söylüyor ve Amerika’da kedi köpek klonlayan şirketler olduğundan söz ediyor. Bu işin sonu nereye varacak sorusu ise hálá cevapsız...
NESRİN ÖZÖREN*
22 Kasım 2007 tarihinde Türkiye’nin ilk klonlanmış kuzusu Oyalı basına ve ülkemize tanıtıldı. İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesinden Prof. Dr. Sema Birler yönetimindeki ekip tarafından, Devlet Planlama Teşkilatı ve TÜBİTAK destekli ‘Kopya Koyun Projesi’nin sonucu olarak Oyalı’nın doğumu araştırmacılar açısından güzel bir başarıdır. Kendilerinin de ifade ettikleri gibi, bu sadece hazırlık aşamasıdır, sistemlerin iyi çalıştığına dair bir denemedir. Bir sonraki aşamada transjenik hayvan üretmeyi düşünüyorlar.
Klonlar, transjenik hayvanlar, bir bilim kurgu filmi veya romanının parçası gibi kulağa olağandışı geliyor ve ‘yapılması gerekli miydi’, ‘bir sonraki aşamada ne olacak’, ‘ya insan da klonlanırsa’ gibi düşünceleri muhakkak ki akla getiriyor.
Klon nedir?
O zaman bu yabancı kelimeleri anlamaya çalışalım ve korkacak bir şeyin olmadığını görelim. Önce klon terimini tanımlamamız gerekiyor. Oyalı kuzunun durumundaki gibi klon, daha önce aynı genetik bilgiyi taşıyan bir hayvanın aynının yaratılması demek- en azından bu hücre çekirdeği içindeki genetik bilgi için böyledir. Bu süreçte bir verici koyun hücresi vardır, deriden de alınabilir, kastan da- tam bir çekirdek genomu verir, bir de alıcı yumurta hücresi vardır- o da çekirdek genom bilgisi vermez, ancak mitokondrilerini ve cenin gelişimi için elzem olan diğer hazırlık proteinleri ve RNA’ları verir. Okudukça daha iyi anlaşılacağı üzere, klonları çeşitli gruplara koymamız gerekiyor: canlı organizma klonları -Oyalı gibi-, hücre klonları ve gen klonları.
1997 yılında İngiltere’de Dolly isimli ilk koyun kopyalama olayından önce de klonlar var mıydı? Klonlar araştırmacılar tarafından mı icat edildi? Bu soruların cevabı şöyle: Klonlar hep içimizdeydi, aramızdaydı ve çevremizdeydi, yani bunlar yeni icat değildir. İçimizdeki klonlara örnek olarak kendi hücrelerimizi gösterebiliriz, her gün milyarlarca hücre ikiye bölünerek birbirinin klonunu oluşturuyor ve bu doğal klonlama işlemi olmasaydı derimizin veya bağırsaklarımızın bütünlüğünü korumamız imkánsız olurdu.
Klonlar heryerde
Aramızdaki klonlar ise doğanın yarattığı tek-yumurta ikizlerinden başkaları değil elbette. Aslında tek-yumurta ikizleri kadar birbirinin tam bir klonu olan laboratuar koşullarında üretilen çok-hücreli canlı yoktur. Dikkatinizi bir noktaya çekmek isterim, sadece tek-yumurta ikizleri klondur. Çift-yumurta ikizleri ise klon sayılmazlar, çünkü iki ayrı yumurta ve iki ayrı spermin birleşmesi sonucu dünyaya gelmişlerdir. Yumurtalar aynı anneden, spermler de aynı babadan geldiği halde, aralarındaki farkı merak ederseniz eğer, her yumurtanın ve her spermin oluşumundaki özel bir devrede, içlerindeki genom bilgisinin bir harmanlama süreci geçirdiğini ve ortaya çıkan yeni harman yumurtanın annenin veya spermin babanın genetik bilgisiyle yüzde yüz örtüşmediğini eklememiz gerekir.
Çevremizdeki klonlara gelince, bir yapraktan sardunya çiçeği büyüttüğünüz olmuştur, veya bir çeltikten gülün ve bazı ağaçların büyüdüğünü görmüşsünüzdür; bunların hepsi klondur. Bitkilerde eşeyli ve eşeysiz üreme mümkündür, eşeysiz üreme sonucu ortaya çıkan bitkiler birer klondur. Çevremizdeki aleme mikroskop yardımıyla bir göz atarsak, sonsuz sayıda klon bulabiliriz. Bunlara ikiye bölünerek çoğalan tüm tek hücrelileri dahil edebiliriz- mesela ekmek ve bira mayası, ya da yoğurdu üreten iki çeşit bakteri- hepsi klon klon çoğalırlar. Klonlar bu kadar sıradan ve her yerde bulunuyorsa, neden son çalışmalar heyecan ve korku yaratıyor?
Moleküler biyoloji ve genetik biliminde son otuz-kırk yılda biriken bilgiler ve teknolojiler sayesinde araştırmacılar önce çeşitli hücre türlerinin klonlarını büyütmeyi öğrendiler, ondan sonra da genleri tek tek klonlamaya başladılar. Genleri bir canlının genetik bilgi sözlüğünden birer kelime olarak düşünebiliriz. İnsan büyüme hormonunu ele alalım, daha önce kadavraların beyinlerinden zor bir işlemle elde edilen bir kimyasaldı. Daha sonra bu hormonu kodlayan gen bulundu ve bakteride çoğalabilecek şekilde klonlandı. Şimdi aynı hormon, bakteride üretilip, yeterince hormonu olmadığı için büyüme zorluğu çeken çocukların tedavisinde kullanılıyor. Bakterideki gen okuma ve protein üretim mekanizmaları insandakilere benzemektedir. Bu yüzden basit insan proteinlerini bakteride üretmek son derece verimlidir. Ayrıca, onlarca kadavra beynini kullanarak elde edilen aynı kimyasal, insanda deli dana hastalığı benzeri olan CJD hastalığı olasılığını da arttırmaktadır. Bu örnekten çıkan sonuç şudur: Bazı genlerin klonlanması tıp için çok önemlidir ve hastalık tedavilerinde harikalar yaratabilir.
Gen tedavisi
Klonlanan genlerden büyük miktarda üretim bekleniyorsa (mesela insan kan pıhtılaşma faktörü- hemofili hastalarında kullanmak üzere), bu gen daha cüsseli hayvanlara aktarılabilir ve bu hayvanlar fabrika olarak kullanılabilir. Klonlanmış bir geni, farz edelim, koyun cenin hücresine aktarırdınız ve doğduktan sonra bu ‘transjenik’ koyun istediğiniz kan pıhtılaşma faktörünü sütünde üretti, çok kolay bir şekilde bu faktörü saflaştırabilirisiniz. Oyalı kuzunun yaratılması bilimsel açıdan çok yenilik getirmemiştir, gelişimi ve yaşlanması incelendiği takdirde hayvan klonlama mekanizmalarının sınırlarının çizilmesinde yardımcı olacaktır. Ancak bir sonraki aşama olan transjenik hayvan üretiminin Türkiye’deki zeminini oluşturduğu için önemlidir.
Klonlanmış ve normal olan bir insan genini, aynı genin hastalıklı çeşitlerine sahip olan yetişkin bir insana aktarmak mümkün, buna da ‘gen tedavisi’ denir. Gen tedavisi deneyleri şu anda yavaşlamış bulunuyor, çünkü ilk çalışmalarda istenilen verim elde edilememiştir yani hastalara tam iyileşme getirmemiştir.
Gen klonlaması, hücre klonlaması, hayvan klonlaması, transjenik hayvan tasarımı, insanda gen tedavisi-hepsi tamam ama nereye kadar?
İnsan klonlanır mı?
İnsan klonlanması dünyanın çoğu yerinde yasak olsa da bazı Avrupa ülkelerinde tedaviye yönelik, embriyonik (cenin) kök hücrelerini elde edebilmek amacıyla yapılabiliyor. Bu durumda daha önce bahsettiğimiz gibi, yumurtanın kendi çekirdeği çıkarılır, yerine yetişkin hastadan alınan herhangi bir hücre çekirdeği konur ve tüp içinde cenin oluşması sağlanır. Aynı cenin bir kaç günlük büyüme geçirir ve içinden alınan embriyonik kök hücreleri tüm dokuların tamirinde kullanılabilecek kapasitedir ve hasta tarafından red edilme sorunları da yoktur.
Kök hücre elde etmek dışında insan klonlaması, diğer bir tanımla, eşeysiz üreme, biyolojik açıdan insanoğlu için faydalı bir çoğalma şekli değildir; çünkü üreme hücrelerinin geçirdikleri harmanlama süreci atlanmış oluyor. Bu da biyolojik çeşitliliğin azaltılması anlamına geliyor. Biyolojik çeşitlilik ise evrimsel olarak bulunduğumuz çevre koşullarına uyum sağlayabilen sağlıklı nesiller yetiştirmek için son derece önemlidir.
Arz talep meselesi
Hayvanlar için de aynı kurallar geçerlidir, yani eşeysiz üremenin sakıncaları vardır. Bilim insanlarının hayvan kopyalama deneylerine yapabileceklerimizin sınırlarını ölçmek ve daha anlamlı deneylerin hazırlığı olarak bakıldığında bir anlam kazanıyor. Yakında da bu heyecan sönecek ve klon hayvanlar manşet oluşturmayacak. Gene de bilinmez, geçen sene bana gelen bir mesajda çok sevdiği, ancak ölen kedisinin klonunu yapmamızı isteyen bir genç vardı. Amerika’da kedi veya köpek klonlaması yapan şirketler kurulmuştu, ancak çoğu kapanmak zorunda kalmıştı. Hem işlemler çok pahalıydı hem de talep o kadar büyük değildi, anlaşılan her şey arz talep meselesi.
Siz en sevdiğiniz kedinizi klonlamak ister miydiniz?