ANASAYFA - STARGAZETE.COM

Diasporayı anlamak... - AÇIK GÖRÜŞ

Diasporayı anlamak...  

19 Ekim 2009 Pazartesi, 00:00 ROBER KOPTAŞ  AÇIK GÖRÜŞ
  

Diasporayı anlamak...

Türkiyeli bir Ermeni olan Koptaş, diasporanın Türkiye-Ermenistan arasında imzalanan protokole itirazının psikolojik sebeplerini dikkate almak gerektiğini söylüyor.

“Vicdanım beni tanıklık etmeye çağırıyor. Ben çölde çığlık atan sürgünün sesiyim.”
Armin T. Wegner

Bu yazı, Ermenistan’la Türkiye arasında imzalanan protokollerin yarattığı iyimserliği bir süreliğine bir kenara koyup, Türkiye’de Ermeni diasporasıyla ilgili hâkim algıların milliyetçi ve ayrımcı doğasına dikkat çekmek üzere kaleme alındı. Pazar günü için hiç de hoş bir konu olmadığının farkındayım, ancak, geleceği bugün yapıp ettiklerimiz şekillendirdiğine, diktiğimiz binanın sağlam olup olmayacağını bugünden üst üste koyacağımız tuğlalar belirleyeceğine göre, bu balayı havasını sorgulamanın, görmezden gelinen hakikatler üzerine konuşmanın da zamanıdır. İki ülkenin, sorunlarını çözmek, ilişkileri normalleştirmek için diyalog sürecini başlatmaları, gelecek adına umut verici şüphesiz. Elbette ki, barıştan yana olan herkes, bugüne kadarki ilişkisizliğin son bulması, halkların birbirleriyle daha çok temas etmesi, gelecek nesillerin nefretten uzak bir şekilde yetişmesini arzu ediyor ve bu yönde atılacak adımları gönülden destekliyor.

Seni gidi diaspora

Ancak, iki halk arasındaki gerçek bir barışmayı salt devletler düzeyindeki anlaşmalarla sağlamak mümkün olmadığına göre, Ermenistan, Türkiye ve diasporadaki dinamiklerin yakından takip edilmesi ve toplumların nabzının iyi tutulması, hayati önem taşıyor. Bu bakımdan, diasporadan protokollere gelen tepkilerin Türkiye’de, özellikle siyaset ve medya dünyasında algılanma ve yansıtılma biçimi, diaspora gerçeğini ve diasporanın ruh halini anlamama yönündeki ısrarın ve inadın ne kadar güçlü olduğunu ispatlıyor. Bu tutum, Türkiye’nin, Türkiyelilerin, Ermenilerle ‘gerçekten’ konuşmayı aslında pek istemediğini ve buna hazır da olmadığını gösteriyor. Evet, protokollere en sert ve ağır tepkiler diasporadan geldi. Dünyanın dört bir yanına dağılmış olan Ermeniler, gösteriler, protesto metinleri ve kampanyalarla, protokollerin imzalanmaması yönündeki isteklerini haykırdılar. Bu sert itiraz, Türkiye’de diaspora hakkındaki mevcut önyargıları da iyice su yüzüne çıkardı. Diasporanın tavrı, Türkiye’de, ‘Ermenilerin’ aslında ne kadar milliyetçi, ne kadar uzlaşmaz, ne kadar radikal, ne kadar şahin, ne kadar Türk düşmanı olduklarını gösterme vesilesi olarak kullanıldı.

Bu tepkilerin Türkiye’nin bugüne kadar geçmişiyle yüzleşmekten ısrarla kaçınmasıyla hiçbir ilgisi yokmuş gibi, Ermenilere dair tüm kötü hisler, diaspora eleştirisi kılıfında dile getirildi.

Sınırın açılması, yıllardır beklediğimiz, arzu ettiğimiz, hayalini kurduğumuz bir gelişme. Ancak bu hayale yaklaşmış olmanın verdiği mutlulukla tarihsel haksızlıkların gözardı edilmesi, üzerinin örtülmesi ve dahası, diasporada yaşayan, yaşamak zorunda bırakılan, topraklarından sürgün edilmiş Ermenilerin seslerinin bastırılması karşısında itirazımızı ortaya koymak, vicdani sorumluluğumuz olmalı. Diasporanın protokollere yönelik tepkiselliğinin ardında yatan psikolojik faktörleri, bu tepkiselliğin tarihsel arka planını gözlerden ırak tutarak, Türklerin yüce gönüllülüğü, iyi niyeti, hoşgörüsü, yapıcı tavrına karşılık olarak, Ermenilerin katılığını, kalın kafalılığını koyup, milli gururu okşayacak yayınlar yapmak veya Taraf gazetesi gibi ‘Diaspora çıldırdı’ gibi insafsızca başlıklar atarak yangını körüklemek, çıkar yol olmadığı gibi, haksızlıkları da derinleştiriyor.

Hangi vicdana sığar?

Türkiye’de diaspora hakkında söz söyleyecek olanların, eğer biraz olsun vicdan taşıyorlarsa, diaspora lafını ağızlarına almadan önce oturup şu soruların yanıtını düşünmelerinde, üstelik kırk düşündükten sonra bir konuşmalarında yarar var:

Diasporanın nasıl oluştuğunu, 1915’te yaşananlar olmasaydı, diaspora dediğimiz insanların bugün birer Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olacağını, bu insanların, buradan, bu topraklardan, Sivas’tan, Malatya’dan, Diyarbakır’dan, Tekirdağ’dan, Samsun’dan dünyanın dört bir yanına dağıldığını ve bunun sebebinin yine bu topraklar üzerinde uğradıkları insanlık dışı tavır olduğunu hatırda tutmadan, diaspora hakkında söz söylemek hangi vicdana sığar? Bu insanların, tehcirden, katliamdan canlarını kurtarmış; belki ana babalarının gözleri önünde katledildiğini, tecavüze uğradığını görmüş; Halep, Beyrut yetimhanelerinde yokluk içinde büyümüş; Batı ülkelerinde ucuz işgücü olarak yıllarca sömürülmüş; bu arada hayata tutunmaya, dillerini, dinlerini, kültürlerini yaban ellerde yaşatmaya çabalamış; ‘Beyaz Soykırım’ olarak adlandırdıkları asimilasyona karşı durmaya çalışmış kuşakların evlatları olduğunu unutarak, diaspora hakkında söz söylemek hangi vicdana sığar?

Şeytanlaştıran dil

Yerinden yurdundan edilmiş, mülklerine, topraklarına el konmuş, okulları, kiliseleri yağmalanmış, yıkılmış, cami, kaymakamlık binası, ahır, silah deposu yapılmış bu insanlardan kalan mülkler üzerinde güzel güzel oturup, diaspora hakkında söz söylemek hangi vicdana sığar?

Türkiye onyıllardır yaşanan acıları inkâr eder, bu topraklar üzerindeki Ermeni varlığının izlerini silmeye çalışır, gözlerinin içine baka baka bu insanlara, “Hayır, siz öldürülmediniz, sizin malınıza el konmadı, sizin buralarda hakkınız yok, aksine siz öldürdünüz, haindiniz, vatanı sattınız!” derken, diaspora hakkında laf söylemek hangi vicdana sığar?

Diaspora onyıllardır bütün enerjisini bu acıların kabul edilmesine, inkâr edilen gerçeklerin dünya kamuoyu tarafından duyulmasına harcar ve bu nedenle gerçekten de bir delilik haliyle yaşamaya; darmaduman edilmiş bir halkın çıldırmış çocukları olarak, köklerinden koparıldığı için artık yaşamayan bir kültürün ölüsünün başında nöbet tutmaya mahkûm edilirken, yan yana gelmiş iki Ermeni anadillerini bile doğru dürüst konuşup anlaşamazken, onların siyasi sığlıklarından, öngörüsüzlüklerinden, basiretsizliklerinden şikâyet etmek hangi vicdana sığar? Yukarıdaki sorular aynı minval üzere çoğaltılabilir. Bütün bu sorulara ve olası yanıtlarına rağmen, diasporanın yanlış bir yol tuttuğu, doğru bir strateji izlemediği de savunulabilir ve bu görüşlere saygı duyulur. Ancak, 14 Ekim tarihli Taraf gazetesinin, “Ha Bahçeli ha diaspora” manşetiyle yaptığı gibi, bunca acıdan sonra diasporayı bilinçli olarak şeytanlaştırmak, ancak ve ancak ahlaksızlıkla açıklanabilir. Bu ahlaksızlık karşısındaki isyan ve çaresizliğimizi ise, ancak “Başınıza diaspora kadar taş düşsün!” sözü ifade edebilir.

rober.koptas@gmail.com



Paylaş



Tarih: 19 Ekim 2009 Pazartesi, 00:00

İŞLEMLER  

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

ÖNE ÇIKANLAR

HABERLER  

LİSTELER

ÇOK OKUNANLAR

yazı dizisi: Anayasa Paketi

MENÜ

REKLAM

['http://91.93.103.35/reklam/Ulke_468x60.swf','468','60']
['http://91.93.103.35/reklam/ajanda.swf','220','90']

SİTEDE ARA