Fenerbahçe bir önceki maçta onurunu koruyan derbiyi kazanınca, ‘Gerisi o kadar da önemli değildir’ gibi bir havayla Denizlispor ile oynadı. Koskoca lig boyunca umulmadık kayıp puanlar veren büyük takım olarak, tek hedef İzmir’deki kupa finaliydi...
Denizli lige tutunabilmek için Fener’den puan koparmak zorunda olduğu bir maça çıktı. Biraz agresif, biraz da puanı arzulayıp, istekli görüntüleriyle zaman zaman durgun gözüken Fenerbahçe’den daha iyi bir performans sergiledi. Fenerbahçe’de golün sahibi Güiza, bu maçta da haybeye koşu yapan ama sonucunda durup durup gol atıp takımı öne geçiren oldu. Genellikle ilerdeki yalnızlığa mahkumiyetini Emre’nin uzaktan savurduğu pasları sahiplenemeyince; ancak gol sayısını bu kadara bıraktı.
Fenerbahçe orta sahası, Beşiktaş derbisindeki gibi değildi... İlk yarıda Selçuk yerini Deniz’e bırakınca; Fenerbahçe orta sahası ileriye basmayan, hücumda çoğalamayan bir hale geldi. Kenar orta topları genellikle Denizlili futbolculara teslim edilirken, Deivid de ayağındaki topları pas olarak rakibe kaptırdı. Emre, Fenerbahçe’nin en etkili ismi olarak gözüktü. Gökhan Gönül de bir kez daha stoperde iyi işler yaptı. Ancak Beşiktaş maçı öncesinde Aragones’in stoper mevkiisini gerçek sahibi Önder’e teslim etmemesini de yadırgadım. Bence Önder oynamalıydı. İkinci yarıda konuk ekip oyundan iyice düşünce Fenerbahçe daha çok atak yapar gözükür oldu. Ama oyundaki uyuşukluk, ‘Bu Fenerbahçe’nin nesini izleyeyim?’ diyerek maça gelmeyen taraftarları doğrular nitelikteydi...
Fener havlu atmış. Varsa, yoksa kupa... Onun yanı sıra zirve yarışı heyecan dolu... Kayıp puanlar... Dolayısıyla bu sezon kalitesi düşük futbol olmasına rağmen heyecan doruktaydı.