İlk yarıdaki oyunuyla Selçuk’u beğendim; hem de çok. İyi toplar attı, şut denemelerinde bulundu. İleriye dikine oynadı. Emre ile birlikte.. Emre oyunda kaldığı süre içinde orta sahada kontrolü ellerinde tuttular. Emre-Deivid saha içi tartışması, Aragones’in Emre’ye kementiyle son buldu. Gökhan Gönül’ün oynatıldığı yer hepimizi şaşırttı. Ama gördük ki futbol zekası ve çabukluğuyla Beşiktaş akınlarını engelleyen, oyunu savunmadan iyi başlatandı; dan-dun, rastgele topları ileriye şişirmedi.
İlk yarının en güzel görüntüsü Güiza’nın attığı Fenerbahçe golüydü.
Beşiktaş benim de favorimdi; ama gelin görün ki sahada hiç de kazanacak takım gibi değildi. En çok güvendikleri oyuncular Tello, Delgado, Bobo ve Holosko ilk 45’te koskoca fiyaskoydu. Ernst ve Sivok da onlardan pek farklı değildi. Delgado ikinci yarı Yusuf’la yer değiştirirken, Beşiktaş, Fener’den daha fazla pas hatası yapandı. O geçmiş maçlardaki agresif, rakibe baskı kuran ve futbolunu kabul ettiren Beşiktaş, bu maçta bunların hiçbirini yapamayan ve strese girmiş, şampiyonluk yolunda titreyen bir görüntü sergileyendi.
Bobo’nun gol kaçırıp Volkan’ın kurtarışı ile başlayan ikinci yarıda, Ali Bilgin’in akıllı pasında Semih ikinci Fener golünün sahibi olurken, bir kez daha gördükki derbilerin favorisi genellikle kaybeden oluyor; işte örnek Beşiktaş-Fener maçı.
Güiza’yı çok eleştirdim. Hele Selçuk’u neredeyse yerden yere vuran oldum. Ama bu maçtaki oyunlarıyla kalemime tekzip çıkartan adamlar olduklarını da belirtmek isterim. Fenerbahçe 2-0’lık skoru yakaladıktan sonra Holosko’nun santradan aldığı topla tüm Fenerbahçe savunmasını arkasına takıp, attığı Beşiktaş golüne de şapka çıkartmak isterim.