



Fener’in takım oyunuyla uzaktan yakından ilgisi yok... Savunma yapmasını bilmiyor. Adam paylaşımında sınıfta kalıyor. Orta saha, İsmail Dümbüllü’nün Direklerarası’ndaki sahnesi gibi... Alex’in patronluğunda, yürüye yürüye oyun oynuyor.
Kaybetmeye davetiye çıkaracak pas pataları, pres basmayan, hücumda çoğalamayan, gol pozisyonu üretmekte fakir fukara kalan bir takım. Sonuçta Bienvenu’nün attığı golle de tura beyaz bayrak sallayan hal ve gidiş içindeydi Fenerbahçe...
Şimdi soruyorum en tepedeki Fenerbahçeli’ye: Bu mudur senin yarattığın, Aykut’un kucağına verdiğin takım! Eğer bu Fenerbahçe ise, Kuran çarpsın yalan dünyalar kuruyorsunuz!
Bir kere forması Fenerbahçe değil, sanki Chelsea! Ama oyuncuları, yel değirmenlerinden toplama, kahvedeki adamlar gibiydi. Ben bu Fenerbahçe’yi izlemeye tahammül edemem!
Saracoğlu’nu dolduran, 12. adam diye nitelediğimiz topluluk, golden öncesi ve sonrasında sessizliğe gömülmüştü. Çünkü Fenerbahçe futbol değil, ortaoyunu oynuyordu. Daha önce söyledim; İsmail Dümbüllü’nün tiyatrosu gibi... Bu ayıp kime yakışıyor bilmiyorum. Şu kalemi, Aziz Yıldırım’ın eline vermek istiyorum. Acaba ne yazardı?
Bundan sonra transfer yapılsa ne olur, yapılmasa ne olur?
Fener Şampiyonlar Ligi’ne veda eti, Avrupa Ligi’nde ne yapar bilemem ama kendi liginde bile sıkıntılar çeker.
El-kol bağlamalar, sakalını tırnaklamalar! Aykut’un bir an önce takımı toparlamasını bekliyorum. Ama nasıl olacak, onu da bilmiyorum.
Son noktayı vururken, bir başka serzenişte bulunuyorum:
Bu Fenerbahçe, Fenerbahçe ise “Benim Fenerbahçem bu değil” diyorum...
Ziya ŞENGÜL