Sezon öncelerinde maçların başlamasını bekleyen taraftarlar her zaman farklı umutlar, değişik beklentiler içerisinde olurlar. Hele yeni transferler de katılmışsa takımı sahada görmenin sabırsızlığı daha da artar.
Medyadan haberler, yorumlar takip edilir ama taraftar gözüyle görmeden hiç birine ikna olmaz. Benzetme yerinde olacaksa mutfakta uzun uğraşlardan sonra çıkacak yemeği bekleyen gibidir. Hazırlık maçları gibi mutfaktan dışarı taşan yemek kokuları yemeğin cinsini belli etse de yemeğin kalitesi ile ilgili net bilgi vermez.
F.Bahçe’de de Aragones’in tecrübesine olan güven ile taraftar mutfakta olumlu işlerin pişirildiği konusunda hemfikir. Ama yemeğin ne olacağı da ancak izlenerek anlaşılacak. Güiza için çok büyük ücret ödenmesi ve Semih’in en üst düzeydeki formuna karşın üç kulvarda mücadele ederken mutlaka bir kaliteli santrafora ve defansif özellikli bir orta saha oyuncusuna ihtiyaç olduğu apaçık ortada.
F.Bahçe taraftarının aklında tabii hep ‘Avrupa’da başarı’ var. Geçen sene elde edilen başarının tekrarlanabilmesi bile büyük başarıyken ‘daha ilerisi de olur mu?’sorusu da zihinlerde soruluyor. Fakat realist düşününce çok ama çok zor.
Geçtiğimiz yıllarda ezeli rakiplerinde yaşanan ekonomik ve yönetsel sorunlar nedeniyle F.Bahçe iç rekabette çok daha rahat ve rakiplerine karşı üstündü. Ancak işlerin eskisi kadar kolay olmayacağı apaçık ortada. G.Saray zor şartlarda kazanılan şampiyonluğun getirdiği özgüven ve yeni yönetimin taraftarlara verdiği inanç sayesinde hem psikolojik olarak güçlü hem de kadro olarak geçen sezondan daha güçlü. Tüm takımlara baktığımız zaman Süper Lig’in çok daha rekabetçi ve zor olacağı kesin. Yalnız kaliteli kadro değil aynı zamanda da geniş kadro bu işin olmazsa olmazı.