Oyuna istek ve iştahla başlayan Fenerbahçe’ydi. Başlama vuruşuyla birlikte kurduğu üstünlükle de golü çok erken buldu. Ancak golden sonra ilk yarı boyunca istediği futbolu ortaya koyamadığı gibi kontrolü de eline geçiremedi. Buna karşın savunmada kontrollü, iyi kapanarak, ilk müdahaleleri yerinde yaparak çok dengeli bir anlayış içindeydi. İlk devre boyunca Galatasaray’ın bir tek net gol pozisyonunun olmaması bunun bir göstergesiydi.
İkinci yarının başında Fener’i maç başındaki istek ve farkı arttırma çabası içinde gördük. Solda Uğur-Vederson değişikliğinin olumlu sonuç vermesi, sağ kanatta da Gökhan ve Deivid’in çalışkanlığıyla çok net gol pozisyonları bulmaya başladı. 55’te Deivid’in golüyle farkı 2’ye çıkardıktan sonra Galatasaray tamamen oyundan düştü ve oyun disiplinini kaybetti. Golden sonraki 10 dakikada Fener’in 6 net gol pozisyonu bulması zaten bunun bir kanıtıydı.
Fener’in gol yollarında laubaliliğe kaçan aşırı rahat hareketleri farkın açılmasına mani oldu. 70’ten sonra Galatasaray, maçın başında başlaması gereken Ümit-Hakan ikilisini de oyuna alınca nispeten hücumda daha etkili olmaya başladı. Ancak Lincoln’ün eksikliğinde parlayıp ön plana çıkması gereken, hücum organizasyonlarının başlangıcı ve yaratıcısı olması gereken Arda’nın bu sorumluluktan uzak, etkisiz oyunu Galatasaray’ın maç boyunca hücum zenginliği yaratamamasının en büyük nedenlerinden biriydi.
Fenerbahçe camiasının, yönetiminin son derece ciddiye aldığı, takımın yüksek bir konsantrasyonla oynadığı ve kesin galibiyet beklediği bu derbiden istediğini alıp, hayati CSKA maçına doğru moralli çıkmasını sağladı. Son olarak Selçuk’un hem savunma ve hücumda son derece etkili oyununun yalnız Fener için değil Türk futbolu için de bir kazanç olduğunu belirtmek isterim.