



Bunca seçenek arasında, sadece Q7 ve Hilbert’e endeksli görünen kanatlar bile baş ağrıtmayabilir. Guti’nin yedeği saydığım Tabata sağ kanatta da oynayabileceğini gösterdi Karabük maçında. Sol taraf için yedekte Yusuf var. Bek pozisyonunda daha verimli olsa da İsmail Köybaşı var. Podolski, Iniesta ya da Hamit’in kendi milli takımlarında yaptığını Holosko ve Nihat da başarabilir mi? Kanatta görev yapabilir mi? Q7’siz bir 11’de Hilbert solda oynar mı? Hep birlikte göreceğiz.
Beşiktaş’ın “savunma hattına özgü” bir zaafı olduğuna inanmıyorum. Sorun savunmacıların eksikliği ya da yetersizliğinde değil, takımın yeni oyun anlayışına tam uyum sağlayamamış oluşunda. Bu sorun aşıldığında bile, Beşiktaş rakibin hızlı hücumlarından gol yiyecek. Buna alışmak lazım. “Hem oyunu karşı sahaya yık, hem savunmada çakılı ve sağlam dur” diye bir sihirli formül yok. Beşiktaş, İspanya milli takımı ya da Barcelona gibi ayağında top tutmayı becerdikçe, verdiği pozisyon sayısı azalacak. Ama maçlarının “heyecan katsayısı”nda bir değişme olmayacak.
Bu yıl olmadık maçlar kaybedebilir Beşiktaş, beklenmedik hezimetler yaşayabilir. Ama alışılmadık zaferlere de imza atabilir. Beşiktaş bu sezon böyle bir potansiyele sahip. Önemli olan Schuster’in oyun anlayışının arkasında durmak. Yönetim büyük hedefler koydu, bunun ön şartlarını da yerine getirdi. Taraftar Dublin’e inanmaya, Dublin’i istemeye başladı. Bu önemlidir ve söz konusu potansiyelin sonucudur. Ama “Sevinmek için sevmedik” diyen, diyebilen bir taraftar topluluğudur bu aynı zamanda. Son yıllarda futbolumuzu zehirleyen “başarı saplantısı” Beşiktaş taraftarını teslim almamalı. “Başarı” değil, “iyi futbol”dur esas olan. İyi futbol isteyenler bu yıl Beşiktaş’la mutlu olacak. Yenilgi sonrasında bile gizli bir hoşnutlukla iç çekecek. Saplantıları bir yana bırakıp futbolu sevmeye başlayalım yine. Gerisi kendiliğinden gelir.
Hakan ARSLAN