



Beşiktaş’ın ilk resmi maçından önemli çıkarımlarım var:
Özellikle kenarlardaki İ.Üzülmez ve Erhan topla oynayacağı zaman kendini hemen Quaresma ile karşılaştırmaya başlıyor! Ve bir endişeye kapılıyor: “Acaba topu kullanışım onun yanında sırıtıyor, yavan mı kalıyor!”
Quaresma topu göndereceği yerin adresini çok hızlı saptayıp, oraya en gerekli olduğu zamanda, hemen kullanılmaya hazır biçimde gönderebiliyor... Adam Google’dan daha hızlı adres saptıyor!
Takım arkadaşına bile endişe yaratacak biçimde!
Ve Ekrem maçtan sonra dedi ki: “Onunla oynamak keyif. Ama yalnızca onu öne çıkarmayın, önemli olan takım.”
Söz çok yerinde...
Quaresma’nın takıma yapacağı etki, çok önemli.
Herkesin güvenini kazanıp, ondan çok şey beklenmesini mi sağlayacak; ona karşı içten içe bir kıskançlık mı yaratacak?
İkisinin yapacağı katkılar birbirine taban tabana zıt olur. Güven ve sevgi duyulması olumlu, sevgisizlik üretmesi bir karşıtlık yaratır ki olumsuz yansır.
Çünkü Quaresma, Türkiye’yi, İstanbul’u, takımı, taraftarı, yöneticileri kendine sıcak bulmaz, aynı hedef için savaşım verilen bir yer olarak benimsemez ise giderek yaptığı işten soğur, daha yerinde deyişle verimi azalır. Adı yaşasa da, verdiği umutlar söner.
Tek başına gösterilere soyunur ki bu da onu önde gösterse de takıma olumsuz yansır.
Guti gelirse de durum bu olacaktır.
‘Benimsetme’ çok önemlidir. Bu duygu doğmaz ise profesyonellik gereği söylemleri sıcak olur, ancak sahada verim alınmaz. Hatta sorun başlar. Quaresma’ya yalnızca para harcanmadı, umut bağlandı, sevgi yatırımı yapıldı.
Onda verecek şeyler var.
Almayı bilmek, ona öncelikle Beşiktaş’ı benimsetmek, duyumsatmak, sahiplendirmek gerek.
Bu da yetmez. Onun yaptıklarını başkalarının bütünlemesi gerekir.
Özetle Quaresma ve gelirse Guti’ye rağmen takıma bir ‘orta alan savaşçısı’ ve bir de ‘vurucu’ ister. Yoksa bu yatırımın getirisi olabileceği kadar olmaz.
Kocaman’ın vücut dili
Daum’un ulusal marşta ağız oynatmasını, Türkiye’yi ne denli çok sevdiğini, ikinci vatanım demesini hiçbir zaman sıcak bulmadım. Kendi ülkesine göre üç dört kat ve de vergisiz para aldığı bir ülkeye şirin görünme olarak algıladım.
Ve de teknik adamlığının da özel bir değer taşımadığını gördüm.
Aykut Kocaman’ın onun yerine, kulübün içinden geçerek gelmesini de doğru buluyorum.
Şimdi yeni bir endişem var:
O da Kocaman’ın yüzünden, bakışlarından, vücut dilinden kaynaklanıyor. Sanki endişeler içine. Sanki yük ona ağır geliyor! Yüzünde kendine duyduğu güvensizlik görünüyor sanki.
Yanılmayı çok istiyorum.
Yüzüne gülücükler gelmesini bekliyorum.
BIKTIK
l Hemen her transfer görüşmesinin ardından yöneticilerin “küçük bir pürüz kaldı” açıklaması yapıp, ‘pürüzü’ dile getirmemesinden!
USANDIK
Güven TANER