



İBB yenilgisinden ders çıkarmış olmalı ki Beşiktaş, 2-0’ın rövanşına savunmayı sağlam tutarak başladı.
HJK, üstün fizik gücünü kullanarak çabuk bir gol bulmanın telaşı ile saldırırken bir kazaya uğramaması bundandı. İlk on dakikayı rakibinin hızını kesmeye harcadı. Beşiktaş savunma için organize oluyordu, ama hücum için belli bir düzeni yoktu. Önde çoğalamadı. Ne Guti ne Q7 arkadaşlarına top atabildi. Kupkuru bir takımdı ki Beşiktaş. Q7 bir anlığına kalitesini gösterdi ve sağı ile gene bir ‘marka gol’ attı. Bunun ardından çok daha organize, kendini gösteren, hücum güzellikleri sunan bir Beşiktaş bekledik. Çünkü artık rahatlamıştı. İkinci bir golü bulması turu garanti ederdi. Böyle bir durumda Beşiktaş yerine HJK rahatladı. Daha iyi hücumlar düzenledi.
Evet ama bir yandan şansları yoktu, yanı sıra da futbolcu kalitesi yetersizdi. Araya hemen sıkıştırayım ki Beşiktaş maçı 4 golle net biçimde kazanırken, rakibi HJK’nın iki topu direkten döndü, üç pozisyonda da Cenk gole izin vermedi! Bu maçlar Cenk’e müthiş bir özgüven yüklemiş olmalı. Bu apaçık belli olmakta. Beşiktaş maçlar kadar bir de genç kaleci kazanmakta.
Bir şey daha önemli bu maçta. İki büyük isim var... Q7 ve Guti... Maçın ilk iki gol onlardan... İkisinin de gol vuruşları çok iyi. Guti’nin gol atılacak yere gidişi, topu çabuk ve zor yere vuruşu nefisti. Bir ustalığı anlatıyordu. İki hareket de zamanlama ve sezgi gücü içeriyordu. Q7’nin gol vuruşu da süperdi. Ne var ki... Maçın geri kalanında ikisinin de ağırlığı yoktu! Q7 bir kere soldan topu kaçırdı ve çıkardı, bu kez topun gittiği yerde kimse yoktu! Bunlar ve Cenk’in üç gol çıkarışı, iki topun direkten dönüşü 4-0 kazanılan maçın ıskalanmaması gereken gerçekleriydi.
Güven TANER