Mustafa Denizli Beşiktaş’ı acemi genç bir savunma, deneyimli, ama sorunlu bir orta alan ve çok deneyimli, ancak çok sorunlu bir hücum ikilisi ile sahaya çıkardı.
E bu da normaldi. Süper Ligde şampiyonluğa oynayan çifte şampiyon bir takım, ikinci lig temsilcisi bir rakiple böyle oynardı. Ve... Böyle acemisi bol bir takımla oynasa bile bir şeyler yapabilecek güçte olurdu. 20 dakikada üçlediler, sonra orta alanı zor geçtiler, sonra iki gol yediler! Birini kendi kalelerine atarak! Aralarında iki lig kategorisi fark olan iki takım arasında oyun düzeyi olarak da çok fark bulunmalıydı. Ama yoktu. İşte bu önemli sorundu.
Çünkü Beşiktaş bireysel farklılıkların toplamından üstün bir değer oluşturamadı. İsteksizlik değil, yetersizlik egemendi!
Nobre ile Nihat vuruş becerileri ile ortaya çıktılar, ancak oyun bütününe katılmadılar. Serdar sanki zorunluymuş gibi iyi bir hareketin arkasına yanlışlar ekledi! Tabata böyle bir rakip karşısında bile sivrilemedi. Genç Rıdvan’ı bekleyenler var... Hızlı koşuyor ve ayağına çabuk... Ne var ki nereye ve neden koştuğunu bilemiyor. Dün ne zaman savunma sorumluluğu ona düşse, görev yapacağı yerde değildi! Gökhan’ı hemen ele almak istemiyorum. Rıdvan ile oynamak çok zor olsa gerek. Necip kalesine gol attı, ancak o da İsmail gibi yarınlar için beklenilecek bir genç. Nerede görev alsa izleyene umutsuzluk vermiyor. Hani bu maçı da kötü oynayıversin canım, diyeceğim, ama olmuyor! Bu sıradanlık iyi ve güven veren oyunların arasına araya sıkışıvermiş bir sıradanlık değil. Sıradanlık zincirine eklenmiş yeni bir halka. Beşiktaş’ın adı var, güzel mi güzel; maalesef ruhu yok!
Darbe olacak Şevket abi
Gladio dimdik ayakta
Çantayı Ersin getirdi tanık Munzur götürdü
Savcı Özden, bilirkişiden mahkeme kararını gizledi
Işıklar içinde yatsın Turhan Bey
Tarihi yarımadanın altı gizli su kanallarıyla dolu
Kamyon dolusu soru
Zehirde tarihi rekor: 7.5 ton esrar
Horonlu gala