



Fenerbahçe’den de böylece bir Roberto Carlos geçmiş oldu; bugüne dek Fenerbahçe’de oynayan en kaliteli yabancı hiç kuşkusuz o idi.
Yerliler arasında da belki sadece Can Bartu o klasda idi.
Keşke en azından bir buçuk sezon daha bizde kalıp Fenerbahçe’nin UEFA Ligi’nde finale kadar çıkmasına katkı yapabilse idi.
Aslında şu ya da bu gerekçeyle Roberto Carlos’un Fenerbahçe’den senenin ortasında ayrılıyor olması yönetimin büyük bir kabahati ya da en azından ufuksuzluğunun işareti.
Daum’la ilgili zaten artık yorum bile yapmak istemiyorum; Daum’un aklı UEFA’da olsa mutlaka Roberto Carlos’un kalması için yönetime baskı yapardı diye düşünüyorum.
Her başarı hiç kuşkusuz neyi başarı olarak kendiniz için belirlediğinizin bir sonucudur.
18 Şubat’ta Lille’e gidiyoruz.
Lille Fransa Birinci Ligi’nde beşinci sırada ama çok da güçlü bir takım; geçen hafta Monaco’yu, ki Monaco çok önemli bir takımdır, kendi sahasında, Monaco’da dört sıfır yenen bir takım.
Lille çok sert top oynayan bir ekip; kadrosunda çok güçlü oyuncular var.
Üstelik fransız futbolü Fenerbahçe’ye, Selçuk’un yıldızlaştığı Bordeaux maçı dışında hep ters gelmiş bir ekol.
Ama bugünkü Fenerbahçe kadrosunun yine de Lille’i, normal şartlarda, çok zorlanmadan yenmesi lazım.
Ancak, bunun gerçekleşmesi için yönetimin, takımın ve öncelikle de Daum’un bu başarıya inanması şart; “UEFA benim için ancak yüzde 49 önemlidir” dersen bu aşamadan sonra Avrupa’da işler zorlaşabilir.
Zaten koskoca Fenerbahçe Avrupa başarısını yüzde 49 görür ise, içeride de arka arkaya üç mağlubiyet almak kaçınılmaz olur.
Bugünden takımın 18 Şubat gecesi çok soğuk bir havada oynanacak Lille maçına konsantre olması, edilmesi lazım.
Keşke Roberto Carlos da o gece sahada olabilse idi; varlığı bile, 36 yaşına rağmen, rakibe bir tehdit idi.
Eser KARAKAŞ