



28 Ocak’ta, NTV’de izlediğim bir programda, Türkiye’nin aksine Avrupa’da futbolde ara transfer döneminin soğuk geçtiğinden bahsediliyordu. Bu durumun hangi tarafın hanesine olumlu puan olarak yazılacağı da belirsiz; Avrupa’da nispeten daha iyi yönetilen kulüpler transfer meseelsini yaz aylarında ligler başlamadan çözümlüyorlar ve ara transferde ancak çok marjinal, zaruri transferleri yapıyorlar; Fransa’da ara transfer döneminde en çok konuşulan transferlerden biri Toulouse takımımın Kazım’ı alması oluyor, gerisini siz düşünün.
Ülkemizde ise, mesela başta Galatasaray olmak üzere, kulüpler ara transfer döneminde büyük bir arayış içindeler; bunun da yegane nedeni yaz aylarında yapılması gerekli transferlerin iyi düşünülmediği, iyi planlanmadığı gerçeği. Bunun da nedeni olsa olsa kulüplerin iyi yönetilmediği gerçeği olabilir diye düşünüyorum.
Futbol büyük bir endüstriye dönüştü. Avrupa’da futbol pazarının büyüklüğünün 12 milyar euroyu geride bıraktığı söyleniyor.
Futbol endüstrisinin büyüklüğü sektöre büyük ölçüde para ve daha önemli olmak üzere kara para girişine neden oluyor; bu durum da kara para aklama yöntemlerinin, vergi yolsuzluklarının sektörde egemen olmaya başlamasına neden oluyor.
Aşağıdaki bölümü olduğu gibi Rapor’un bir özet aktarımından alıyorum: “Taraftarlar, paranın kaynağını önemsemiyor. İnsanlar, kulübe para sağlayan başkanlara sempatiyle yaklaşıyor. Diğer yandan futbol kulübü sahibi olmak, suç dünyasından gelseler bile patronlara önemli bir sosyal statü sağlıyor. Bu statü, yerel idarecilerle de daha iyi ilişki kurulmasına katkıda bulunuyor. Örneğin bazı ülkelerde futbol kulübü yöneticileri çoğunlukla inşaat sektöründen geliyor.”
Yukarıdaki alıntı Türkiye’ye ilişkin değil ama sanki bizim için yazılmış. Unutmayalım Türkiye bazı cinayet zanlılarının, Anadolu’da kulüp başkanlığı yapabildikleri bir ülke. Bir daha bakarsak ara transferin neden canlı geçtiğini daha iyi anlarız.
Eser KARAKAŞ