



Dört hafta önce yazdığım bir yazıda beşte beşin sekizde sekizden çok daha önemli olduğunu yazmış idim. Sekizde sekiz serisi zaten kesildi, kesilmesi de normal, ligde takımlar artık çok güçlü.
Hiç kesilmese de, sekizde sekiz on sekizde onsekize de uzansa idi çok önemli değildi, zira Fenerbahçe iç başarılara doymuş bir kulüp zaten.
Beşte beş hedefi saçma sapan Twente mağlubiyetinden sonra benim kendi takımım için koymuş olduğum bir hedef idi ve gruptaki (Avrupa Ligi) son beş maçı kapsıyordu. Beşte beşin ilk üç ayağını başarıyla atlattık.
Twente’yi Hollanda’da yenmemiz zaten şart; bu iş adeta bir namus işine dönmüş durumda.
Sheriff ile içeride oynayacağımız maç ise zaten çok ciddi değil.
Beşte beşin ilk üç ayağının ve umarım beş ayağının da başarılı sonuçlanması bir üst turda oynayacağımız maçlar için bize moral vermeli.
Yabancı maçlarda çok ilerilere gidemememizin altında kanımca sadece bir özgüven eksikliği yatıyor.
Oysa Fenerbahçe’nin kadrosu ve bu kadronun kalitesi herşey için yeterli.
Geçtiğimiz hafta Roberto Carlos’un topun üzerinden atlayarak Alex’e attırdığı bir gol var ki, bu golü atan takımın Avrupa’da her yere gelebilmesi mümkün.
Yeter ki yönetim ve en önemlisi teknik direktör bu hedefe inansın.
Sevilla’yı elediğimiz sene şimdi ismini vermek istemediğim ve halen görevde olan bir yönetici yabancı sahada mağlup olmamayı bir hedef olarak koymuş idi; bu kadar küçük hedefler koyan bir Fenerbahçe yöneticisinin Fenerbahçeliliğinden doğrusu kuşku duymak lazım.
Aynı küçük hedef koyma hatasını tekrarlamaz isek bu sene Avrupa’da çok işler yapabiliriz.
Roberto Carlos’un da, ne yapıp edip ikinci yarı ve gelecek sene takımda kalmasını sağlamamız şart.
Eser KARAKAŞ