



Finalde Trabzonspor’u yenebiliriz ve genç Fenerbahçeliler’in hiç tanışmadığı, bizlerin de doğrusu unuttuğu Türkiye Kupası’nı müzemize götürebiliriz.
Yarın akşam Kadıköy’de Beşiktaş derbisini de alabiliriz.
Bursaspor’un başına da geçen sene Sivasspor’un başına gelenler gelebilir.
Anadolu takımları finale doğru üstlerinde galiba taşınması çok güç bir psikolojik yük hissediyorlar ve tökezlemeye başlıyorlar.
Bursaspor’da da aynı semptomlar son haftalarda görülmeye başlandı.
Galatasaray’da da benim öngöremediğim bir düşüş var.
Fenerbahçe’ye yeniliyorlar, bu Allah’ın emri, ama başka puan kayıplarını, o nitelikli kadro ve teknik direktörle, doğrusu çok net çözemiyorum.
Özetle, eğrisi doğrusuna denk gelebilir ve Fenerbahçe 2009-2010 sezonunu iki büyük kupayı da sırtlamış olarak bitirebilir.
Hem Turkcell Süper Lig, hem de Ziraat Türkiye Kupası.
Ne muhteşem bir başarı gibi gözüküyor değil mi?
Oysa, çok açık söylüyorum kanımca kazın ayağı pek de öyle değil.
ANNEMİZİN LİGİNDE OYNUYORUZ
Tüm sezon boyunca Fenerbahçe’nin tüm maçlarını izledim.
Fenerbahçe’yi çok seven ama futbolu da en az Fenerbahçe kadar seven başkaları da izledi.
Bu sezon Fenerbahçe’nin oynadığı futbolden memnunum diyen bir gerçek Fenerbahçeli var mı acaba?
Fransız temsilcisi Lille’e elendikten yani Avrupa’da bir kez daha havlu attıktan sonra bu muhtemel kupaların keyfini ne kadar çıkarabileceğiz?
Benim sene başından beri tercihim çok net idi: Ziraat Türkiye Kupası’na erken veda edelim, Turkcell Süper Lig’de ilk üçe bile girmeyelim ama artık Avrupa’da en azından bir final oynayalım.
Olmadı; yine anneannemizin liglerinde, üstelik kötü bir futbola kupa kovalıyoruz.
İki kupayı alırsak Daum’un yere göğe konamayacağı endişem de işin cabası.
Eser KARAKAŞ