



Bugün iki konuya gireceğim; birincisi bu Latin Amerika futbolu meselesi, diğeri de klasik, kronikleşmiş teknik direktör konusu.
Sayın Başkanımız geçtiğimiz hafta ilginç bir açıklama yaparak Fenerbahçe’nin Latin stili futboldan daha Avrupa tipi futbola yöneleceğini duyurdu.
Bu amaçla da futbolcu piyasasında gözlerini Avrupa’ya çevireceklerini söyledi.
Bu bir tercihtir, saygı duyulur ama ortada da mantıksal sorunlar vardır.
Latin stili futbol, bu stile yatkın oyuncularla oynanır ama bu stilin başarısında anahtar kişi teknik direktördür.
Siz istediğiniz kadar Alex gibi, Roberto Carlos gibi yıldızları takıma alın, bu futbolcuları sahaya süren kişi Alman Daum olursa burada artık Latin futbolundan bahsetmek olanaksızdır.
Fenerbahçe son senelerin göze en hoş gelen futbolunu, ‘Beyaz Pele’ Zico ile oynadı ve Avrupa’da da ilk kez bu kadar başarılı oldu.
Bu futbolcuları siz Daum’a emanet ederseniz sonuç bu seneki gibi olur. Ama suçlu Latin stili değil, bu stille oynamaya alışmış futbolcularla teknik direktör uyumsuzluğundadır.
Fenerbahçe, tarihinde de kısa paslı top oynamış bir takımdır; yapılması gereken Fener’in DNA’sına (her büyük takımın bir DNA’sı vardır) daha uygun Latin stilinde ısrarlı olmak ama bu hedefe yönelik oyuncu ve teknik direktör transferini yapmaktır. İki metrelik adamlarla da futbol oynanmaz.
Gelelim teknik direktör meselesine; Haziran ayı geldi, ilerliyor, her sene olduğu gibi yine yeni teknik direktör ortada yok.
Real Madrid, Pellegrini ile yollarını ayırdı ama yeni teknik direktörü de Mayıs ayında göreve getirdi. Transferleri bu sene Mourinho yapacak, takıma uyum sağlayacak.
Real Madrid-Fenerbahçe farkını yaratan da budur. Biz ise hala arayış içindeyiz.
Muhtemelen teknik direktör işi Ağustos’a, Avrupa rüyamız da bir kez daha başka bahara kalır.
Basına dedikodu olarak yansıyan Pellegrini konusu olumlu bir konudur, bitirirken bunu da ilave edelim.
Eser KARAKAŞ