



“Dört kupa, beş kupa” laflarına oldum olası sıcak bakmam zira tek maçta kazanılan kupalara kupa denmesini hep yadırgamışımdır.. İki kupa var, Turkcell Süper Lig ve Ziraat Türkiye Kupası.
Bu aşamada artık bu iki kupayı da almanın, birini almanın ya da kupasız kalmanın kanımca pek anlamı ya da farkı yok; oynanan futbol ortada, gönderilen Roberto Carlos Brezilya’da çok iyi bir ikinci devre geçiriyor, herşeyden önemlisi de Lille hezimeti önümüzde.
Fenerbahçe yönetimi şimdiden gözlerini, aklını 2010-2011 sezonuna çevirmeli ve gerekli önlemleri almalı.
İyi futbol iyi futbolcuyla oynanır; bu doğrultuda şimdiden adımlar atılmalı, ciddi bir transfer programı Temmuz sonunda bitirilmek üzere devreye sokulmalı.
Daum ile devam etme yanlışı yapılacak ise, muhakkak Avrupa Kupaları konusunda motive edilmelidir.
Anladığım kadarıyla Daum’u motive etmenin yegane yolu da ücreti ile Avrupa’da final oynama arasında bir ilişkinin sözleşmeye ilavesidir.
Başka türlü Daum’un kolayı seçip iddiayı yine içeriye taşımaması için bir neden göremiyorum.
2010-2011 sezonunda Fenerbahçe Avrupa kupalarından birinde final oynamaz ise harcanan bu kadar paranın, yapılan stadların, Fenerium başarısının anlamı da sorgulanacaktır.
Turkcell Süper Lig’i ya da Ziraat Türkiye Kupası’nı almak için mevcut stadı yapmak da şart değil idi.
Bizim eski “papazın bağında” da, ya da Dereağzı’nda da bu başarılar (!) gelebilir idi; zaten geçmişimizde de bu başarılardan çok sayıda mevcut.
2010-2011 sezonuna başlarken, hatta daha şimdiden yönetimin başarı çıtasını mutlaka ve mutlaka Avrupa finallerine koyması zaruridir.
Daum bundan hoşlanmayabilir; teşekkür eder göndeririz.
Eser KARAKAŞ