Ulusal bayramlarımız, iktidar kim olursa olsun, yıllar yılı kutlanır. Örneğin kimse kalkıp ‘19 Mayıs 1919’da biz yoktuk... Bize ne!.. O gün kim varsa o kutlasın!’ demez! Aklına bile gelmez bunu demek!
Ne yazık ki,Galatasaray’da bu iş böyle değil.
Galatasaray 17 Mayıs 2000 yılında, Kopenhag’da Arsenal’i yenerek, UEFA Kupası’nı Türkiye’ye getirdi. Kulüp, ‘Devlet Onur Madalyası’ ile ödüllendirildi.
Ama sonra, o başarının altında imzası bulunan, Faruk Süren ve biz arkadaşları ‘ayrıldık’. Yerimize iki başkan geldi bu güne değin. Bırakın 17 Mayıs’ın yıldönümlerini kutlamayı, o günü ağızlarına dahi almadılar.
Ve iş tabi Faruk Süren’e düştü.
Her yıl 17 Mayıs’ta bir araya gelir, o günü yeniden yaşarız, biz bir avuç yönetim kurulu üyesi, Sevgili Fatih Terim, çalışma arkadaşları ve bize katılmak isteyen, o günü yaşamamış üç-beş Galatasaraylı daha..
Hepimizin bir anısı vardır ya; o günle ya da daha sonra Monaco’da Real Madrid’i yenerek kazandığımız Süper Kupa’yla ilgili..
Her nedense bir avuç Galatasaraylı’nın dışında, o da Faruk Süren’in öncülüğünde, kimsenin kılı kıpırdamaz, yönetimlerde.
Galatasaray ve Galatasaraylılar’ın Bayramı ilan edilmesi gereken bir gün, bizlerin bir masa çevresinde toplanıp anılarımızı tazelememizle noktalanır.
Ve kimse bilmez dökülen terin, gözyaşının, onca çabanın değerini de anlamını da... Çünkü Galatasaray Kulübü’nün kimi ağaları, 17 Mayıs’ı hatırlatmak istemez... Camiaya da taraftara da... Hatırlatırlarsa eğer, o zaman 17 Mayıs sonrası başta Faruk Süren, o yönetimdeki insanlara neler yaptıklarını da anlatmak zorunda kalacaklardır.
Neden o kupadan sonra Galatasaray’ın maddi anlamda ferahlayamadığının hesabını vereceklerdir... Logoya niye el koyduklarını açıklayacaklardır... Ve daha neler neler...
Onun için bir avuç Galatasaraylı’nın dışında, kimi yöneticiler ve ağalar o günü unutturmak için ellerinden geleni yapar dururlar...
Olsun... Galatasaray taraftarı, o formayı terletmiş aslanlar, biz oniki kişi, Fatih Terim, hatırlıyoruz ya...