



Ancak ne var ki; Ertuğrul Sağlam, Tolunay Kafkas, Mehmet Özdilek ve Abdullah Avcı’dan oluşan dörtlü, genç kuşak hoca akımının Mili Takım’a olası katkıları konusunda hayal kırıklığı yarattı.
Ertuğrul Sağlam, “Ben şu anda Milli Takım’ı istemiyorum. Görev verilirse kabul etmem” diye kestirip attı. Öbürleri göreve istekliydi ama; neyi, nasıl, niçin, nerede ve ne yapacaklarının hazırlığı içinde değildi... Toplantıya stratejisiz, projesiz ve öngörüsüz gelmişlerdi. Tolunay ise, bir an evvel gitme telaşı içindeydi ve sürekli saatine bakarak huzursuz oturuyordu. “Ne zaman bitecek” diye sorup durdu. Hatta bu telaşı antipati yarattı.
***
Milli Takım’ın emanet edilmesi düşünülen, teşvik edilen ve bu konuda kamuoyu oluşturulan genç teknik direktörler; beklentilerin çok altında kaldı. Hiçbir şey konuşmadılar. Söylemleri kimseyi tatmin etmedi. Hiçbiri “Ben varım” diye ortaya çıkamadı. Oysa dirençli, dirayetli, inatçı ve hedef yüklü olsalardı; federasyon yabancı hoca arayışlarındaki hızını keser, onlara yönelirdi. Bana göre bu yolu tıkadılar.
Rıdvan Dilmen, bu tıkanışı açıkça hissetmiş olmalı ki; alternatif bir “Yerli Hoca” hareketini başlattı. Genel olarak 90’lı yılların yıldız futbolcuları konumundaki Oğuz Çetin, Cüneyt Tanman, Metin Tekin, Gökhan Keskin ve Hakan Ünsal gibi isimlerle Papermoon’da bir araya geldiler. Gerçi toplantı konusu “Futbolu futbolcular yönetsin” ana ekseni etrafındaydı ama; “Milli Takım’ı yerliler çalıştırsın” bakışı da, önemli konu başlıklarından biriydi.
Yerli hoca için, uygun bir ortam ve “Arz-talep ilişkisi” var ama; adayların hiçbirinde “Kendilerini öne çıkaracak” bir Yılmaz Vural cesareti yok.
Ali Sami ALKIŞ