



Siyah-Beyazlılar’ın son 3-4 sezonluk maçlarında, ilk yarılar genellikle uyuşuk, temposuz ve rakibin hata yapmasını bekleyen hantallıkla geçiyordu. Beşiktaş; geçmişte ilk 45 dakikaları hovardaca israf eden tavrını terkedip aktif futbola dönünce, maç da haliyle güzelleşti.
***
Mustafa Denizli’nin kulübedeki yokluğu; sahada hiçbir şekilde otorite zaafına yol açmadı.
Herkes işine baktı.
Gençlerbirliği de, rakibinin futbol oynama isteğine paralel bir anlayışla karşılık verdi.
Siyah-Beyazlılar’ın belirgin üstünlüğüne rağmen, devre berabere dahi bitebilirdi. Bu da, sahadaki futbolun akış debisini gösteriyordu.
Ama ikinci yarıda, her iki takımın orta saha vidaları gevşemiş gibiydi. Topu alan 30 metre sürmeye başladı. Bu savrukluk, Beşiktaş’ın beklenmedik anda golü yemesine yol açtı.
Beraberlik, Beşiktaş’ı şoka soktu... Düzeni bozulunca rakibine tehlikeli pozisyonlar verdi. Maç gerildi...
***
Tayfur Havutçu, Mustafa Denizli’den aldığı direktifle Yusuf’u tam zamanında oyuna soktu. Böylece, dağılan Beşiktaş kısa sürede toparlanmaya başladı.
Ardı ardına goller geldi ama; Gençlerbirliği’nden yediği beraberlik golünün takımı bu kadar olumsuz etkilemesi, gelecek maçlar için ciddi bir tehlike...
Bir maç içinde bu kadar keskin zik-zaklar olmasının altından, her zaman bu kadar kolay kalkılamaz.
Gençlerbirliği’nin maçın her anında aktif futbola olan ilgisi, temposu, dikkate ve övgüye değerdi. Onlara da katkıları için teşekkür etmek gerek.
Ali Sami ALKIŞ