



Bir Beşiktaş düşünün ki; devrenin sonuna doğru attığı gole kadar, Bobo’nun şutu dışında başka hiçbir şey üretemedi... Atak olmadığı gibi, atak başlangıcı da yoktu.
Yavaş, hımbıl ve sevimsiz futbolunun; oyunu kontrollu oynamasıyla da ilgisi yoktu. Saldım çayıra, mevlam kayıra düzeninde oynadılar.
Fakat, hak etmedikleri bir anda ve hak etmedikleri bir futbolla; üstelik teknik ya da estetik hiçbir değer taşımayan zoraki bir golle öne geçtiler.
Angelov, kaleci ya da savunmanın her an hata yapabilecek zaafını önceden fark ettiğinden arka arkaya koyduğu presle birkaç kez gerilim yarattı. Yıpratıcı ısrarını beğendim. Ama ne var ki; İbrahim Toraman ortanın tozunu-toprağını tek başına temizliyordu.
Beşiktaş ikinci yarıda, biraz daha derli toplu göründü. Ama sadece göründü... Çünkü bunun böyle olması, rakibinin ilk yarıdaki etkinlik hacminin biraz kaybolmasından oluştu. Buna rağmen Denizli önemli fırsatlar yakaladı.
Günün özeti şudur... Bu futbolla üç puan, metro kazısında Karun Hazineleri’ni bulmak gibi bir şey!
Bir hava topu sonrası, rakibi ile birlikte yere düşen İbrahim Kaş’ın; ayağa kalkarken eliyle rakibine sert ve kaba şekilde vurması, sarıyı gerektiriyordu. Bunun dışında hakemin, maçı her açıdan başarıyla yönettiğini söyleyebilirim.
Ali Sami ALKIŞ