Son dönemlerdeki puan kayıpları nedeniyle kendine güvenini zedeleyen Sivas; daha önceki maçlarının aksine oyuna tempoyla başladı. Kaybedecek zamanı olmayanların aceleciliği ile, kısa yoldan sonuç almak istiyordu. Bu yüzden 7,8 ve 9. dakikalarda arka arkaya önemli fırsatlar yakaladı.
Bilica’nın serbest atışı, Sedat’ın kafası, Musa’nın kale dibinden kaçırışı; ilk gol atanın Sivas olacağı sinyalini veriyordu. Ama tam tersi oldu... O ana kadar maçta hiçbir etkinlik üretemeyen Gençlerbirliği; bir kontratağı değerlendirince, Troisi ile öne geçti.
Sahadaki ve tribündeki tüm Sivaslılar’ın başından aşağı buz gibi bir kova su mu döküldü, bir tava kızgın yağ mı boca edildi, anlayamadık.
Herkes şok olmuştu.
* * *
Bu şok dalgası, Sivas’ı sersemletmişti. Çünkü gol dakikasından sonra, devreye kadar Murat Erdoğan’ın sert şutu dışında, bir şey yapamadılar. Yedikleri gol de şampiyonluk umutlarının ellerinden uçup gittiği kanısı onları panikletmişti. İmdatlarına devre arası yetişti.
Kendilerine gelmiş, toparlanmış ve henüz kaybedilmiş bir şey olmadığının bilincine varmıştı. İkinci yarıyla kimlik, ruh, taktik, strateji artık neyi değiştirebileceklerse, her şeyi değiştirerek çıktılar. Yüklendikleri hırs, yıkılan baraj suları gibi önüne geleni sürükleyerek sele dönüştürdü.
Goller şamar gibi patladı.
* * *
3-1 öne geçiş takımın sinirini, adrenalinini, gazını aldı. Ancak bu ani rahatlayış, Gençlerbirliği’nin tehditlerine ve ikinci golüne neden oldu. Bu işler boş vermeye gelmez. Tabela umudu önümüzdeki haftaya taşıyor. Lig bitmeden lig bitmez!