



Fakat maç başladı gidiyor; F.Bahçe’nin pırpır koşuşturmasından başka ortada görünen bir şey yoktu... PAOK, rakibini gizli bir denetim altında tutuyor; uçuk şeyler yapmasını önlüyordu. Zaman boşu boşuna akıp giderken, Sarı-Lacivertliler’in etkin bir atağına, şutuna, pozisyonuna bir türlü rastlanmıyordu.
Daha 2. dakikada Niang’ın kaleye paralel giden sıradan bir şutu ve Stoch’un ince çalımlarla sokulup yumuşak gönderdiği top dışında; incir çekirdeğini dahi dolduracak bir yaptırım yoktu.
PAOK ise, dişli ve inatçı bir takım olduğunu vurgulamak istercesine; tehlikeli sokuluşlar yapıyor, “Dikkat et, karşında ciddi bir potansiyel var” dedirten güç gösterisinde bulunuyordu. O kadar ki; ceza sahamızda 3 kişiye birden çalım atacak beceri ve yüreklilik gösteriyorlardı.
Çanlar, tehlikeli şekilde çalıyordu.
***
Bu çan sesi, F.Bahçe’ye uyarıyı yaptı ve Sarı-Lacivertliler ikinci yarıya ciddi anlamda tempo yükselterek çıktılar. Yoğun baskı ödülünü çabuk aldı ve Emre harika bir golle takımına can verdi. PAOK, F.Bahçe’yi ilk yarıdaki gibi rahat kontrol edemiyordu. Ama hızlanan oyunda savunma zaafları başlayınca, kontrataktan kritik pozisyonlar da buluyorlardı. Bir defasında, boş kaleye bir metreden topu sokamadılar. Ama uzatmada büyük savunma hatasını affetmediler.
F.Bahçe, G.Saray ve Trabzon’la birlikte “Eski hamam eski tellak” günlerine geri döndü.
Ali Sami ALKIŞ