Sarı-Lacivertliler, hiçbir şey yapmadan yenilgiyi bekler haldeki çok kötü Antalya’ya 4 çekince; abaratılmış övgüler aldı. Bunun yanlışlığı çabuk anlaşıldı ama; bu hafta gene aynı hatalar işlendi. Yüksek skorlar övgü getirdi.
Gerçekten bunu hak ettiler mi?
G.Saray, Eskişehirspor karşısındaki aynı oyunuyla; başka rakipten aynı sonucu alamazdı. İlk yarı tamamen kötü bir G.Saray vardı. Maçın yıldızı sanılan Arda, ilk 45 dakikada küskün, yılgın ve saklanarak oynuyordu, O kadar ki; Lucas Neill arkadaşlarının takım oyunundan uzak savruk futbolları karşısında sinirlenmiş ve durmadan herkese bağırıp duruyordu. İlk devredeki G.Saray, inanılmaz kötüydü.
Şansı, Eskişehir’in kendisinden daha kötü olmasıydı. Kırmızı-Siyahlılar ilk etkili şutlarını ancak oyunun 36. dakikasında atabilmişti. G.Saray’ın maçın başında attığı gol, tamamen bir kaleci ikramıydı. Bu gole bile övgüler düzdüler.
F.Bahçe galibiyetinin, Antalya maçı galibiyetiyle görünür bir farkı yok. 2 gol atmasına rağmen, Manisa’nın güçlü bir rakip olmadığı hemen anlaşılıyordu. Bir takımı yerin dibine batırırken de, gökyüzüne çıkarırken de; o sonuçlar alınırken, rakiplerinin pozisyonunu da unutmamak gerekir. Sonra dişli birileri gelir, külahı ters giydirir.
Başka Okan Alkan’lar arada kaybolmasın!
G.Saray’ın altyapısından futbolcu çıkarttığı sıkça görülen bir olaydır. Beşiktaş son dönemlerde Necip’le bu yönde takdir topladı. Ama F.Bahçe’nin bu yolda biraz yaya kaldığı eleştirileri yapılıyordu. Ki, bu doğru... Çünkü son kez 2001 yılında Semih gelmiş, arkası kesilmişti.
Sarı-Lacivertliler; Gökhan Gönül’ün yokluğunda 18 yaşındaki Okan Alkan’a şans verdi. Çocuk iki asistle yıldızlaştı. F.Bahçe’nin Manisa maçındaki en büyük kazancı 3 puan değil, budur... Sezon öncesi yapılan Genk maçında sadece 11 dakika oynayan ve başka hiçbir maçta kadroya giremeyen Okan; artık göz ardı edilemez. Demek ki, isteyince oluyormuş...
Kulüpler, kendi içindeki cevherleri keşfetmede daha çabuk olmalılar. Başka Okan’lar arada kaybolmasın!
Kaleci hataları haftası!
Bu haftanın iki önemli özelliği var. Birincisi; kaleciler kötü (Hatta bazıları komik) goller yediler... İkincisi; büyüklerin savunmaları da kötüydü.
Rakip forvetin önüne ikram edilen kaleci topları... Tuttu denilen topu bırakan meşin eldivenliler... Hava topuna boşa çıkanlar... Direkten dönen toplarla kurtulanlar... Kalecilerle beraber savunmalar da, ürkütücü bir hafta geçirdi. Arkaya adam kaçırmalar, kademe zaafları, birbirleriyle uyumsuzluk, gereksiz pozisyon vermeler çok fazlaydı. Takımlar hala uyum sorunu yaşıyor.
Düğümü ‘itiraf’ çözdü
Yüzde 80 Şansı var
Aktan ‘konuşan benim’ Kazan ‘görüştüm’ dedi
YARSAV fişledi biz de aldık
Ülkücü paradigmanın iflası
12 Eylül’de Evren ile aynı oyu veremem
Ben hepinizin annesiyim
‘Türbanı çözeceğiz’ derken tesettür ‘rahibe kıyafeti’ oldu
Bedri ile Fazıl
Ergenekonsuz Türkiye için DSP’de toplu istifa