




Kürt aydını Orhan Miroğlu: Açılımın en önemli nedeni, savaşın 90’lardaki gibi sürdürülemeyeceği. Bu konuda taraflar arasında zımni bir ortaklık var
Demokratik özerklik talebiyle ilgili olarak “Kürtlerin en önemli sorunu bu: Kürtleri bir gerilla örgütü mü yönetecek’ diye soran Miroğlu “önce barış şart” diyor.
Kürt aydını Orhan Miroğlu ile söyleşiye kaldığımız yerden devam ediyoruz.
• Meymuniye saldırısı gibi sivil Kürtlerin katledildiği saldırılar PKK’nın kendi tabanında meşruiyet kaybına yol açmıyor mu?
Sanmam, PKK’de somutlaşan taleplerin arkasında olmak tabanda hala güçlü ama bu eylemler PKK açısından önemli handikaplar yaratıyor, vicdanları yaralıyor. Çünkü bu mücadele, her şeyden önce haksızlığa karşı çıkma mücadelesiydi. Kürtler bunu böyle anladı. Ama savaş 90’lardaki gibi sürdürülemez artık. Açılım politikalarının en önemli nedeni de bu. Buna dair taraflar arasında zımni de olsa benimsenen bir tutum var. Yoksa meseleyi açıkça müzakere ediyor olmayacaktık.
HUKUKİ STATÜYÜ KONUŞMA VAKTİ GELDİ
• Kürtçe’nin, Kürtçe adların, Kürtçe yayının serbest olması Kürtler için yeterli değil mi artık, bu evreyi geçti mi Kürtler, iş hukuki statü meselesine mi geldi?
Öyle. 89’da sosyalist blok çöktü, 100 ülkenin rejimi değişti. Türkiye bu dönemi ıskaladı, hatta savaşın en yoğun yaşandığı dönem oldu. Kürt savaşı olmasaydı Türkiye bugün AB üyesiydi. TRT Şeş, Med tv’nin bile yokken olsaydı savaş belki bu kadar destek bulmazdı. Artık Habur’dan çıktığınız an Kürtçe resmi dil, onlarca Kürtçe yayın yapan tv var. Eş zamanlı tarih açısından Türkiye’nin attığı adımlar çok iyi bir yere oturmuyor ama elbette TRT Şeş çok değerli. Fakat burada kalınamaz, realite bu. Artık hukukun konuşulması lazım hem hukuk sadece Kürtlere lazım değil. Anayasadaki vatandaşlık tanımından rahatsız olmak için ille Kürt olmak gerekmiyor.
• Bundan başka Kürtlere ne iyi gelir?
Türkiye kamuoyunun ortak noktaları, acıya yasa karşı hassasiyeti var. Acı vermiş kimi hak ihlalleri konusunda karşılıklı jestlerde bulunulabilir. Diyarbakır cezaevinin Madımak gibi müze olması, Mustafa Muğlalı adının iptali, Musa Anter, Vedat Aydın gibi faili meçhule kurban gitmiş Kürt aydınlarının mezarlarına karanfil bırakılması gibi jestler tüm toplumu yeniden düşünmeye sevk eder. Aynı şekilde bölgedeki STK’lar, siyasiler de, 33 askerin öldüğü Bingöl’deki anıtı ziyaret edebilirler. Savaşı, şiddeti isteyenler dışında kimsenin itirazı olmaz buna. Bu jestlerin yumuşamaya çok faydası olur.
DİN ROKET ATARAK ETKİSİZLEŞTİRİLEMEZ
• Gülen Cemaatinin bölgede varlığı artıyor. Bu durum tüm bu süreci nasıl etkiler, etkiliyor?
İslam’ın bölgedeki varlığı yekpare değil. Diğerleri yanında Gülen cemaati var, geçmişi Nakşiliğe dayanan. Kürt tarafının bu kesimlere karşı geliştirdiği mücadele yöntemlerinin meşru ve demokratik olması gerekir. CHP ve MHP’nin ideolojileri onların bu toplumdan tasfiye olmasını sağladı fakat İslami hareket açısından bunu söyleyemeyiz. İslam bu topraklarda uzun yıllar yaşayacak. Önemli olan toplumla ilişkilerde hakka hukuka riayet etmek ve demokratik teamülleri benimsemek, her iki taraf için de geçerli bu. Cumhuriyetin tehdit gibi algıladığı iki hareket karşı karşıya geliyor gibi ama bugün ne BDP’nin toplumdaki etkinliğini halka kurban eti dağıtarak değiştirebiliriz ne AK Parti binalarına roket atarak.
MEZAPOTAMYA KAPLANLARI VE ŞEYTAN ÜÇGENİ
• BDP aralarında bölgenin işveren örgütlerinin de olduğu STK’ların ortak açıklamasına karşı ‘onlar Kürtleri temsil edemez’ dedi. Öcalan da ‘bunlar devletin işbirlikçileri’. PKK, BDP Kürt burjuvasını neden dikkate almıyor?
Aynı görüşleri paylaşmıyorlar, bu da normal, PKK köylüleri örgütleyerek var etmiş kendini. Ama ne PKK ne BDP burjuvazimiz olmasın diye bir çaba göstermedi. İşadamlarımız şeytan üçgeninde öldürüldü. Bunlar olmasaydı, bizim de Mezopotamya Kaplanlarımız olsaydı bugün Mehmet Karamehmet güney Kürdistan’da petrol çıkarıyor olmayacaktı, belki o sözleşmelerin altına Mezopotamya Kaplanlarımız imza atacaktı. Mesela neden Halis Toprak’ın nasıl eritildiği hiç konuşulmadı da hep evlilikleri konuşuldu? • BİTTİ
Fadime ÖZKAN