




TEK ADAM DEĞİLİM, ORTAK AKIL İŞLİYOR DİYEN YÖK BAŞKANI PROF. DR. YUSUF ZİYA ÖZCAN:
Ne hükümetten telefon aldım ne Çankaya'dan
Özcan: Göreve başladığımda YÖK siyasetin içinde, bilimsel faaliyetlerden uzaktı. YÖK'ü kendi alanına çekmek kolay olmadı, bu sürede bana hiç müdahale edilmedi.
12 Eylül darbesinin ürünü kurumlardan biri olan, vesayetçi sistemin en önemli ayaklarından biri olma görevini yıllarca sürdüren YÖK'e Aralık 2007'den bu yana başkanlık ediyor Prof. Yusuf Ziya Özcan. ODTÜ Sosyoloji'de öğretim üyeliğinden YÖK başkanlığına geçen ve 'alışmak hiç kolay olmadı' diyen Özcan, sorunları birer birer çözmeye çalışıyor. YÖK'ün işleyişinden zihniyetine, kontenjan sorunundan yeni kurulan üniversitelere, eğitimde kalite ve eşitsizlik sorunlarına, öğretim elemanlarının gelir durumundan sınav sistemine kadar o kadar çok mesele var ki. Hepsini konuştuk. YÖK başkanlığının ondaki karşılığı ve ne yaşadığı da dahil. Konuştukça öğrencilerinin Yusuf Ziya Hocayı neden çok sevdiğini de anladım. Yeniden öğrenci olmak istedim.
2547 sayılı YÖK Kanununda değişiklik öngören tasarınız neleri içeriyor?
En önemli kısmı denge tazminatıyla ilgili. Mevcut durumda öğretim üyesi dışarıda iş yaptığında -üniversite endüstri işbirliği kapsamında mesela- devletin verdiği denge tazminatını kaybediyor. Bu yardımcı doçentler için yılda 4 bin lira gibi bir para ediyor. Bu yüzden pek çok hocamız dışarıda iş yapmaya isteksiz. Denge tazminatı kesilmesin, öğretim görevlileri dışarıda da iş yapabilsin istiyoruz.
Üniversitelirin YÖK'ün vesayetinde olması eleştirilse de YÖK'ün denetlemede yetersiz kalması da şikayet konusu?
10 kişiden oluşan bir denetleme kurulumuz var, bir üye de gelmediği için 9 kişiyle çalışıyor. 28 üniversite varken kurulmuş bir yapı bu. Üniversite sayısı oldu 146. Dolayısıyla hiçbir zaman yeterli olmuyor. Akademik denetlemeyi zaten çok iyi yapamıyoruz. Bizim yaptığımız mali ve idari denetleme. Bunu da sadece vakıf üniversitelere için yapabiliyoruz, devlet üniversiteleri için yapamıyoruz.
Ve sorunlar çıkıyor...
Çok sorun çıkıyor. Denetlemezseniz ne olduğunu bilemiyorsunuz. Ancak şikayet olursa denetleme gönderebiliyoruz. Ama yetmez, senede bir kez denetlenebilmeleri gerekir.
Denetlemeden tam olarak ne anlamalıyız, nasıl bir amaçla denetliyorsunuz üniversiteleri? Amacınız üniversiteliri kontrol altında tutmak değil. Idari bazı yanlışlıklar olabiliyor, bu da bilmemekten kaynaklanıyor. Hataların minimuma inmesi için yılda bir kere denetlenmeleri iyi olur.
Nasıl olacak, talebiniz ne?
Denetleme Kurulunu 12 kişiye çıkarmak ve onlara bağlı olarak da 32 genç denetçiden oluşan bir alt grup oluşturmak istiyoruz. Bunu önerdik.
OKULDAN ATILMAK TARİH OLUYOR
Yeni tasarıyla okuldan atılmak da tarih olacak değil mi?
O çok güzel bir şey, dünyanın her tarafında olan bir şey. Kişilerin hiç bir zaman öğrenme hakkını elinden almayacağımız bir sistem geliyor. Başarılı olanların harçlarını düşürüp başarısız olanların harçlarını yüzde yüz artırarak eğitime devam şansı vermeyi esas alıyor. Kanunumuzda 7 yılda mezun olma zorunluluğu var. Yılları takip edeceğimize kredileri takip edelim, harçları da kredi başına alalım dedik. Takibi de daha kolay olur.
Her yaşta eğitim şansı sunan +25 öneriniz ne aşamada?
O daha tasarı haline gelmedi, düşünce bazında, önce burada fikri jimlastik yapılacak ondan sonra...
HOCALARIMIZIN GELİRİNİ ARTIRACAĞIZ
Eğitimin, bilimsel çalışmaların yükünü taşıyan hocaların pek iyi kazanmadığı malumun ilamı. Ücret artırımı için ne yapıyorsunuz?
Bu bizim için çok önemli. Öğretim üyelerimizin özlük hakları çok zayıf maalesef. 10 yıl önce karşılaştırdığımız mesleklerle bugün karşılaştırsak bin, binbeşyüzlira gibi geriden geldiğimiz görülecek. Özlük haklarımızda iyileştirme yapın, diyebilirdik hükümete. Ki bu diğer meslek gruplarının da iştahını artırırdı. Ondan vazgeçtik. Daha akıllı bir şey yapalım, çalışanla çalışmayanı ayıralım dedik birbirinden. Performansı olanlara ek para ödeyelim diye bir sistem yarattık.
Nasıl işleyecek bu sistem?
Bir öğretim görevlisinin günlük olarak yaptığı tüm işleri listeledik, her faaliyeti göreceli olarak puanladık, her puanın da bir para çarpanı var. Diyelim ki bir öğretim üyesi 200 puan topladı, puanın çarpanı da 10 lira, o zaman 2 bin lira gibi bir para alacak. Bu seneki performansının ücretini takip eden yıl, aylık olarak alacağı bir düzenleme. Başbakanımız bunu çok olumlu buldu. Bilim Tetkik Yüksek Kurulu da çok olumlu buldu. Sadece zaman yetmedi tasarının içine koymadık. Meclis yeniden açıldığında gelecek gündeme. Bu da performansa dayalı bir ödüllendirme sistemi.
Bütçesi nedir?
Hesaplarımıza göre 8 yüz trilyon gibi bir para. Ama kimin ne kadar performans göstereceğini bilmediğimiz için çok da emin değiliz, herkesin başarı göstereceğini düşünerek belli bir düzeyde hesap yaptık ama ne olur onu bilmiyoruz şimdi.
2547 sayılı kanunda değişiklik öngören tasarı Meclis tatile girmeden geçecek mi?
Denge tazminatını, geçirmeye çalışacaklardır. Öbürleri belki yaz sonuna kalabilir.
TIPTA ÖĞRENCİ SAYISI 20 YILDA SADECE 18 KİŞİ ARTMIŞ!
Aralık 2007'de iş başı yaptınız. İdari müdahalelerden sonra yaptığınız ilk iş üniversitelerin kontenjanlarını artırmak oldu. En acil sorun bu muydu?
Öyle. Son 20 yılda kontenjan en fazla yüzde 6 artmış. Halbuki liseden gelen öğrenci sayısı çok çok fazla. Buna hiç bakmamışlar, yıllar içinde ciddi bir problem haline gelebilir, dememişler. Nitekim birikti işte, 860 bin kişi oldu. Üniversiteleri kendi başlarına bırakmışlar. Üniversitelere bırakırsanız üniversiteler her zaman kontenjanı azaltma, az öğrenci ile öğretim yapmayı isterler. Mesela tıpta, son 20 yılda 26 tane tıp fakültesi yapılıyor, artırılan öğrenci sayısı sadece ve sadece 18. 1986-87 öğretim yılında Türkiye'de 21 tıp fakültesi varmış öğrenci sayısı 5099. Öğretim üyesi sayısı 2 bin beşyüz gibi. Tam 20 yıl sonra 2007-2008 öğretim yılında tıp fakültesi sayısı 47, kabul edilen öğrenci sayısı 5117. Sadece 18 öğrenci artmış, fakülte başına bir öğrenci bile artmamış. Her yeni tıp fakültesi açıldığında hepsi kontenjan kısmış, sayıyı hep aynı seviyede tutmuşlar.
Sağlık sektöründeki doktor azlığının bir nedeni de bu. Nüfus artıyor, olması gerektiği gibi sağlık hizmetinden herkes daha kolay ve çok faydalanıyor ama doktor yok!
Az olur tabi, 20 yılını böyle geçirirsen. Biz bunu önlemek için kontenjanı artırdık. Tıp kontenjanını öyle 50, 100 falan değil bin 600 civarında artırmaya başladık. Bu sene tıpta 7, 8 bin civarında kontenjanınımız var. O problem bir kaç yıl içinde kapanacak inşallah.
TABELA ÜNİVERSİTELESİ DİYE BİR ŞEY YOK
Taşrada yeni açılan üniversitelerin tabela üniversitesi olarak kaldığı yönünde çok eleştiri var?
Tabela üniversite eleştirisine inanmıyorum, her üniversite kurulduğunda gerçekten küçük kuruluyor, emekleme dönemleri oluyor. Eleştirenler de görecek ki onların hepsi 10, 15 yıl içinde gayet oturaklı üniversiteler olacak. Bir yerden başlamak gerekiyor. Tek dikkat etmemiz gereken onların kaliteleri.
Fiziki şartlar bir şekilde halledilir de, öğretim kadrosu açığını nasıl kapatacaksınız?
Iyi soru. Toplam 146 üniversitemiz var. 95'i devlet üniversitesi, 51'i vakıf üniversitesi. Öğretim kalitesi için şunu yaptık: ÖSYM'den bir miktar para almıştık 3 yıl önce, bütçe fazlasının yüzde 25'ini bize vermişlerdi. 180 trilyon gibi bir paraydı. Iyi para. Bu parayı öğretim üyelerinin kalitesini artırmak için kullanalım dedik. O istikamette yüksek lisans öğrencilerini 3 ay, doktora ve dokrota sonrası öğrencilerini birer yıl yurt dışına gönderme kararı aldık. 430 öğrencimiz bu yolla yurt dışına gitti. Şimdi doçent ve profesörlere de yaymaya karar verdik. Gitsinler, dilleri biraz parlasın, konuşmaya konuşmaya dil biraz gevşiyor. Networklerini tazelesinler, hocalarla tanışsınlar, ortak projeler yapmamız lazım. MEB'le her sene bin öğrenciyi yurt dışına gönderiyoruz bu amaçla. 1900'lü sayıları geçti, 5 yıl için öngörülmüştü, Bakanımızı ikna edebilirsek 7 yıla uzatabiliriz. 7 yılda 7 bin öğrenci göndermiş oluruz ki, bunlar 6 yıl sonra geri döndükleri için her yıl en az 600 yeni öğretim görevlisinin sisteme eklenmesi çok güzel katkı olur. 3-4 yıl içinde Türkiye'nin en az 20 yılını akademik açıdan garantiye almış oluruz.
BEYİN GÖÇÜNÜ ÖNLEYECEĞİZ
Yıllar yılı hep bir beyin göçünden bahsedilir. Ülkenin en iyi yetişmiş akademisyenleri yurt dışına çıkar ve dönmez, çünkü burada kendi alanlarında gerekli imkanların onlara sağlayamayacağını düşünürler, öyle de olmuştur. Beyin göçünün önüne nasıl geçeceksiniz?
Biz bu konuya hoşgörüyle yaklaşıyoruz. Evvelden hoşgörüyle yaklaşılmazdı, biraz garip bakılırdı. Onların üstün olan statüsünden dolayı. Şimdi davetkarız. Amerika'daki kriz de işimize yaradı. Kriz dolayısıyla bazılarının işlerine son verildi, bazılarının ders sayıları azaltılarak ücretleri düşürüldü. Geldiklerinde burada, eskiye oranla daha iyi bir ortam buluyorlar. Denklikle ilgili bir sorun vardı, yönetmelikte değişiklik yaparak sorunu ortadan kaldırdık. Bunu yabancılar için de yaptık ama en çok faydalanacak olanlar yurtdışında lisansüstü ve öğretim görevliliği yapanlar. Laboratuvar vs. açısından artık iyi imkanlarımız var, Bilkent'te mesela nano teknoloji araştırma merkezimiz fevkalade. Bu tür alt yapı ve olanakları hazırlarsak hocalarımızın gelmesini kolaylaşacaktır.
ARTIK ELEMAN VERMİYORUZ DİYEBİLİRİZ
Kan kaybınız bir nedeni de bürokrasiye verdiğiniz akademisyenler..
Çok veriyoruz, bundan biraz şikayetim var. Kalkınma Ajansları çok elemanımızı çektiler. Evet anlamlı bir iş yapacaklar Türkiye için ama bu canımı sıkıyor doğrusunu söylemek gerekirse.
E, ne yapacaksınız?
Alan, devlet olduğu için yapacak bir şey yok, biz de kendi elemanımızı artırmaya çalışıyoruz. Ama bence belki gelecek yıl bir karar alıp, kimseye öğretim üyesi vermiyoruz da diyebiliriz. O da belli kavgalara yol açar. Bunu da yapmayı çok istemiyoruz ama bizi de zor durumda bırakmasınlar. (gülüyor)
VAKIF ÜNİVERSİTELERİ KUSURA BAKMASIN
Vakıf üniversiteleriyle ilgili durum ne, sorun var mı?
Toplam öğrenci kontenjanının yüzde 6, 7'sini oluşturuyorlar. Halbuki dünyada durum farklı, Çin'de bile yüzde 25'i geçti. Bizde çok cılızlar. Ama onlara biraz zaman vermek lazım. Onlarda dikkat etmemiz gereken şey kalite. Yeni bir uygulamaya geçtik, bu onları biraz rahatsız etti. Eksikleri olan vakıf üniversitelerinin kontenjan taleplerini değerlendirmiyoruz. Bir konuda hata yapıyorlarsa bildiriyor takip ediyoruz. Mali ideri ve akademik olarak onları her yıl denetliyoruz. Bunu yapmak zorundayız, kusura bakmasınlar.
ASIL SORUNUMUZ EĞİTİMDE EŞİTLİK
Nüfusunun büyük oranı eğitim yaşındaki gençlerden oluşan 73 milyonluk bir ülke için 146 üniversite yeterli mi?
Bazı mercilere göre yeterli. Biz 200'e kadar çıkabilir diye düşünüyoruz. Ya mevcutlar kapasitelerini artırsınlar ya da biz üniversite sayısını artırmak zorundayız.
Okuyabilenler evet bir üniversitede okuyorlar ama eğitim sistemimiz ne kadar eşit? Taşradaki üniversitelerle büyükşehirlerdeki üniversiteler, özel üniversitelerle devlet üniversiteleri arasında eğitimin niteliği açısından hayli fark yok mu?
Çok büyük bir fark var. Türk eğitim sisteminin en büyük sorunu budur. Yaptığımız tüm çalışmalarla bunu dengelemeye gayret ediyoruz.
DEVLET ÜNİVERSİTELERİ İYİDİR
Binbir güçlükle bir devlet üniversitesini kazanan öğrenciler değil, daha az bir puanla üste para ödeyerek özel üniversiteye giren öğrenciler daha iyi hocalardan ders alıyor. Çünkü devlet üniversiteleri imkanlarının sınırlı olması nedeniyle hocaları kadrosunda tutmakta güçlük çekiyor. Bu, insanın adalet duygusunu inciten bir şey değil mi?
Tamamen hemfikiriz. Bizim kontenjanları bu kadar artırmamızın nedenini kısmen burada yatar. Biz de çocuklarımızın mümkün olduğu kadar parayla değil devlette okumalarını istiyoruz. Elimiz kolumuz her yere yetmediği için vakıf üniversiteleri var. Onlar nüfusun belli bir kesimine hizmet veriyorlar, hocalarımızı da cezbedebiliyorlar ama mesela ODTÜ, ODTÜ'dür, Boğaziçi Boğaziçi'dir, İTÜ İTÜ'dür, İÜ İÜ'dür. YÖK ilk çıktığında korkmuştum, Amerikadan geldiğimde. Işten atılanlar, 1402'likler falan. Eyvah, dedim, biz burada kaybolacağız, çöker bu üniversiteler... hiç bir şey olmadı, yaraları derhal kapattı üniversiteler. Ayrılanların yerine gençler geldi. Onlar da üç beş yıl içinde boşluğu kapattı. Hala daha alttan gençler geliyor, sistem iyiyse sorun olmuyor. Şunu gözden kaçırmayın: 1) Hocalar hemen değil emeklilikleri geldiğinde 60, 65 yaş sularında ayrılıyorlar devlet üniversitelerinden. 2) O hoca çok gençler yetiştirmiş, arkasında bırakmış oluyor. Onlar da bizi tatmin edecek bir performans gösteriyorlar. Ama özü itibariyle evet, böyle bir kalite farkı oluyor, buna gelecekte biraz daha dikkat etmemiz lazım gerçekten.
DERSANELERİN MÜSEBBİBİ BİZİZ
Eğitimin dershanelere kilitlenmesinin müsebbibi kim?
Biziz. Koyduğumuz sınav sistemi öğrencinin nasıl hazırlanacağını belirliyor. Biz işte bunu değiştirmek istiyoruz. Bu sene müthiş bir şey yaptık. Birinci basamakta tamamen 9. sınıftan sorular çıkmasına rağmen 2. basamaktaki iki alanda da son yılda dahil lisenin bütün yıllarından sorular çıktı. Mesela benim oğlum lise son sınıfta okula gitmedi, diğer pek öğrencinin gitmediği gibi ve geometriden dershenede görmediğimiz iki soru çıktı dedi. Sanki lisenin son yılı yok gibi oldu. Ama bundan sonra böyle olmayacak. 4 yıldan da soru çıkacak.
LİSEYİ BİTİREN ÇOCUKLARIMIZ ÇOK EKSİK
Liseyi bitirmiş bir öğrenci nasıl geliyor elinize?
Çok eksik geliyor. Onun için ODTÜ fizikte mesela birinci sınıfta ders yılı başlamadan önce bir ay matematik dersi verirlerdi. Türkiye'de telafi eğitimi diye bir şey yok. Melezya'da mesela orta öğretim iyi değildir, öğrenciler çok eksik gelir üniverseteye orada bir yıl telafi eğitimi verirler. Ya da Stanford ekonomide doktora yapacaksınız, size iki hafta şok matematik dersi verilir. Bizde bu yok, yeni yeni fizik bölümleri çocuklar dersi anlayamıyor diye yıl başında eğitime başlıyorlar.
ERDOĞAN TEZİÇ BİLGİSAYAR KULLANMAMIŞ
31 aydır YÖK Başkanısınız. YÖK'ü nasıl buldunuz, Erdoğan Teziş'ten ne devraldınız?
Valla YÖK çok iyi durumda değildi, öncekilerin hükümetlerle olan çekişmeleri çatışmaları yüzünden. Ne buradan talep gitmiş, şunlara ihtiyacımız var, karşılayın diye, ne de sizin şuna ihtiyacınız var alın denmemiş. Onun için beni en çok şaşırtan da YÖK'ün IT (internet) alt altyapısı oldu.
Neden şaşırttı, anlamadım.
Geldiğim ilk gün odaya girdiğimde masada bir bilgisayar vardı, tozlu mozlu, pek kullanılmış intibaı vermiyor. Açmaya çalıştım, makine zorlandı, hayli zaman aldı açılması. Ben bilgisayar başına oturunca koridordan geçenler de bana bakıyor. Garibime gitti. Dedim ne demek istiyorlar, dendi ki "Hocam, Teziş hoca bu makineyle hiç uğraşmadı, açmadı bile. O yüzden garip geldi arkadaşlara". Çalışmadı da o makine. (mahçup gülümsüyor) Başka makine istedim bina içinden, iki günde bulundu, düşünün. Gelen de çok eskiydi...
Bilgisayarla siz ilk ne zaman tanıştınız?
Oo, Amerika'da, 1981'de. Flopili makineler vardı o zaman. Laptopu ilk kullananlardan biriyimdir Türkiye'de. (bilgisayar teknolojisinin nereye geldiğini heyecanla anlatıyor)
YÖK HERHANGİ BİR DEVLET KURUMU GİBİ
YÖK'ün zihniyeti, işleyişi bakımından neyle karşılaştınız?
Zihniyet olarak da öyle. Bir defa burası yüksek kurul ama hiç bir zaman bu özelliğini koruyamamış. Kavgalar çatışmalar nedeniyle hem personel olarak hem üst kurul olarak özelliklerini yitirmiş normal bir devlet kurumu gibiyiz şimdi. Çok iyi lisan bilen elemanımız yok bizim. Özlük hakları iyi olmadığı için iyi eleman tutulamamış. Başka yüksek kurullarda olan uzmanlar bizde fazla yok. Başbakana rica ettik, 20 uzman aldık. Bilgisayar sistemimiz için bir elemanımız var, bütün işler web sayfası haberleşme herşey onun üzerinde. Şimdi 8 eleman alacağız oraya. Ayrıca kurumun geçmişi hafızası yok. Dosyalama yapan hanım işten ayrılınca herşey onunla gitmiş. Bir yandan da o işleri yapmaya çalışıyoruz.
YÖK 29 yaşında halbuki, genç bir kurum!
Son 12 yıldan bahsediyorum ben, evveli zaten yok. Ele aldığımız konuların evvelinin ne olduğunu bilseydik, burada öyle bir sistem olsaydı iyi olurdu, burası da şıkır şıkır işleyen bir sistem olurdu.
HÜKÜMETLE ARAMIZ İYİ AMA HİÇ SORUN YOK DA DENEMEZ
Hükümetle aranız nasıl?
Gayet iyi ama hiç sorunumuz da yok değil. Sağlık Bakanıyla, Milli Eğitim Bakanıyla teknik mevzularda anlaşamadığımız şeyler oluyor ama sonuçta iki taraf da çocuklarımız için iyi şeyler yapmak istiyor, görüş farklılılığı olsa da müzakere ediyor, uzlaşıyoruz.
Malum, darbecilerin YÖK'ü kurma amacı, üniversiteleri kontrol etmek. Dolayısıyla YÖK'ün iktidarın istekleri doğrultusunda çalıştığı, YÖK Başkanlığına iktidara yakın isimlerin atandığı iddiaları da hiç eksilmedi. Her isim payını aldı bundan, siz de. Açık yüreklilikle cevaplar mısınız; hükümetle nasıl çalışıyorsunuz, telefonlar, direktifler alıyor musunuz?
Işin aslı, buraya gelirken en çok korktuğum şey, Cumhurbaşakanımızın ya da Başbakanımızın sık sık telefon etmesi, bunun böyle, şunun şöyle yapılmasını isterim, türünden taleplerde direktiflerde bulunmasıydı. Şükürler olsun hiç böyle bir şey olmadı. Çok olgunlar. Bazen kendime soruyorum "Ben cumhurbaşkanı olsam hiç mi bir şey istemezdim YÖK'ten" diye.
Neden hiç aramadılar sizce?
Ya bize güvendiklerinden... Belki de meselelere ve çözüme aynı paralelelikte baktığımızdan... Bazen ben soruyorum "Şunu nasıl yapalım" diye, "Hocam siz karar verin" diyorlar. Birazcık insan istiyor, şurasını şöyle yapın desinler, ilgilensinler... (gülüyor)
Bunu ilgisizlik olarak mı görüyorsunuz?
Yok. Onlar bize sadece yüksek öğretimi kalkındırın diyorlar. Üniversite sayımız şu olsun, öğrenci sayımız artsın, akademik başarı yükselsin, dünyayla yarışsın. Fevkalade iyiler, fevkalade.
YÖK ÜYESİ OLACAĞIM SANIYORDUM
YÖK Başkanlığına seçilmenize siz de şaşırdınız?
Hiç haberim yoktu. 6 ay kadar önce birisi YÖK üyesi olur musunuz dedi. Düşündüm, YÖK üyeliği ayda bir defa toplantıya geleceksiniz falan, sizden çok şey isteyen bir iş değildi. Olurum dedim, o zaman bir cv'nizi gönderin dedi. Gönderdim. Aradan zaman geçti, hiç ses çıkmadı. Belki de daha iyisini buldular dedim, unuttum. Sonra işte, Ilısu bölgesine gittim. Yabancı bir heyet de var. Yeniden yerleşim bölgelerini geziyoruz. Tam böyle, dik zor bir yerden geçiyoruz arabayla. Telefon çaldı, tanıdığım bir akademisyen, "Hocam galiba YÖK başkanı oluyorsun" dedi. "Bak" dedim, "zor bir yerdeyim, gırgır geçme. Haber kaynağını söyle". Söylemedi, ben de inanmadım haliyle. Ama ertesi gün bir bakanın özel kalemi aradı, bakan sizinle görüşmek istiyor, deyince, durum biraz anlaşıldı. Ertesi gün Batman'dan geldim, üstümüz başımız rezil, çamurlu. O halimle görüştüm Bakanla.
Milli Eğitim Bakanı mıydı, Hüseyin Çelik?
Yok. Bakanı tanırım pek konuşkan değildir, bir konuşkanlığı tuttu. Arada bir de YÖK ile ilgili bir şey soruyor. Anlamıyorum da ne için. Üstüm başım kirli, dinlenmemişim... YÖK'e üye olacağız, bu kadar eziyete gerek var mı, diyorum içimden. (gülüyor) Bu, gecenin birine kadar sürdü böyle. Sabah 8'de Sayın Cumhurbayakınımız bizi bekliyor deyince işin ciddiyetini anladım.
EŞİM 'SENİ YÖK BAŞKANI YAPMAZLAR' DEMİŞTİ
Evde eşiniz ne dedi?
Hiç ciddiye almadı "seni kim YÖK başkanı yapacak" dedi. Daha doğrusu aynen şöyle dedi: Bu iş çok prestijli bir iştir, talibi çoktur. Seni YÖK başkanı olarak düşüneceklerini zannetmiyorum".
Sonra, sabah nasıl oldu?
İlk kez Cumhurbaşkanımızı göreceğim, Çankaya'ya çıkacağım. Neyse gittik sabah, hakikaten Cumhurbaşkanı bizi bekliyor. Oturun dedi, bana, yüksek öğretimden ne anladığını, nasıl bir yüksek öğretim görmek istediğini anlattı. Gayet iyi bir çerçeve çizdi, süper. Konuya vakıf. Sonradan anladım ki, YÖK başkanı arama işine bir yıl öncesinden başlamışlar. 23 tane mi ne cv varmış, elemişler, iki tane kalmış.
BAŞARISIZ OLURSANIZ BEN 'KEŞKE CUMHURBAŞKANI OLMASAYDIM DERİM'
Diğeri kimmiş?
Bilmiyorum, hala da öğrenemedim. Sayın Cumhurbaşkanımız çıkarken bir şey söyledi, bu çok önemli benim için: Benim tek imzayla atadığım tek kişi YÖK Başkanıdır. Başarılı olursanız, ben başarılı olurum. Ama eğer siz başarılı olmazsanız ben keşke Cumhurbayşkanı olmasaydım derim" dedi. Çok ağır bir sorumluluk. "Ben bu yükü kaldırabilir miyim bilmiyorum" dedim. "Kaldırırıszınız, yeterki kafaya koyun çalışın" dedi.
Nasıl bir YÖK düşündüğünüzü sordu mu size?
Evet. Türk üniversetilerini dünyayla yarışır hale getirmek için ne yapmak gerekir, diye de sordu, herşeyi sordu. Yoğun, güzel bir mülakat oldu.
Sizin YÖK'e yoğun ilginizin sebebi ne?
Benim birebir bir ilgim yok, ben ODTÜ'de öğretim görevlisi olarak çalışan, saha araştırmasına çok düşkün olan, zaman zaman piyasadaki hemen hemen tüm şirketlere yardım etmiş biriydim.
Ama sorunlar ve çözümler konusunda Cumhurbaşkanını ikna edecek derece bir ilgi yoğunluğu olmuş, bu nasıl oluştu, bunu merak ediyorum.
Ama akademisyen olduğunuz için içinde yaşadığınız YÖK'ü iyi biliyorsunuz, tüm öğretim görevlilileri gibi.
NEREDEN BAŞLASAM DİYE ÇOK DÜŞÜNDÜM
Peki, YÖK'ü, sorunları, çözümleri biliyordunuz. Herşey çok kolay mı oldu göreve başlayınca?
Zorluk şuydu: Nereden başlayacağım? Sorunları biliyorsunuz, kontenjan sorunu var, kalite sorunu var, öğretim üyesi bulma zorluğu var... ama hangisinden başlayayım nasıl başlayayım çok önemli.
Önceliklerinizi nasıl belirlediniz?
Genel kurulda iki üye eksikti, genel kurul toplanamıyordu. Yürütme Kurulu hiç yoktu. Teziç hoca hiç kullanmamış yürütme kurulu.
E, işler nasıl yürümüş?
Bütün yükleri genel kurula aktarmış, genel kurulun da işi çok ağırlaşmış. Halbuki biz bütün işleri yürütme kurulunda halledip genel kurula hülasasını getiriyoruz. Bilgilendirip hocaları, oylarını alıyoruz. O öyle yapmamış. Yürütme Kurulu da olmayınca ben buraya bir, bir buçuk ay, sabah geldim akşam gittim. O sürede, bütün imzaları ben atacağım dedim ve iki ay boyunca ilgili ilgisiz tüm evrakları okudum, imzaladım. Sistemin, müessesenin nasıl işlediğini görmek için. Bu arada eğitim komisyonuyla konuştum, vakıflarla konuştum, genel sekreterle, hukuk müşaviriyle günlerce konuştum. Işi öğrenmeye çalıştım ama kafamın arkasında hep "Bunlar buranın günlük işleri. Bir şekilde yürür ama nereden başlamalı" diyordum. Sınavda bir sakatlık var, 180 dakikada tüm hayatınız belli oluyor haliyle çok stresli, böylece kontenjan artırımından başlayalım, dedim. Öncelikler kristalize olmaya başladı. Cumhurbaşkanı Genel Kurulda eksik olan iki üyeyi atadı. Sonra Teziç hoca yapmadıysa da biz yapalım, kanun da yazıyor çünkü dedim, Yürütme Kurulunu kurduk, yürüttük ama orada muhaliflerimizle ilgili sorunlar oldu.
ÇARKI BİZ DÖNDÜRDÜK
Ne gibi?
Onlar yer almak istemediler, bizim de sayımız yetmiyordu. Üniversiteden gelen 7 kişiden iki kişiyi yanımıza çekmek çok zor oldu. Bir tavırdı tabi onlarınki. Onlar da haklıydı. Rica ettim ikisi razı oldu. Bir sürü konuşmalar yaptık, uzlaştık. Böylece yürütme kurulunu kurmak mümkün oldu. Böylece çark dönmeye başladı, makine çalıştı. Sonra ilk sene çok genel kurul yaptık. Biz iki buçuk yılda 60 genel kurul yaptık, Teziç Hoca 4 yılda 40 küsur kere toplanmış kurulu. Biz sistemi çalıştırdık, o mekanizma çalışmazsa iş yapamıyorsunuz, karar veremiyorsunuz, bu iki kurul iyi çalışınca işler dönmeye başladı. Ben de tek adam olmaktan kurtuldum. Çünkü yürütme kurulunda benim dışımda 8 tane daha beyin var, genel kurul da iyi, ilgili arkadaşlar çalışıyorlar. Yükümü aldılar üzerimden, hiç bir şeye öyle eskiden olduğu gibi YÖK başkanı tek başına karar vermiyor. Teziç hoca dominant biriymiş, biz öyle yapmıyoruz, ben sorumlulukları da yetkileri de yayıyorum. Böylece daha doğru kararlar verdiğimize inanıyorum.
ÜNİVERSİTELER ÖZERK OLSUN İSTİYORUZ
Göreve geldiğinizden bu yana yapmaya çalıştığınız şey ne? Üniversiteleri YÖK'ten bağımsızlaştırmaya mı çalışıyorsunuz?
Üniversiteleri, YÖK’den bağımsızlaştırmak değil de daha özerk üniversiteler haline getirmek istiyoruz. Bildiğiniz gibi üniversitelere verilecek özerklik 2547 sayılı kanunla sınırlıdır. Kanunun sınırları içerisinde kalarak bunu yapmak zorundayız. Buda herzaman istediğiniz şekilde hareket etmenizi olanaksız kılmaktadır. Bir örnek vermek gerekirse YÖS sınavını kaldırıp yabancı ülkelerden öğrenci kabulü için şartların ve kontenjanların belirlenmesi işini üniversitelere bıraktık. Yine doçentlik için minimum şartları belirleyip daha fazla şart istendiği takdirde bunların tespiti için üniversitelere yetki verildi. Pek çok konuda aynı şekilde hareket edip üniversiteyi daha özerk hale getirmek istiyoruz. Bütün bunlar bir anlamda üniversitelerin YÖK’ten bağımsız hale gelmesi anlamına gelebilir. Bizimde sonunda gelmek istediğimiz hedef budur.
Nihai hedefiniz bu mu?
Nihai hedefi sadece ‘daha fazla özerkliğe’ indirmek yanlış olur. Biz, kendi öğrencisini kendisi seçen, verdiği eğitimin kalitesinin akredite edildiği, araştırma ve yenilik faaliyetleri dünyanın iyi üniversiteleri ile mukayase edilen, yüksek öğretimde iyi olan ülkelerden öğrenci çekebilen, bütçesinin en az dörtde biri kazandığı projelerden oluşan üniversiteler yaratmak amacındayız. Bu üniversitelerin aynı zamanda öğrencilerini birer dünya vatandaşı olacak şekilde yetiştirmelerini görmek isteriz.
TARTIŞMALAR NORMAL, REKTÖR SEÇİM SİSTEMİ YANLIŞ
Türkiye'de rektör seçimleri her zaman tartışma konusu olmuştur. Şu anda da öyle?
Tartışmalar kaçınılmazdır. Çünkü rektör seçim sistemimiz hatalıdır ve bu yüzden her zaman eleştirilere neden olacaktır.
Mevcut, işleyen yöntemin sorunu ne?
En önemli sorun öğretim üyelerinin iradesinin yanında YÖK’ün ve Cumhurbaşkanının iradesini aynı anda yansıtma iddiasını taşımasıdır. Bu üç irade bir şekilde çakışmazsa ciddi probler ortaya çıkabilmektedir. Bunun yanında bir rektör adayında aranacak niteliklerin tanımlanmış değildir. Bu durum bütün profesörleri potansiyel rektör adayı yapmaktadır.
Rektör yerine profesyonel yöneticiden bahsetmiştiniz daha önce. Bu bir çözüm olabilir mi? Bunu açıkladığınızda nasıl karşılandı, bunun için nasıl bir çalışmanız var?
Profesyonel yöneticilerin rektör olması fikri dışarıdaki uygulamaları bilenler
için yeni bir fikir değildir. Bu uygulama A.B.D.’lerinde çokça kullanılmaktadır. Uygulama ülkemiz içinde iyi bir çözüm olabilir ancak öğretim üyeleri de dahil olmak üzere pekçok kimse bu fikre sıcak bakmamaktadır. Çünkü alışılmışa uymamaktadır. Bu nedenle biraz soğuk karşılandı diyebiliriz. Bu konuda çok ciddi bir çalışmamız yok sadece tartışıyoruz.
Çoğunluğun üzerinde anlaştığı nokta seçimlerin üniversiteye çok zarar verdiği ve bu nedenle kaldırılması veya daha az bölücü bir şekle sokulması gerektiğidir. Bu yapılabilir ve rektörlerin bir kurul tarafından seçilmesi sağlanabilir. Önümüzdeki aylarda YÖK’ün bu konudaki çalışmaları sona erecek ve kamuoyu ile paylaşılacaktır.
YÖK üniversiteden gelen 6 aday arasından 3 adayı seçip Cumhurbaşkanına yollamaktadır. 3 adayı belirleme işlemi bir seçim marifetiyle olmaktadır. Bu arada seçimde oy kullanan YÖK üyelerine adayın bilimsel çalışmaları, idari tecrübesi ve yurtdışı faaliyetleri ile ilgili ve varsa aday ile ilgili şikayetler ile inceleme ve soruşturma sonuçları hakkında kısa bilgiler verilmektedir. Adayın üniversitesi ile ilgili görüşleri ise standart bir soru kağıdı ile elde edilmekte ve bütün üyelere dağıtılmaktadır. Bazı üyelerin siyasi görüşleri nedeni ile listeye alınmaması ise söz konusu değildir. Son yapılan seçimlerden birinde YÖK tarafından vekaleten görevlendirilen adayın liste dışı kalması YÖK’e yöneltilen iddianın ne derece asılsız olduğunu göstermektedir.
Ergenekon tutuklusu öğretim görevlileri için nasıl bir işlem uygulanıyor?
YÖK’de öğretim elemanları ile ilgili inceleme ve soruşturmalar öğretim elemanı ile ilgili olarak YÖK’e ulaşan bilgilerle sınırlı olarak yapılmaktadır. YÖK’e ulaşmayan ancak Ergenekon soruşturması nedeniyle ortaya çıkan bir durum olursa soruşturma başlatıyoruz.
KATSAYIDA ADALET DEĞİL MAKUL ÇÖZÜM SAĞLANDI
Çok uzun süren bir tartışmadan, çekişmeden sonra- nihayet katsayı da sulh oldu. Adalet yerini buldu mu?
Varılan çözüme tam adaletli demek zor ancak adaleti belli ölçüde sağlayan makul bir çözüm demek daha doğru olacaktır. Önceleri öğrencilerin aşmaları hiç mümkün olmayan bir katsayı barajı vardı. Şimdi bu baraj çalışkan öğrenciler tarafından aşılabilir bir duruma getirilmiştir. Yeni sistemin faydalarının gözlemlenmesinden sonra katsayı tamamen kaldırılabilir. En büyük faydanın meslek liseli öğrencilerin kalitesinde gözleneceği beklenmektedir. Buda ülkemizin çok ihtiyaç duyduğu teknik elemanların kalitesinin yükselmesi anlamına gelecektir.
ÜNİVERSİTE-SANAYİ İŞBİRLİĞİ YAPMAK ZORUNDA
Özellikle meslek liseleri konusunda sanayiinin ara eleman talepleri var. Bu konuya nasıl bakıyorsunuz?
Önce ‘ara’ eleman tabiri yerine ‘teknik’ eleman tabirini yeğlediğimizi belirtmek isterim. Daha önceki sorunuza verdiğim cevapta değindiğim gibi bizim katsayı meselesinde bu derece ısrarlı olmamızın yegane nedeni, ülkemizin çok ihtiyaç duyduğu teknik elemanların kalite sorununa çözüm bulmaktı. Katsayı ile yapılan iyileştirme meslek lisesi mezunlarına üniversite kapısını aralamaktan ibarettir. Bu aralama sayesinde pekçok öğrenci meslek liselerine yönlenecek, üniversiteyi kazanmak için çalışarak niteliklerini arttıracaklardır. Kazandıkları takdirde ülkemiz çok iyi yetişmiş mühendislere, kazanamadıkları takdirde ise çok kaliteli teknik elemanlara sahip olacaktır. Bu ise ülkemiz için gerçek anlamda çok önemli bir kazanımdır. Bu şekilde ülkemiz ekonomisinin ihtiyaç duyduğu nitelik ve nicelikte teknik eleman temin etmek mümkün olacaktır.
Siz sanayi ile üniversite işbirliğini mi savunuyorsunuz?
YÖK’te gerçekleşmesini arzu ettiğimiz ve bu uğurda çalıştığımız konulardan en önemlisi üniversite-sanayi işbirliğidir. Bu işbirliği olmaksızın bir ülkenin gelişmesinin mümkün olmadığına inanıyoruz. Mesleki ve teknik eğitimin yeniden yapılandırılması projesi bu amaç için başlatılmıştır. Burada yapılmak istenen teknik okullarla sanayiyi yakınlaştırmak ve bu sayede teknik okullardaki müfredatı sanayinin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirmek, öğrencilerede öğretimleri sırasında uygulama yapma fırsatını tanımaktır. Meslek Yükselokullarındaki her programa o işkolunda faaliyet gösteren üç işadamından oluşan Danışma Komiteleri kurdurma önerimizde bu işbirliğini devamlı kılmak gayesini taşımaktadır. Ülkemiz için en önemli husus yeterli sayıda ve nitelikte teknik elemanın sanayiye kazandırılmasıdır. Yine bu amaçla mühendis yetiştiren ancak uygulamaya daha fazla önem veren Teknoloji Fakültelerinin açılmaları sağlanmıştır.
KÜRTÇE DEĞİL KÜRT DİLİ VE KÜLTÜRÜ EĞİTİMİ
Kürt enstitüsü beklentisi vardı, Artuklu Üniversitesinde Yaşayan Diller Enstitüsü adıyla kurulan enstitüde Kürtçe eğitim kararı alındı. İsimle ve alanla ilgili bir sıkıntı oldu mu, eğitim-çalışmalar ne aşamada, bölüm gelecek için ne vaadediyor? Başka hangi diller var gündeminizde?
Kürtçe eğitim tabirini düzeltmekte fayda var. Mardin Artuklu Üniversitesinde yapılmak istenen Kürt Dili ve Kültürünün bilimsel şekilde araştırılması ve öğretilmesidir. Bildiğiniz gibi YÖK’e Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü açılması teklifi gelmişti. Biz aslında Şarkiyat veya Şark Dilleri Enstitüsü açmak isteyen Rektörümüze sadece Kürtçeye ait olmayan ama ülkemizin o bölgesinde kullanılan bazı dilleride içine alan Türkiyede Yaşayan Diller Enstitüsü adı altında bir enstitü önerdik. Bu geniş bir şemsiye enstitü olup altı çok farklı dillerle doldurulabilir. Kürtçe talep eden Artuklu Üniversitesinde henüz bir Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü yoktu. Aynı şekilde Farsça ve Arapça Bölümleride yoktu. Şimdi bu bölümler ve yanında Süryani dilini öğretecek bir bölümde açılmak üzeredir.
HARÇLARI BİZ DEĞİL BAKANLAR KURULU BELİRLİYOR
Öğrenci harçlarıyla ilgili nasıl bir çalışmnız var, eğitimin parasız olması bir hayal mi Türkiye'de?
Geçen sene yanlış hatırlamıyorsam örgün eğitimde en yüksek harç yıllık 591 TL idi. Harçlardaki artışlar Bakanlar Kurulu tarafından belirlenmektedir. YÖK, kendisine sunulan üç teklifden birini Bakanlar Kuruluna tavsiye niteliğinde bildirmektedir. Çoğunlukla harçlardaki artışlar enflasyon kadar hatta enflasyonun biraz altında belirlenmektedir.
ÇOCUKLAR UMARIM YENİ SINAV SİSTEMİNİ BEĞENMİŞTİR
Üniversite yerleşirme sınav sonuçları 15 Temmuz'da açıklanacak. Sınava giren öğrenciler bu satırları okuyacaklar: Onlara hitaben ne demek isterseniz; buyrun:
Yeni sınav sistemini beğendiklerini ümit ediyorum. Biz bu konuda öğrencileri, velileri, öğretmenleri ve dershaneleri içine alan bir saha araştırması yaptırıp bu kesimlerin sınav sistemi ile ilgili görüşlerini öğrenmek amacındayız.
Bir atasözü vardır: Anne babalar çocuklarının tahtını yapar da bahtını yapamaz diye. YÖK başkanı olarak üniversite sayısını, kontenjanı, akademik kadroyu artırıyorusunuz fakat; diplomalı işsizlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok. Ne diyorsunuz?
YÖK Başkanı olarak benim grevim talep eden her Türk vatandaşına yüksek eğitim imkanı sağlamaktır. Mezuniyet sonrası iş bulmalarını sağlamak benim görev tanımımda yok. Ancak isteyene yüksek öğretim hakkı tanırken bunu iş bulmanın kolay olduğu alanlarda yapmak benim görevimdir. Ülkenin ekonomisine bağlı olarak istihdam imkanlarının değişeceği herkesin malumudur. Yüksek eğitimli bir nüfus eğitimsiz bir nüfusdan her şart altında iyidir diye düşünüyorum.
YÖK BAŞKANLIĞINA ALIŞMAK HİÇ KOLAY OLMADI
Hocalığı özlüyor musunuz?
Çok özlüyorum. YÖK Başkanı olduktan bu yana geçen süre içerisinde en çok özlediğim ders vermek ve öğrencilerimle birlikte saha araştırması yapmaktır.
Üniversitelilerin yazıp çizgidiği sözlüklerde öğrencileriniz sizden hep büyük sevgi ve 'kıyak hoca' değerlendirmesiyle bahsediyor. Bulunduğunuz pozisyona ve yerleşik bürokrat algısına-tipolojisine dair daha farklı cümleler kurmak gerekiyor. Uyum kolay oldu mu sizin için? Ne yaşadınız, yaşıyorsunuz?
YÖK Başkanlığına uyum hiçde kolay olmadı. Ben düşündüğünü olduğu gibi söyleyen bazan en son söylenecek olanı en önce söyleyen bir yapıya sahibim. Aksi gerekmedikçe herkesin anlayacağı halk dilini kullanırım. YÖK başkanlığı ise bin defa düşünüp bir defa konuşmayı gerektiren bir makam. Zaman zaman sadece bana ait olan düşüncelerin medya mensupları tarafından YÖK’ün resmi görüşleri gibi takdim edildiğini görmek beni üzmüştür. Şimdi bu gibi şahsi düşüncelerimi paylaşırken baştan bir kaç kez bu görüşlerin sadece bana ait olduğunu ve kesinlikle YÖK’e mal edilmemesi gerektiğini vurguluyorum.
YÖK’de başladığımda YÖK siyasetin tam içinde konuşlanmışdı ve bilimsel faaliyetlerinden çok hükümete karşı çıkışlarıyla gündeme gelmekteydi. Bu benim için çok rahatsız edici bir durumdu ve YÖK’ü gerçek faaliyet alanından uzaklaştırmışdı. YÖK’ü siyaset dışına çıkarmak kolay olmadı. Eski alışkanlıklar gereği daima YÖK’le hiç alakası olmayan ama tamamen siyasi sorularla karşılaşıyordum. Şimdi bu durum eskiye kıyasla çok iyi bir noktaya geldi.
LİBERALİM, CEMAATİM YOK
YÖK ve iktidarla kurulan bağlantı nedeniyle YÖK başkanları her zaman tartışma konusu olmuştur, sizin için de islamcı, dindar, liberal, cemaatçi gibi bir dolu şey söylendi. Affınıza sığınarak sormak istiyorum: Siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
Bu zor bir soru. Yukarıda sayılan kavramların birisine oturmam mümkün değil. Liberal kavramı daha uygun gibi geliyor. Hiçbir cemaatle bağlantım olmadığını bilmenizi isterim. Cemaatlere karşı da değilim. Dinimi her müslüman gibi yaşamak isterim.
Fadime ÖZKAN