İçine itildiği yalnızlıkta İsrail saçmaladı

İçine itildiği yalnızlıkta İsrail saçmaladı Fadime ÖZKAN fozkan@stargazete.com
İçine itildiği yalnızlıkta İsrail saçmaladı
14 Haziran 2010 Pazartesi

İçine itildiği yalnızlıkta İsrail saçmaladı

Prof. İlter Turan: İsrail’in 9 sivil Türkiye vatandaşını katletmesi içine itildiği büyük yalnızlıkta şaşkınca, isabetsizce yaptığı bir saçmalıktan ibaret. İsrail’i yöneten muhafazakar

Koalisyon kaliteli bir kadro gibi gözükmüyor. İşin düzeltilmesi güç. Şu anda hükümetin de buna istekli olduğu tartışmalı. Bir değişiklik ancak İsrail’de hükümetin değişimiyle olur

Türkiye çok uzun yıllar boyunca etrafının düşmanlarla çevrili olduğunu düşünüyordu, psikolojisi ve haliyle dış politikası da buna göreydi. Ama artık özgüvenli ve inisiyatif sahibi. Yürütülen ‘sıfır sorun ve stratejik derinlik’ politikaları sonucunda komşularıyla barıştı, ekonomik siyasi kültürel işbirliği yapıyor. Bölgesinde sorunların çözümünde aktif rol alıyor. Ancak son bir ayda gelişen iki büyük olayın ardından -1) İsrail’in uluslararası sulardaki insani yardım yüklü Mavi Marmara gemisine saldırarak dünyanın gözü önünde cinayet işlemesi 2) Yapımını Brezilya ile birlikte gerçekleştirdiği Tahran anlaşmasındaki imzasına sadık kalarak BM’deki İran’a yaptırım

oylamasında ‘hayır’ demesi- Türkiye eksen mi değiştiriyor, Batı’dan kopup Doğu’ya mı yaklaşıyor tartışmaları hız kazandı. Biz de aslında ne olduğunu Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. İlter Turan ile konuştuk. Prof. Turan’ın bu alanda yayınlanmış çok sayıda kitap ve makalesi bulunuyor.

Türkiye komşularla sıfır sorun politikasında önemli bir aşama kaydetti. Bölgesindeki sorunların çözümünde yapıcı rol üstleniyor, önce bölgesel sonra küresel aktör olmak istiyor. Potansiyelini de bu yönde kullanma gayretinde. Bunun gerçekleşme imkanı nedir sizce? 

Ampirik göstergelere göre Türkiye’nin dünyadaki konumu güçleniyor. Türkiye büyük bir ülke, stratejik bir konumda, ekonomisi güçlenmekte, birçok ülke açısından işbirliği ve yatırım yapılacak bir ülke olarak değerlendirilmekte. Bunlar objektif hususlardır. Kafkaslar, Balkanlar, Rusya, Orta Asya ve Orta Doğu ülkeleri hatta Afrika’da Sahra’nın güneyiyle ilişki kurmak istiyoruz. Latin Amerika ile temasımız sıklaşıyor. Böyle bir ülkenin geçmişle karşılaştırıldığında bölgesinde ve dünya siyasetinde daha fazla konuyla ilgilenmesi, kararlara katılmak istemesi, katılması tabiidir. Bununla birlikte şu andaki dış politikamızın çok alanda faal olmaya çalışması, arkasını getirip getiremeyeceğimiz sorusunu beraberinde getirmektedir. Yani Türkiye güçlenmektedir ama özlemleri acaba biraz gücünün önünde mi gitmektedir? Korkarım ki bu soruya evet deme ihtimalimiz yüksek.

• Bu ihtimalin içerdiği riskler neler?

Çabaların bir bölümünün sonuçsuz kalması, Türkiye’nin olabileceğinden daha az etkili bir ülke konumuna itilmesi, daha önceleri kendisini güçlü kılan bağlarını zayıflatması fakat buna karşılık yeni bağlar geliştirememesi sonucunu doğurur. Orta Doğu’ya yakınlaşayım düşüncesiyle ABD ve AB ile aranızdaki mesafeyi açarsanız Orta Doğu devletleri nezdinde sahip olduğunuz gücü de kendinizde bulamayabilirsiniz. Ikincisi, başka bir ülkeler grubuna yöneleceğiniz zaman, o yerin bir güç merkezi olacağından emin olmanız lazım.

ARABULUCU KONUMUNU KORUMALI

• Türkiye bölge sorunlarına çözüm ararken uluslararası hukuka ve diplomasiye bağlı kalıyor. İlkelerini tekrarlıyor, barıştan yana, nükleer silaha karşı olduğunu söylüyor. Sadece Araplarla değil Rusya ile de ilişkilerini geliştiriyor. Yani eksen kayması iddiasının zemini ne kadar sağlam?

Türkiye bölgesindeki sorunlara, Arap-Filistin ihtilafı gibi konularda yardımcı olmak istiyorsa birbirine karşı hasmane duygular içinde olanlarla diyalogunu muhafaza edebilecek bir konumda olmalıdır. Kısa dönem öncesine kadar da böyle bir konumdaydı. İsrail bir çok konuda çok kabahatlidir, her ülke bir çok bakımlardan kabahatli olabilir. Tarafların kabul edebileceği bir çözümde arabuluculuk yapmak istiyorsanız bu kabahatlerin hepsiyle uğraşan bir hakkaniyet perisi olarak ortaya çıkmanız pek doğru değil. İran ile olan sorunda da, BM’de kesin ret oyu kullanması, Türkiye’nin sonraki çabalarının belki taraflarca eskisi kadar istekli karşılanamayacağı sonucunu da beraberinde getirmiştir. Çünkü bakın, BM kararından sonra İran, ‘karar paçavradır’, diğer ülkeler ‘yaptırımlar uygulanmalıdır’ dedi. Türkiye BM ve NATO dahil diğer savunma sistemlerinin bir üyesi olarak İran’a öngörülen yaptırımları uygulamazsa BM sisteminin de dışına çıkacaktır. Türkiye’nin bu meselede çözüm unsuru olmasını beklemek gerçekçi olmayacaktır. Kaldı ki, birçok kimse İran’ın nükleer silah peşinde koştuğu görüşünü benimsemektedir. İran’ın nükleer silaha kavuşmasına Türkiye’nin anlayış göstermesinin ülkemizin hangi çıkarına hizmet ettiğini idrakte benim gibi cahil insanlar aciz kalmaktadır.

• Türkiye, sözünün, Tahran anlaşmasının arkasında durmak için BM’de ‘hayır’ dediğini açıkladı. Burada anlaşılmaz olan ABD’nin, İran’ı ikna için Türkiye’yi teşvik edip sonra sözünde durmaması değil mi?

ABD’nin Türkiye’yi öne sürüp sonra yalnız bırakacağını değil de karşılıklı bir yanlış okuma ya da iletişim kopukluğu olduğunu düşünüyorum. Başlangıçta ABD, böyle bir anlaşmanın şartlarını şu veya bu şekilde ifade etmiş. Yalnız aradan zaman geçmiş. Bu geçen zamanda BM ile nasıl bir iletişim gerçekleşti, başka koşullar var mıydı? 1200 kilo rakamı ilk ortaya çıktığında İran’ın elinde ikinci bir 1200 kilo yoktu. Anlaşıldığına göre bir nükleer silah yapabilmek için de en az bu kadar lazım. Yine anlaşılıyor ki şu anda İran’ın elinde ikinci bir nükleer bomba yapmaya yetecek  1200 kilodan fazla  uranyum toplanmış. Birinci 1200 kilonun Türkiye’nin telkiniyle 120 kilo zenginleştirilmiş çubuğa dönüştürülerek tıpta kullanılması İran’ın bir ihtiyacına cevap verir ama bu anlaşma İran’ın elinde kalan uranyumu zenginleştirip nükleer silah yapabilme kabiliyetini ortadan kaldırmayacak.

• AK Parti Başkan Yardımcısı Ömer Çelik başkanlığındaki heyet bugün ABD’ye gidiyor. Başbakan da 25-26 Haziran’daki

G 20 zirvesinde Obama’yla görüşecek. Neler oluyor son dönemde, iki müttefik arasında?

Amerikalılar dış politikada Avrupa’ya nazaran daha kıvrak, pragmatik ve yalın çıkar üzerine kurulu yaklaşım sergilerler. Buradan bakınca 1) Türkiye’nin ABD’den farklı düşündüğü noktalar olsa da birlikte aşmaya çalıştığı sorunlar var. ABD, ilişkilerin daha da kötülemesinden çıkar ummadığı için, hasarın denetlenmesine yatkın olacaktır. 2) ABD dahil, her yerde dünyadaki güç merkezlerinin mekan değiştirdiği konuşuluyor. ABD’nin dünyaya bakışında, iş biçimlerinde bir miktar kendini zayıflayan konumuna ayarlaması gerekmektedir. Bu çerçevede Türkiye’nin de yeni güç konumuna göre kendine daha fazla yer açmaya çalışması tabidir. Beni düşündüren şu: Büyük ülkeler fiili güçlerini kaybetmeye başladıktan sonra, ilişkilerini yeni güç konumlarına göre oluşturma ve stratejilerini ona göre şekillendirmekte genellikle geç kalıyor. Zayıflamanın siyasetin yapımına yansıması için araya bir zaman giriyor, böylece hata ihtimalleri artıyor. Aynı şekilde, gücü artan ülkelerin de güçlerini olduğundan fazla değerlendirmeleri ve buna göre dünyada yer talep etmeleri mümkün. İki risk faktörü biraraya gelince hata yapma olasılıkları artıyor. Beni endişelendiren bu durumdur. ABD ile ilişkilerimizde bizlerin belki o an için mümkün olabileceğin ötesinde bir beklentiye girip siyasetimizi ona göre şekillendirmemiz, ABD’nin de yapabileceğinin önünde olduğunu düşünüp gücünün gerçekleştirmeye yetmeyeceği işlere kalkışması, sıkıntılı durumlara işaret ediyor.

• Iki ülke de ilişkilerin kalıcı bozulmasına izin vermez herhalde?

İki taraf da eylemlerinin telafisi mümkün olmayan ve başka alanlarda işbirliğini zorlaştıracak hasarlara meydan vermemesi için gayret göstermek zorunda. Sayın Çelik’in ve Sayın Başbakanımız’ın Amerika seyahati ve orada ABD Başkanı başta, Amerikan politika yapıcılarının bu ziyaretlerle ilgilenmesi, bu hasarı giderme ve ilişkileri mümkün olan en iyi düzeyde tutma arzusunun göstergesidir.

• Türk-Amerikan ilişkilerinin önemli bir başlığı, terörle mücadelede işbirliği ve anlık istihbarat paylaşımı. Terör ve operasyonların arttığı bir dönemde, bu alanda ne olabilir? 

Bilemem. ABD ile kullanılabilir anlık istihbarat noktasına ulaşabilmemiz çok uzun mücadele gerektirdi. ABD pek istekli de değildi. Fakat şimdi ABD’nin Irak’tan asker çekip Afganistan’a sevk ediyor olması, Türkiye’de PKK sorunun tırmanmaya başlaması, iki tarafın da bu konuda işbirliği yapmasını zorunlu kılıyor. Son tahlilde Amerika ile işbirliğimiz, ABD’nin de Türkiye’yi kendi acil meselelerinde desteklemesiyle bağlantılıdır. Başka türlüsü de olamaz.

ANLAŞMAYA YAKINKEN SALDIRI BAŞLADI

• Cumhurbaşkanı Gül, kabul edilebilir şekilde özür dilemedikçe İsrail’i affetmeyeceğiz, dedi. İsrail özür dilemedi. İlişkiler bundan sonra nasıl olur?

Türkiye İsrail ilişkileri çok kapsamlı, yakın ilişkilerdir. Zaten bu yakınlık ve kapsamlılık çerçevesinde Türkiye, Suriye ile İsrail arasındaki meselelerinin çözümüne katkıda bulunmak istedi. Anlaşmaya çok yaklaşılmışken Gazze’de İsrail harekatı başladı. Bu durumda Türkiye 2 kanaate vardı. 1) İsrail barış istememektedir. 2) Türkiye’yi bu konuda kullanmıştır. Bundan sonra ilişkiler sürekli zayıfladı.

• İsrail 9 sivil Türk vatandaşını katletti!

Bu İsrail’in içine itildiği büyük yalnızlıkta şaşkınca, isabetsizce yaptığı bir saçmalıktan ibaret. İsrail’i yöneten muhafazakar koalisyon çok da kaliteli bir kadro gibi gözükmüyor. İşin düzeltilmesi son derece güç. Şu andaki İsrail hükümetinin de buna istekli olduğu tartışmalı. Dolayısıyla bir değişiklik ancak İsrail’de hükümetin değişmesiyle olur. Bu arada işlerin daha kötüye gitmemesi için çalışmak lazım. Şunun için: 1) Türkiye ile İsrail’in bir çok ortak faaliyeti, çıkarı var 2) Türkiye Ortadoğu barış sürecinde bir rol oynayacaksa -ki oynayabilir- bunu İsrail ile konuşmadan yapamaz.

ABD’de demokratlar sıkıntıda

ABD, İsrail’in Mavi Marmara’da işlediği cinayetlere niye sessiz kaldı o halde?

Amerika şu sırada Kasım’da yapılacak seçimlerin telaşında. Başkan Obama’nın partisi, büyük ümitlerle göreve gelse de aradan geçen zamanda ABD seçmenince çok başarılı telakki edilmemiştir. Bu sürede bazı eyalet seçimlerinde ve aday belirlemek için yapılan ön seçimlerde Cumhuriyetçiler önemli kazanımlar elde etmişlerdir. Demokrat Parti sarsıntı geçirmekte. Böyle bir ortamda, ABD yönetimi, siyasi hayatında etkili olan İsrail’e yakın grupların Demokrat Partiyi sıkıntıya sokmamasını istemekte. Şu anda ABD’den çok açık sert ve kesin tavırlar beklemek doğru değildir. Zaten İsrail ile olan ilişkisinde ABD hemen hiç bir zaman çok açık kesin sert bir tavır sergilememiştir.

Çin, Hindistan geliyor ABD 3. sıraya geriliyor

• Sizce 50 yıl sonra dünya nasıl olacak?

1989’da 1990’da SSCB’nin dağılacağını hiçkimse tahmin etmemekteydi. Benim beyanım da serbest düşünce eksersizi olarak değerlendirilmeli. Ama bazı göstergeler var: Dünyada iktisaden ve siyaseten güçlenen ülkeler var. En bilinen ikisi Hindistan ve Çin, buna Brezilya ekleniyor, Rusya’nın daha güçleneceği söyleniyor, Türkiye’nin de yükselen bir toplum olduğuna işaret ediliyor. Istatistiklere göre evet bir süre sonra dünyadaki sıralamalar değişecek. 50 yıldan az bir sürede ABD üçüncü sıraya geriliyor. AB kalacak mı, kalırsa nasıl bir AB olacak, belli değil. Belki AB yerine Almanya’dan bahsetmek daha uygun olur. Japonya’nın ilk onda yer alacak mı? Ama Endonezya olacak. Ülkelerin iktisadi hacimleri itibariyle meydana gelebilecek değişmeleri siyasi yansımaları da olacaktır. Yani evet Asya’ya doğru bir eksen kayması muhtemel gözüküyor.

BM 75 yıldır aynı artık değişmek zorunda 

• BM neden güncellenmiyor? Davutoğlu da BM’de daha katılımcı bir yapı talep etti...

Doğru. BM’nin yapısı 2. Dünya Savaşı sonrasında şekillenmiştir. Savaşta galip çıkan ABD ve müttefikleri Güvenlik Konseyi’ne hakim olmuşlardır. Bugün daimi üyeler İngiltere, Fransa, ABD, Rusya ve Çin. Bugünün büyük devletleri arasında ABD ve Çin bulunuyor. Rusya da belki coğrafi büyüklüğü ve potansiyeli dolayısıyla listeye eklenebilir. Ama orada mesela Fransa gibi bir ülke ne aramaktadır? Geride kalmış bir dönemdeki güç dağılımını esas alan bir yapının bu güç dağılımının üstünden 75 sene geçtikten sonra sürdürülebilmesi mümkün değil. Fakat mevcut durumdan kazançlı çıkanların bu değişikliği onaylamaları pek kolay olmayacaktır. Böyle açmazlar var. 

• Nasıl bir değişiklik olabilir?

Örneğin, dünya ekonomisinin istikrarını korumayı öngören ülkeler işe G-5 ile başladı. Sonra G-6, G-7, G-8 oldu, sonunda G-20 ortaya çıktı. Diğerleri unutuldu gibi. BM dahil, dünyanın siyasi yönetim mekanizmaları gözden geçirilirken bir nevi G-20 gibi bir yapılanma öngörülebilir. 

 

Facebook Twitter



İçine itildiği yalnızlıkta İsrail saçmaladı, Star Gazetesi Fadime ÖZKAN

Yazarın Son 10 Yazısı

Yazarın Son 10 Yazısı



İŞLEMLER

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

YAZARLAR

SICAK HABER