




AK PARTİ GRUPBAŞKANVEKİLİ AYŞENUR BAHÇEKAPILI 'KARARLIYIZ' DİYOR
'Demokratik açılımla ilgili ne tereddütümüz ne pişmanlığımız var' diyen Bahçekapılı: Türkiye'nin demokratikleşmesinden rahatsız olanlar var ama halkımıza güveniyoruz.
Başbakan Erdoğan, 12 Eylül darbesinde asılanları ağlayarak anmadan önce AK Parti Grupbaşkanvekili Ayşenur Bahçekapılı, anayasa değişikliği oylanırken, Nisan ayında darbecilerin astığı gençlerin isimlerini Meclis kürsüsünde tek tek okumuş ve “Onları kabul oylarımızla selamlayalım” demişti. Bugün de darbecilerle yine bir 12 Eylül günü hesaplaşmadan kimsenin rahat uyuyamayacağına inanıyor. 22 Temmuz 2007 seçimlerinde AK Parti kadrolarına giren Bahçekapılı solcu kimliğiyle tanınıyor ve 'hala solcuyum' diyor. Uzun yıllar İstanbul Barosu’nda ve Türkiye Barolar Birliği’nde yönetim kurulu üyeliği yapan İstanbul milletvekili, Murat Karayalçın başkanlığındaki SHP’nin İstanbul il başkanıydı.
Muhalefet anayasa değişikliğinin neler getireceğini halkın gözünden kaçırmak ister gibi, bu konulara hiç girmiyor. AK Parti'nin referandum kampanyasında pakete değil de darbe karşıtlığı ve darbecilerin yargılanmasına yoğunlaşması muhalefetin işine geliyor mu?
Referandum konusu 12 Eylül anayasasının değişikliği üzerine zaten. Konu bu. O yüzden ister istemez 12 Eylül vurgulaması yapılacak. Referandumun 12 Eylül gününe denk gelmesi de çok anlamlı. Unutulmaması gereken 12 Eylül'ün bu ülkeye, topluma yaşattığı o büyük acıdır. Ama halka neyi referanduma götürdüğümüz, anayasada ne gibi değişiklikler yaptığımızı, niye yaptığımızı, bunun hayatlarımızda neyi değiştireceğini elbetteki anlatacağız.
Anayasada şimdiye kadar zaten çok sayıda değişiklik yapıldı. Niye ilk kez bu kadar gürültü koptu?
Anayasada şimdiye kadar 16 kez değişiklik yapıldı, 80 küsur maddesi değiştirildi ama ilk kez dokunulmayan yerlere dokunduğu için kopuyor bu gürültü.
12 EYLÜL KABUS GİBİYDİ
Siz 12 Eylül'ü nasıl yaşadınız?
Ben genç bir avukattım. Çok net hatırladığım acılar var. Toplum olarak çok ağır, nefes dahi alınamayan günlerdi. Sağa baksanız suç, adım atsanız suç, sabah kalktığınızda ne olacağınız, bir yere gittiğinizde geri dönüp dönmeyeceğiz belirsiz. Koyu bir sessizlik, güvensizlik, yarınsızlık... bir kabus gibiydi.
Siz siyasi bir kişiliksiniz. O günlerde siyasi bir nedenle darbecilerin hedefi oldunuz mu?
Sosyal demokrattım ama militan değildim. Gerçi darbeciler için militan olup olmamanız, solun neresinde olduğunuz hiç önemli değildi içeri alınmak için. Herkes toplanıyordu.
Içeri girdiniz mi?
Hayır girmedim.
Içeri girenlerin davalarını baktınız mı?
Evet baktım.
O günlerde hukuk nasıl işliyordu?
Hukuk yoktu. Genç bir avukat olduğum için yardımcı pozisyonunda kalmıştım ama günler geceler boyu süren bir çabaya çalışmaya rağmen hukuki taleplerin dahi boşa çıkması gibi bir durum vardı. Bu bir avukat olarak insanı kendi çalışmasına yabancılaştıran bir şey. Biliyorsunuz ki bunun ucu yok. Çünkü hukuk yok. Sanıkların ya da tutukluların mahkeme salonlarına getirilirken çektikleri sıkıntılar, fiziki ve manevi, psikolojik işkenceler...
Ne gibi işkenceler?
Kış ortasında mesela duruşmaya şortlarla getiriliyorlardı.
Işkence raporu almakta zorluk çıkarılıyor muydu?
Verilmiyordu ki. Böyle bir mekanizma yoktu. Rapor alsanız bile devamını getiremiyordunuz, mahkemede karşılığı yoktu. Zaten o izlerle geliyordu sanık duruşmaya. Gözaltında kayıplar, işkencede ölümler o kadar çok oldu ki.
ACILARIMIZI KIYASLIYORLAR
Bir Başbakan 30 yıl sonra asılan çocuklar için Meclis çatısı altında ağladı ve muhalefet kendisini siyasi sahtekarlıkla suçladı.
Çok ayıp bir şey yaptı muhalefet partileri. Bir Başbakan 30 yıl sonra ilk kez, sağ sol ayrımı yapmadan asılan çocuklardan banhsederek insani bir duruş sergiledi, ağladı. Ağlayan insana bizim ülkemizde saygı duyulur, sessiz kalınır. Muhalefetin de susup saygı göstermesi ve o acıyı kendilerinin de hissetmeleri gerikirdi. Keşke onlar da ağlayıp, gecici 15. maddenin değişmesi için katkı sunsalardı. Şiddetle karşı çıktılar, kimisi oy kullanmadı kimisi hayır dedi. Onlar öyle yaptı, bizim Başbakanımız ağladı. Işte aradaki fark. Ben kendisini alkışlıyorum insanlığından dolayı.
Muhalefet AK Partiye ısrarla şunu söylüyor: "Darbe sizin değil bizim canımızı acıttı. Partilemiz kapatıldı, işkence gördük, hapis yattık. Ölülerimize biz kendimiz ağlarız".
Bunu asla anlamıyorum. Türkiye bir acı yaşadı, sağdaki de soldaki de yaşadı, tüm toplum acı yaşadı. Ne konuşabildik, ne siyaset yapabildik, hiç bir özgürlüğümüzü kullanamadık, haklarımız elimizden alındı. Bu bir ülke için tarifi imkansız bir acıdır. Yaşanan acıların kıyaslanmaması gerek. Acı hepimizin. Ama muhalefetin niye böyle davrandığını anlayabiliyorum.
Niye böyle davrandılar sizce?
Siyaset üretemiyorsanız, Türkiye'nin sorunlarına insani hasletlerle çözüm üretme duyarlılığınız yoksa, siyasetin biçimlendirdiği dört köşe karakterler haline gelmişseniz 'bu sadece bizim acımız'
der, orada da kalırsanız. O acıyı gerçekten hissediyor olsanız bunun failleriyle hesaplaşırsınız.
Bu benim acım, kendim yanarım, onun acısı umurumda değil diyenlerin sorgulanması gerekiyor.
ZAMANAŞIMI SORUNU YOK
Ret cephesi geçici 15. madde kalksa da darbecilere yargı yolunu açılmaz diyor. Siz hukukçusunuz. Ne diyorsunuz?
Bu argümanı hiç ciddi bulmuyorum. Geçici 15. madde darbe anayasasının içinde barındırdığı en büyük lekelerden biri. 15. maddenin kaldırılması varolan zaman aşımını kesmemiştir. Çünkü zaman aşımı doğal yollardan kesilir, bunun belli şartları vardır. Hukuk dışı bir düzenlemedir geçici 15. madde. Hukuk dışı bir düzenlemeyle zaman aşımının durdurulamayacağına inanırım ben. Insanlık suçu işlenmesi halinde de zaman aşımı diye bir şey olmaz ve evet darbeler insanlık suçudur. Yüzlerce insan öldürülmüştür, binlerce insana işkence yapılmıştır.
Referandum anketleri yüzde 55-60 arası eveti gösteriyor. Bu kadar kanlı ve herkesin canını yakmış bir darbeyle hesaplaşırken bile oranın bu kadar zayıf çıkması sizi ürkütmüyor mu? Yani referandum sonrası insanlar mahkemelere koşup işkencecilerinden hesap soracak mı?
Dilerim sorarlar. Yüzleşmek sorgulamak hesap vermek sadece metinlerde yapılan değişikliklerle olmaz, yargı yoluyla olur.
EVET AMA BENCE DE YETMEZ
Oranın yüzde 55 gibi görünmesi hayalkırıklığı yaratmıyor mu?
Hayır, anketlerin ne kadar sağlıklı olduğu da şüpheli.
Sizin tahmininiz ne?
Yüzde 60'ın üzerinde diyorum. Buna inanıyorum çünkü parlamentodaki retçilerin sokakta karşılığı yok. Bizim için önemli olan da sokak, halkın iradesi. MHP'liyim ama evet vereceğim diyeni de gördüm, CHP'liyim ama evet diyenini daha fazla. Sanatçıların, yazarların, kanaat önderlerinin çıkıp evet demesinin de oranları olumlu değiştireceğine inanıyorum. Bir buçuk ay var daha.
Yetmez ama evet'çilere ne diyorsunuz?
Çok güzel bir slogan o. (gülümsüyor)
Siz de mi yetmez ama evet diyorsunuz?
Ben göğsümü gere gere evet diyorum ama yetmediğini de düşünüyorum.
Yeteri neden olmadı?
Biraz geriye gidelim o halde: 2007 seçimlerinden sonra hemen bir anayasa çalışmasına başlattık. Ergun Özbudun hoca ve arkadaşlarına bir taslak hazırlattık, bir konuşma zemini olsun istedik. Benim de içinde bulunduğum bir çalışma grubu bu taslak üzerinde uzun saatlerce çalıştı. Sonra Abantta hocalarla buluştuk, yeniden tartıştık. Başından itibaren açıkladığımız şey şuydu: "Biz bir taslak hazırlıyoruz. Herkes hazırlasın. Geniş bir platformda tartışalım. Türkiye'ye yaraşır, sivil, demokrat, hak ve özgürlüklere geniş yer veren bir anayasa yapalım". Ama biliyorsunuz o dönemde müthiş bir direnç oluştu. Biz şimdiye kadar hazırlanmış tüm taslakları da önümüze koyarak devam ettik çalışmamıza. Kamuoyuna açıklama aşamasındaysa kapatma davası gündeme geldi ve Temmuz sonuna kadar süren gerilim nedeniyle çalışmayı sonuçlandırmak mümkün olmadı. Ama sonra da Başbakanının nezaretinde çalışmalara devam ettik. Meclis Başkanımız Köksal Toptan hem anayasa hem seçim sistemi üzerinde bir uzlaşma sağlanması için bir komisyon için davet etti partileri. MHP ve BDP üye vereceğini söyledi ama CHP reddetti.
DEĞİŞTİRECEĞİZ KARARLIYIZ
Bu durum anayasadan vazgeçip paketle yetinmek gibi bir sonuca götürdü herhalde sizi?
Biz parlamentodaki partilerin tavrına rağmen anayasa gerekliliği fikrimizden asla vazgeçmedik, çalışmalarımızı sürdürdük. Biz 12 eylül darbe anayasasının değiştirilmesinde gerçekten samimiyiz. Içindeyim biliyorum, içten davranıyoruz ve bunda kararlıyız. CHP'nin MHP'nin BDP'nin değişiklikle ilgili talepleri oldu ama bu süreçte samimiyetsiz oldukları da ortaya çıktı. Her alanda büyük bir ivme gösteren, gelişen bir ülkenin, bir darbe anayasası ile yönetilmesi Türkiye'ye hiç yakışmıyor, buna çok üzülüyorum. Ve darbe anayasasını değiştirmek gibi bir konunun gündelik politikalara, polemiklere, oy hesaplarına konu edilmesini çok ayıplıyorum.
BAŞBAKAN 'HALA SOLCUYUM DE' DEDİ
Yeni Anayasanın tartışıldı dönemde muhalefetin ana argümanı AK Parti'ye güvensizlikti, Türkiye Malezya mı olacak, AKP kendi anayasasını yapıyor, ülkeyi ele geçirecek vs. Siz bu partinin doğal tabanınından da değilsiniz tarihinden de. Dolayısıyla AK Parti'nin samimiyetiyle ilgili hiç mi kuşku duymadınız? Ve ne yaşadınız, ne gördünüz?
Hayır olumsuz hiç bir şey görmedim. Evet, ben AK Partinin kurucularından değilim, kuruluşundan beri de orada değilim. 2007'den sonra partide yer aldım. Bu söyleyeceklerimi nasıl değerlendirirlerse değerlendirsinler, hiç umurumda değil: Hayatım boyunca aldığım kararların içindeki en doğru ve hiç pişman olmadığım bir karardır AK Parti'de siyaset yapmak. Buna da gün geçtikçe daha çok inanıyorum çünkü siyasi anlamda beni ben yapan, demokrasi anlamında herşeyi hak ve özgürlükler temelinde vatandaş olarak söylediğim talep ettiğim herşeyi AK Parti kadroları içinde gerçekleştirme imkanı buldum, yaşıyorum. AK Parti'de olmaktan hiç pişman olmadım ve partimden hiç kuşku duymadım. İçim çok rahat, vicdanım çok rahat.
İlkelerinizde değerlerinizde hiç değişiklik olmadı mı yani? Meclis'te CHP sıralarından size bu yollu laf atmalar olmuştu...
İlkelerim değerlerim asla değişmedi. O tür laf atmalar Başbakan'ın da kulağına gitmiş, bir gün sordu; "Sana eski solcu demişler" diye. Ben de "evet ama umursamıyorum" dedim. O da bana; "Bir daha böyle bir şey söylerlerse, ben hala solcuyum ve AK Parti kadrolarındayım demeni isterim" dedi. Ben de zaten öyle söylüyorum, dedim.
AK Partili oldunuz diye solculuktan vazgeçmediniz, öyle mi?
Asla. Bir de şu var: AK Parti kadrolarında siyaset yapmadan önce Türkiye'nin demokratikleşmesi için verdiğim mücadele hep söylemdeydi. Şimdi o söylemin pratiğini yaşıyorum, bu da beni çok mutlu ediyor.
AK PARTİ HER FİKRE AÇIK
Sol demek sorgulamak demektir. Hala sorgulayıcı mısınız? İçinden eleştiriyor musunuz AK Parti'yi?
Ak Parti dinamik bir parti. MYK'da, MKYK'da, grup toplantılarında, grupbaşkanvekilleri olarak yaptığımız toplantılarda, il başkanları toplantılarında yani partinin tüm toplantılarında herkes gibi ben de düşündüğümü söylüyorum. Bu toplantılar buna açık. Sorgulama zaten insanı geliştiren bir şeydir. Ve tartışmayı getirir. Bunları da rahatlıkla yapıyoruz hiç bir sıkıntı yok.
Başbakan için, farklı bir görüşe tahammülü yok eleştirileri yersiz mi o zaman?
Ben partinin içindeyim, söylüyorum: Başbakan her türlü düşünceye açık bir insan. Yeter ki fikrinizin ayakları yere bassın ve önerisi olsun.
Dışarıya yansıyan fotoğrafı neye yoruyorsunuz o zaman?
Ben bunun muhalefet, belli kesimler ve bazı medya organlarınca özellikle kamuoyunda böyle bir algılamanın oluşması için kasıtla yapıldığını düşünüyorum. Her salı Başbakan gibi diğer partilerin genel başkanları da grup toplantılarında konuşuyor. Bir onların kullandıkları dile üsluba bakın bir de Başbakanınkine. Başbakan'a haksızlık yapıldığını göreceksiniz. Sürekli hakarete varan sözlerle, gerçeği yansıtmayan iddialarla karşı karşıya kalan bir partiyiz biz. Biz de bir siyasi partiyiz, partimizin bir kimliği duruşu var, ayrıca her birimizin kişisel kimlikleri var, hepimiz onurlu yaşamaya çalışan insanlarız. Bu üsluplara baktığınızda kimin kavgadan yana olduğunu görmek çok mümkün. Muhalefet siyaset üretemedikleri için hakaretle siyaset yaptıklarını sanıyorlar.
SOKAKLARDA TAZELENİYORUM
Türkiye siyaseti açısından bir tür umutsuzluk hali yaratıyor mu bu?
Dar anlamda gündelik siyaset anlamında umutsuzluk değilse de canımı çok sıkan şeyler olabiliyor. Ama uzun vadede yapılanları ve yapılacak olanları düşündüğünüzde o umutsuzluğu taşımıyorsunuz.
Ya topluma bakınca?
Hayatımın en önemli tecrübesidir, 2007'de milletvekili olduğumda dolaştığım sokaklara şimdi yeniden çıktım. Topluma duyduğum inanç, siyasetin kilitlendiğini görüp üzüldüğüm, cesaretimin kırılacağı anlarda umudumu güçlendiriyor. Sokaklarda tazeleniyorum.
YENİ ANAYASA İÇİN YOL HARİTASI 12 EYLÜL'DEN SONRA
2007 anayasa çalışmaları akamete uğradı, şimdilik bir değişiklikle yetinmek durumundayız ama yeni dönemde sivil demokratik bir anayasa yapmak artık AK Parti'nin boynun borcudur. Bunun için bir yol haritanız çalışmanız var mı?
Bizim çalışmalarımız var ama bunlar değişmeyecek çalışmalar değil. Anayasa değişikliği düşüncemizden geri atmış değiliz ama tabi zamanlaması çok önemlidir. Referandumdan sonra daha somut içerikli bir yol haritası çıkacağını düyşünüyorum.
Siyasetin nasıl yürüdüğünü, siyasi partilerin katı tavırlarını biliyoruz. 2007 ve son değişiklik deneyimi de ortada. Hal böyleyken toplum sözleşmesi demek olan anayasanın ortaklaşa yapılmasını hala mümkün görüyor musunuz?
Umudu yitirmemek gerekiyor. Ben canı gönülden inanıyorum ve 12 Eylül referandumunu çok önemsiyorum. Çünkü halkın bu değişikliğe büyük bir çoğunlukla evet demesinin ardından hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağına inanıyorum. Toplum referanduma evet oyu vererek diğer partileri de yeni anayasa yapmaya zorlayabilir. 12 Eylül referandumu halkın 12 eylül anayasasından kurtulmayı ne kadar istediğinin bir göstergesi olacak.
Mecliste Nazım'dan "bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine" dizesini okuduğunuzda Muharrem İnce size 'Nazım iyi ki bugünleri görmedi" dedi. Hal böyleyken inanıyor musunuz hala bir ormandaki kardeş ağaçlar olarak yaşayacağımıza?
Bunun olabilmesi için Muharrem İnce'nin o lafı söylememesi gerekiyor. (gülüyor)
ÇEVİK BİR'İ NE GÖRDÜM NE DUYDUM
AK Parti 12 Eylül'le hesaplaşmaktan bahsediyor ama 28 Şubat'la, 27 Nisan'la neden hesaplaşmıyor, deniyor. Üstelik bir de 28 Şubat'ın en cevval paşası Çevik Bir'in partiye danışmanlık yaptığı iddiası var dolaşımda?
Ben 2007'den bu yana AK Parti'deyim. Çevik Bir'in ne adını duydum, ne kendini gördüm, ne özel sohbetlerde adı geçti. Olmasını da mümkün görmüyorum. Kendi siyasetsizliklerini kapatmak için bu tür saçma sapan iddiar atıyorlar ortaya. 27 Nisan muhtırısına karşı da AK Parti çok önemli bir duruş sergilemiştir. Dolayısıyla AK Partiyi 27 Nisan'la eleştirmeye hiç kalkmasınlar, komik olurlar.
KILIÇDAROĞLU'NUN GELİŞİ HİÇ ŞIK DEĞİL
Büyükanıt'a zırhlı cip alındığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, Büyükanıt 27 Nisan muhtırasını AKP'yi güçlendirmek için verdi, bu bir Büyükanıt-Erdoğan işbirliğidir, diyor.
(gülümsüyor cevap vermiyor)
İyi de ana muhalefet partisinin lideri bir şey söylüyor, ciddiye almak zorundayız?
(kahkalarla gülüyor) Kemal beye şunu söylemek isterim o halde: 27 Nisan'da Türkiye bir gece yarısı bildirisiyle sallanırken ne yaptı, partisi ne yaptı? Önce bunun cevabını versinler, sonra belki bir iki kelime edebilirler.
Kılıçdaroğlu genel başkanlık öncesinde grupbaşkanvekiliydi, sizin pozisyonunuzdaydı. Sizin de CHP geçmişiniz var, bir rüzgar da aldı. Siz nasıl buluyorsunuz?
CHP'nin içişlerine karışmak istemem ama şunu da söylemeden geçemem: Kemal beyin genel başkan oluş süreci kabul edilebilir değil. Normal koşullarda olmadı, o süreç bir organizasyondu. Kemal bey CHP içinde bir ivme kazandı ama ben onu da hiç şık bulmuyorum, genel başkanlarını düne kadar alkışlayan, her sözüne uyan, onun sayesinde milletvekili olanların bir gecede normal dinamikler dışında genel başkan olan başka birini hemen o koltuğa oturtması bana şaşırtıcı geldi. Ve vefa anlayışıma da çok ters. Bu şartlar içinde Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığındaki CHP'nin başarılı olacağını sanmam çünkü tek kişinin bir partiyi değiştirmesi imkansız. Bir parti tüm organlarıyla çalışır ve somut önerilerle siyaset yaparsa başarılı olur ancak.
KÜRT AÇILIMINDA KAFA KARIŞIKLIĞI YOK
Referandum takvim üzerinden bir güncellik taşıyor ama birincil mesele Kürt meselesi, terör meselesi. Kürt açılımı, demokratik acılım başlayalı bir yıl oldu. Bitti mi tartışmaları var malum. AK Parti'nin demokratik açılımla ilgili bir kafa karışıklığı var mı, yola ne yapacağını bilerek mi çıktı?
Hiç bir kafa karışıklığı yok. Iktidara geldiğinden bu yana yapılan hukuki düzenlemeler, tüm uygulamalar Türkiye'nin demokratikleşmesi için atılan adımlardı. AB konusundaki sıkı çalışma, ısrarlı takip, gelinen nokta, hepsi demokratikleşmenin adımları. Yani demokratik açılım bir yıl değil 7 yıl önce başladı. Son yılda sorunlu alanlar adlandırılarak çalışmalar başlatıldı, Kürt açılımı, Alevi çalıştayları, Roman açılımı gibi.
Kürt açılımı adıyla başlayan sürecin vardığı noktada Kürt adının geçmemesi de açılımla ilgili eleştiri konusu, özellikle Kürtlerce.
Demokratik açılım tüm sorunlu alanları içerdiği, yapılmak istenilene tam uyan, doğru bir adlandırma. Demokratik açılım içinde tabiki Kürt halkının da talepleri vardı, kültürel kimliklerini yaşayabilme anlamında. Bu yönde de bir yığın düzenleme yapıldı. 3, 4 yıl öncesinde konuşulması tartışılması hayal bile edilemeyecek pek çok değişiklik hayata geçti. Bugün Türkiye'de Kürçte konuşulabiliyor, isimler kullanılabiliyor, 24 saat Kürtçe yayın yapan bir devlet kanalı var, özel televizyonlara izin verildi, hapishanelerde insanlar artık Kürtçe konuşabiliyor. Bırakın uygulamaları, tüm bunlar bu rahatlıkla konuşulamıyordu bile. Sırf Kürt, Kürtçe adı geçti diye ceza alanları biliyorum. Sorunların bu rahatlıkla konuşulması bile demokratik açılım sayesindedir.
Açılım bitmedi yani sürüyor?
Başından, bizim kısa orta ve uzun vadede yapmak istediklerimiz var diyoruz, yapıyoruz da. Kısa vadede bazı yasal düzenlemeler, orta vadede yönetmelik değişiklikleri, uzun vadede anayasa değişikliği dedik. Bunları hayata geçiriyoruz.
AÇILIMDAN PİŞMAN DEĞİLİZ
Habur’daki karşılamadan, PKK'nın terör eylemlerine başlamasından ve muhalefetin eleştirilerini hain söylemi üzerinden yürütmesinden sonra AKP kadroları demokratik açılımdan pişman oldu mu?
Hayır. Pişmanlık ya da tereddüt olmadı. Türkiye'nin çok önemli, asırlık bir sorununu konuşuyoruz. Bu sorunda kan var gözyaşı var gencecik evlatlar var. Böyle bir konuda muhalefetin laf yetiştirmekten vazgeçip çözüm için bir şeyler önermesi gerekiyor. Ötesi yok, çocuklar ölüyor.
Partinin Milliyetçi muhafazakar bir tabanı var, tabanda bir direnç var mı açılıma karşı?
AK Parti muhafazakar ve demokratik bir partidir. Biz bir kitle partisiyiz. Elbette tabanda da grupta da farklı düşünenler olacaktır. Oturur konuşuruz, birbirimizi ikna etmek zorundayız. Muhalefetin böyle bir konuyu gündelik siyasete alet etmesi, kendi tercihleridir ama şuna da dikkat etmek lazım: Türkiye'de doğuda söylenenin batıda, batıda söylenenin doğuda rahatsızlık yaratmaması gerekiyor. Bu yüzden de biz buna kardeşlik projesi diyoruz. Hiçbir sözün kimseyi yaralamaması gerek. Herkesten bu hassasiyeti bekliyoruz. AK Parti öncesine kadar Türkiye hiç bir sorununu bu açıklıkta konuşmadı. Şimdi konuşuluyor ama bu karanlık düzenin böyle sürmesini isteyenler de boş oturmuyor. Demokratikleşme konusunda attığımız her adımda bir karşı cevap geliyor. Kamuoyunun taş atan çocuklar diye bildiği TMK mağduru çocuklarla ilgili yasa değişikliğinin Mecliste görüşüldüğü gün 6 şehit geldi! Bu tesadüf değil. Buna rağmen biz, Türkiyenin demokratikleşemesi ve karanlık noktanın kalmaması için yapılması gerekeni yapmakta kararlıyız, inadına demokrasi diyoruz.
Siyasi partilerin tavırları, PKK'nın eylemlerini sürdürmesi, şu an sorunun bir çıkışsızlık haline kiliklenmesi açılımın akıbeti konusunda endişeye sevk etmiyor mu?
Ben bir vatandaş ve milletvekili olarak umutsuzluğa hiç düşmüyorum. Türkiye demokratikleşecek ve bu sorunu aşacak.
Açılımla birlikte beklenti o kadar büyüktü ki hayalkırıklığı da büyük oldu, şu an bölgenin psikolojisi bambaşka, bu eskisinden kötü bir durum yorumları var?
Belki gerçeklik payı vardır ama ben spekülasyon yapıldığını düşünüyorum. Bence 12 Eylül referandumunda bölgeden gelecek evet oyları bu spekülasyonlara da cevap verecek, gerçek ortaya çıkacaktır.
SORUNU ASKERE HAVALE ETMEDİK
AK Parti açılıma başlarken başka pek çok isim aydın gibi ve hatta eski emekli askerler gibi, sorunun silahla değil ancak demokratikleşmeyle çözülüceğini hatırlatıyordu. PKK eylemlerinin artmasıyla, askeri operasyonlara hız verilmesi demokratik açılımın sorunu çözeceğine dair inancın zayıfladığının, tereddüdün göstergesi olabilir mi? Ne yaptınız, meselenin çözümünü askere mi teslim ettiniz?
Türkiye'de bir terör sorunu var, çözmek gerekiyor. Çözmek için nedenlerini de düşünmek ve ortadan kaldırmak zorundayız, iktidar olarak. Ama bakın bir anayasa değişikliği yaptık, referanduma gidiyoruz. Kürt sorununu terör olayına indirgeyip terörle mücadele için yapılan operasyonları, sorunu askere teslim etmek dar bir çerçeveye sokmayı kabul etmem mümkün değil. Çünkü biz anayasayı değiştiriyor, herkesi bu değişikliğe evet demeye davet ediyoruz. Bu değişikliği yapan, evet denmesi için çabalayan, zamanını emeğini nefesini tüketen bir parti askere teslim eleştirilerini hak etmiş midir sizce? Terörle mücadele Emniyet ve TSK'nın görevidir. Kürt sorununun askeri müdahalelerle çözümlenmediği ortada. Bunu herkes söylüyor. Bu, boyutları olan bir sorun. Biz tüm boyutlarıyla ele almayı ve sorunu böyle çözme çabasındayız. Bu yönde kısa, orta, uzun planlarımız var. Anayasayı daeğiştiriyoruz şu an, yetmediğini de söylüyoruz. Yeni bir anayasadan yanayız. Askere havale etti denmesi büyük haksızılık o yüzden.
BDP'NİN KİMLİK SORUNU VAR
Terörü doğuran ve yaygınlaştıran ilk kıvılcımın 12 Eylül darbesi ve bölgedeki insanlık dışı uygulamalar olduğunu biliyoruz. Demokratikleşmeyle, terörü doğuran şartlarla birlikte sonucun yani terörün de sonlanmasını bekliyoruz ama işte orada başka bir gerçeklikle karşı karşıya geliyoruz. Demokratikleşme dağa çıkışların önünü kesebilir ama halihazırda dağda 5 bine yakın silahlı PKK'lı var. Yani dağdan inişle ilgili hukuki bir düzenlemeye ihtiyaç var. Ne yapıyorsunuz?
Sadece hukuki düzenleme değil gerekli olan. Terör örgütünün uluslararası boyutta çözümlenmesi gereken bir yönü de var. PKK'nın sonlanması için diğer ülkelerle de işbirliğine girmeniz gerekiyor. Ve AK Parti bunu da yapıyor.
Çözüm için İmralı ile konuşmak gerekirse konuşulmalı mı?
Türkiye parlamenter sistemle idare edilen bir ülkedir ve siyaset Meclis'te üretilir. Bütün siyasetin, düzenlemenin, organizasyonun TBMM'de yapılması gerekir. Biz bunu uygun görüyoruz, böyle yapıyoruz. Legal siyaset dışında bir şeyi kabul edemeyiz.
Bölgeden en fazla oy alan parti AK Parti olmakla birlikte BDP meselenin sahibi gibi duruyor ama, çözümün neresinde?
2007 seçimlerinde alınan oy ortada, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de yüzde 60'a yakın oy çıktı bölgeden. Parlamentoda bu konuda çözüm üretme çabasında olan tek parti AK Parti. BDP, halkın oylarıyla Meclis'te ama bunu söylemek zorundayım; Barış ve Demokrasi Partisi'nden arkadaşlar maalesef barış da demokrasi de sadece bir bölgeye ve etnik kimliğe gelsin istiyorlar. Ama Türkiye'de Kürtler olduğu Türkler, Arnavutlar Lazlar da var. BDP önce kendisiyle ilgili sorununu halletmeli.
Neyi kast ediyorsunuz?
BDP'nin bir kimlik sorunu var, Parlametoya halkın oyuyla geldiler ama kimin temsilcisi olduklarına karar vermeliler. Meclis'te ayrımcılığa uğruyoruz dedikleri durumu kendileri yaratmaktadırlar. Böyle bir algı yaratarak bununla siyaset yapıyorlar.
TMK Mağduru Çocuklar...
Taş atan çocuklarla ilgili değişiklik süreci Türkiye adına önemli bir süreç. Çocuklar İçin Adalet Çağrıcılarıyla AK Parti olarak çok güzel çalıştık. Sivil toplumla siyasetin, iktidarın sonuç alacak şekilde diyaloga girmesi ve iyi niyetle çalışması örnek bir çalışma.
HALKIN BİRBİRİYLE SORUNU YOK
PKK'lıların cesetlerine eziyet edildiği iddiası çok güçlü dillendiriliyor. 90'larda bölgeden dönen askerin yanlarında 'hatıra' getirdikleri biliniyordu ama bugün...
(gerçekten irkiliyor) Bu beni çok rahatsız ediyor. Benim insani anlayışıma sığmayan bir şey bu.
PKK'lıların 'düşman' olarak nitelemesini nasıl buluyorsunuz bir hukukçu olarak? Bir devlet kanunla ihtilafa düşmüş vatandaşlarına 'suçlu' mu demeli 'düşman' mı?
Bu tür adlandırmalar kardeşliği bozacak şeyler. Bu ülkede kimse kimsenin düşmanı olmamalı. Kardeşlik projesinin amacı da bu. Suçluysa cezasını görmeli, hiç bir suç cezasız kalmamalı.
Dörtyol'da İnegöl'de olanlar kardeşliğin bozulduğunun, Kürt-Türk çatışmasının işareti mi?
Halkın birbiriyle sorunu yok. Yıllarca kız alıp vermişiz, kaynaşmışız. Sorunlarımızı inkar edemeyiz ama çatışma yaşayacak kadar değil. Türkiye'nin demokratikleşmesinden, halkın kardeşliğinin sürmesinden rahatsız olanların provakasyonları bunlar. Çözülmeyecek şeyler de değil. Halkımıza güveniyorum. Halkımız sağduyulu olmasaydı, kardeşçe yaşıyor olmasaydı şimdiye kadar gerçekten canımızı yakacak şeyler de olurdu, olmadı.
AK PARTİ YÜZÜMÜ AK ÇIKARDI
Siz partinin doğal tabanı değilsiniz, tarihinden de gelmiyorsunuz ve de AK Parti'nin ilk kadın grup başkanvekilisiniz. Nasıl oldu bu?
Ben milletvekili adayı olduğumda medyada 'AK Parti vitrin hazırlıyor' dendi. Bundan hiç rahatsız olmadım, kendimi tanıyordum, yapabileceklerimi biliyordum. 3 senelik tecrübem de ne kadar haklı olduğumu gösterdi. AK Parti beldelere kadar kadın kolları örgütlenmesini gerçekleştirmiş tek, ülkenin her yerinden ilk kadın milletvekillerini parlamentoya getirmiş, kadının siyasetteki varlığını pratize etmiş bir parti. Dolayısıyla benim grupbaşkanvekilliğimi de bu bağlamda değerlendirmek gerek.
Göreve siz mi talip oldunuz?
Hayır. Milletvekilleri arasında eğilim yoklaması yapıldı. 5 isimden biri oldum. Kimseye de bana oy verin demedim.
Parti içinde kan uyuşmazlığı gibi bir sorun hiç mi yaşamadınız?
Hayır. Bunun ötesinde çok güzel dostluklar arkadaşlıklar kurdum. Böyle olabileceğini doğrusu ben de tahmin etmemiştim.
Tanıdığınız bir çevre değildi herhalde, önyargınız var mıydı?
Önyargım yoktu ama sonuçta hiç tanımadığım bir çevreydi.
AK Parti'ye geçtiğiniz için arkadaş kaybettiniz mi?
Elbette. Siyasi çevremde çok büyük eleştirilerle karşılaştım. Kimi küstü, kimi konuşmamayı tercih etti. Ama ben kin gütmedim, sorunu olanlara yardımcı oldum, bir kısmı hala konuşmuyor ama kırgın değilim. Sadece bir önerim var onlara: Vizyonlarını biraz daha açsınlar. AK Parti yaptıklarıyla beni hiç yanıltmadı, yüzümü ak çıkarttı onlara karşı.
BİR ANDA KAVGANIN İÇİNDE KALIYORUM
Grupbaşkanvekili olduğunuz için genel kurulda önsırada oturuyorsunuz ve kavgalara da bir şekilde dahil oluyorsunuz. Bu kadar yetişkin insanın sokak çocukları gibi kavga etmesi eğlenceli bir yanıyla, komik ama trajikomik. Allah aşkına o öfkeli erkek kalabalığı arasında ne yapıyorsunuz?
(gülüyor) Onları yatıştırmaya çalışıyorum. Grupbaşkanvekiliyim, grubumdan sorumluyum. Bir de benim kadın erkek diye bir cinsiyet algılamam hiç olmadı. Bir olay olduğunda müdahale ederken kadın olduğumu falan düşünmüyorum insan olarak araya giriyorum, bana bir şey olmasın diye düşünmüyorum.
2011'de seçim var. Siyasi kariyer planınızda neler var?
Hiç düşünmedim, hayatımın sonuna kadar milletvekili olacağım diye bir düşüncem yok, hayatımın bir döneminde milletvekili oldum diye bakacağım ilerideki yaşlarda.
Milletvekilliğiyle ne değişti hayatınızda?
Kılık kıyafetinize, söylediğinize, oturup kalkmanıza sürekli dikkat etmeniz gerekiyor. Dolayısıyla bir kuşatılmışlık var. Milletvekili olunca özgürlüğünüz elinizden kaçıyor gibi. (gülüyor)
BAŞBAKAN SİNİRLENMEK HAKLI
Başbakan'ın portresini çıkarın desem?
Insanları çok seviyor. Insani özelliklerini hiç kaybetmemiş. Çok zeki. Bilgi birikimi, tecrübesi içselleşmiş. Herkesi dinleyen açık biri. Müthiş bir aurası var. Bir de siyasette yan yollara hiç sapmıyor. Mesela anayasa değişikliğinde, oylamalarda sayımız iniyor çıkıyor, bir takım tedbirler alalım, dendi. 'Asla' dedi: 'Evet demek isteyen evet, hayır demek isteyen hayır desin'. Bu benim için çok önemliydi.
O fotoğraflar neydi peki, zarfını gösteren falan?
Aslında Meclis'te biz muhalefetin baskısı altındaydık. CHP sıralarının önünden geçiyoruz oy vermeye giderken ve her an herkesten laf geliyor. Şiddetli baskı altındayız. Perdeyi tam çekmezsem, zarfımı şöyle tutarsam bir şey derler diye insanın elini ayağını birbirine dolandırma psikolojisi kurdular üstümüze. Gülmem geliyordu bir yandan da, hepsi böyle dizilmişler, eller böyle (laf atma halindeki el kol hareketlerini taklit ediyor). O enstantene de başka türlü bir şey. Yoksa kimse kimseye oyunu göstermedi, baskı kurmadı. Ben grupbaşkanvekiliyim. Söylüyorum. Bir tek milletvekili çıkıp grupbaşkanvekilleri üzerimizde baskı kurdu desin, ben siyaseti bırakırım.
Peki Başbakan'ı eleştirin desem? (düşünüyor, yardımcı olmak için:) Mesela daha sakin, serinkanlı olsa, daha alçak sesle konuşsa...
A, onu hiç eleştirmiyorum, ben de Karadenizli'yim, yerinde görüyorum. Sürekli kendisine, ailesine, partisine hakaret ediliyor. Bir de çok yoğun, çok çalışıyor, 7, 8 yılda o kadar çok iş yapıldı, ezber bozuldu. Iyi niyetle büyük gayretle bunca iş yapıldıktan sonra bir de muhalefet bir sürü hakaret ediyor. Inanın dayanılacak şey değil.
Fadime ÖZKAN