



12 Eylül Darbesi’nin lideri Kenan Evren’e karşı açılan dava kabul edildi. Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ tutuklandı ve emekli Org. Hurşit Tolon 3 yıl sonra 2. kez tutuklandı. Tutuklu başka generaller de var. Ayrıca haklarında dava açılmayı bekleyen pek çok isim de söz konusu.
Eminim bu davalara bakan hâkim ve savcıların adı geçen bu kişiler ile hiçbir kişisel sorunu yoktur. Bu durum benim için de geçerli. Ne İlker Başbuğ ile ne de Kenan Evren ile hasım veya hısım ilişkim yok. Zaten konu kişiler de değil. Türkiye bir zihniyet ile, bir kültür ile daha doğrusu ‘eski Türkiye’ ile hesaplaşıyor. Geçmişte suç olmayan eylemler bugün suç sayılıyor. Çünkü yasalar değişti, kurallar değişti, ancak bu değişime ayak uyduramayanlar eski alışkanlıklarını sürdürünce kendilerini birden bire hâkim karşısında buluverdiler.
***
Önceki yazımda da söyledim, umarım İlker Başbuğ suçsuz bulunur ve sıcak yuvasına döner. Aynı şekilde Kenan Evren’in ve diğer darbeci arkadaşlarının da eziyet çektirdiği insanlar gibi eziyet çekmesini istemem. 28 Şubatçıların da kendilerinin pek çok insana yaptığı gibi onurlarıyla oynanmasını, işsiz-aşsız bırakılmalarını, kendilerine ve ailelerine hakaret edilmesini, yıllarca hapislerde yatmalarını arzu etmem. Onların çekeceği acılar bizlerin mutluluğu olamaz. Ülkenin bir yerinde ‘ahhları’ dindirirken, diğer tarafında ‘ahhlar yükseltmenin’ anlamı yok. 27 Mayıs’ta başbakan ve bakan asanların da kıllarına zarar gelmesinde bu ülkeye bir yarar yok. Milletvekillerine hakaret edenler; insanları anadan üryan soyup, soğuk sularda yıkayanlar; emniyet müdürlüklerinin bir odasında insanlara elektrik verenler; sebepsiz yere insanları ense kökünden vuranlar; işkenceciler; darbeciler; vatan ve millet için insanlığı ayaklar altına alanlar; bu ülke için öldürdüğünü sanan ahmakların da aynı muameleleri görmesi bizleri rahatlatmaz. Çünkü BİZLER İNSANIZ. Ve hedefimiz intikam olmamalı. Adaletin hâkim olmadığı toprakların vatan olamayacağını, adil olmayan devleti savunmanın vatanseverlik olmadığını bilmeliyiz. Zaten görebildiğim kadarıyla, ez azından şimdilik, intikam hisleri ile hareket edilmiyor. “Güç bende” denilip elde balyoz insanların kafaları ezilmiyor çok şükür.
Hâkimler birilerine basit sorular soruyor: “Danıştay davasındaki delilleri OYAK Güvenlik neden yok etti” diye soruluyor örneğin... “Genelkurmay neden sanıkları mahkemeden kaçırdı?”... “Ülkenin çeşitli yerlerine bomba konulmasını emreden yazıları kimler yazdı?”... “Neden TSK mensupları ülkenin dört bir yanına silah ve mühimmat gömdü?”... “Neden Hükümet görev yapamayacak hale getirilmeye çalışıyor?”... “Devlet memurları geçmişte çok sayıda cinayeti devlet adına mı işledi?” ve daha pek çok basit soru.
Sormasınlar mı?
Bunları görmezden mi gelsinler?
***
Artık anlayalım, görülen davalar birkaç hâkimin veya birkaç savcının davası değil. Dar bir siyasi görüşün intikam hareketi de değil. Türkiye kirli, ama çok kirli geçmişi ile yüzleşiyor. Türkiye darbecilikle hesaplaşıyor, kişilerle değil. Bu nedenle bu davaları birkaç hukukçunun sırtına yükler, onlardan yardımımızı da esirgersek bu davalar bitmez. Elbette onlar da hatalar yapıyor. Çünkü karşılarında birkaç kişi veya bir örgüt değil, tüm tortularıyla, kemikleşmiş, taşlaşmış haliyle yoz bir zihniyet duruyor. Karşılarında Eski Türkiye ve onun hırçın aktörleri duruyor. Birkaç hâkim ve savcının böylesine devasa bir yükün altından tek başlarına kalkabilmeleri mümkün değil. Eğer bu iş böyle devam eder ise hem onlara yazık olur, hem de Yeni Türkiye’ye.
Sedat LAÇİNER