



Hrant Dink’in cenazesinde kullanılan ‘Hepimiz Ermeniyiz’ sloganı çok tehlikeli bir tartışmayı ateşledi. Milliyetçi gruplar “Hepimiz Türküz, Ermeni değiliz” diye karşılık verirken, bazı yazarlar ‘Hayır Ermeniyiz’ diye ısrar ediyor. “Hepimiz Ermeniyiz” diyenleri anlıyorum, “Dink’in acısı hepimizin acısı” demek istiyorlar, empati kurmaya çalışıyorlar. Ancak işin içine tartışmaya katılarak prim yapmak isteyen ucuz kahramanlar girince tartışma çok tehlikeli bir boyuta doğru ilerliyor.
Aslına bakarsanız ‘biz Türk müyüz, Ermeni mi?’ sorusu tam da Dink’in katillerinin sordurmak istediği soruydu. Onlar bu cinayetle Türk toplumundaki ırkçı ve dinci damarlara oynamışlardı ve amaçları toplumda kin ve nefreti belli noktalara yoğunlaştırmaktı. Bu açıdan bakıldığında Dink Cinayeti’nin Ermeni meselesi ile ilişkisi sanılandan çok daha azdır. Dink yerine pekâlâ bir Rum veya bir Yahudi Türk de öldürülebilirdi. Dink’in talihsizliği bir Ermeni olmasından ziyade popüler bir gayrimüslim azınlık mensubu oluşuydu. O günlerde darbecilerin en çok işine yarayabilecek kurban oydu. Bir anlamda Dink ‘2007’nin Uğur Mumcusu’ydu.
Hepimiz demokratız
Meseleye böyle baktığınızda Danıştay Cinayeti ne kadar laiklik-dincilik sorunu ise Dink Cinayeti de ancak o kadar Türk-Ermeni meselesidir. Darbeciler, Danıştay yargıçlarına saldırı düzenleyerek hepimizi laiklik konusunda kutuplaşmaya zorlamak istediler. Güya Alparslan Arslan Danıştay 2. Dairesi Üyesi Mustafa Yücel Özbilgin’i katlederek İslam’ı ve onun emirlerini savunuyordu. Oysa ki saldırganın yaşamı ve bağlantıları incelendiğinde saldırının dinle diyanetle zerre ilgisinin bulunmadığı ortaya çıktı. Bugün o dava olması gereken yerde, Ergenekon Davası içinde görülüyor. Şükür ki kitleler o günlerde bazı siyasilerin basiretsizliğine ve kışkırtmalarına rağmen darbecilerin oyununa düşmedi. Toplum saldırının ardındaki nedenleri tüm çıplaklığıyla gördü ve laiklik-dindarlık merkezli olarak bölünmedi. İşte Dink Cinayeti’nde de aynı basiretin gösterilmesi gerekiyor.
Dink Cinayeti’nden sonra asıl sorulması gereken soru “Biz Ermeni miyiz, yoksa Türk mü?” sorusu olmamalıdır. Burada sorulması gereken soru “biz darbeci miyiz, yoksa darbeciliğe karşı mıyız?” olmalıdır. Bu nedenle eğer bu tartışmaya bilmeden girdiyseniz lütfen bu işten biran evvel vazgeçiniz. Çünkü Dink’i öldürenlerin asıl canına kastettikleri Ermeniler değil, Türk demokrasisidir. Onlar Dink’in cansız bedeninden ziyade, bu bedenin neden olacağı kutuplaşmadan yararlanarak eski günlerine dönmek istiyorlar. Bir cinayetin başaramadığını, boşboğazlık yaparak kendi elimizle sağlamayalım. Hrant Dink’i bir daha, bir daha öldürmeyelim.
Demokrat kitaplar
Şu sıralarda raflarda yaşananları daha kolay anlamamızı sağlayacak nefis kitaplar var. Bunlardan ilki gazeteci-yazar Adem Yavuz Arslan’ın “Bi Ermeni Var... Hrant Dink Operasyonu’nun Şifreleri” (Timaş Yayınları) kitabı. İddia ediyorum, iyi niyetli bir hâkim sadece Arslan’ın bu kitabını okuyarak dahi Dink Cinayeti’nin bir Ergenekon klasiği olduğunu anlardı. Hatta kitabın gösterdiği kanıtlar tekrar incelense cinayetin örgüt bağlantıları şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konabilirdi.
Bugünleri anlamak için kaçırılmaması gereken diğer bir kitap ise Orhan Miroğlu’nun ‘Silahları Gömmek’ (Everest Y.) adlı çalışması. Bazılarının silahı ve terörü Kürtlerin tek güvencesi olarak gösterdiği bugünlerde Miroğlu belki de hayatını tehlikeye atarak kurşunların karşısına çıkıyor ve tek güvencenin demokrasi olduğunu son derece duru ve bir o kadar da etkili bir dille anlatıyor. Aynı konuda tavsiye edebileceğim bir diğer kitap ise Necati Alkan’ın ‘PKK’da Semboller, Aktörler, Kadınlar’ (Karakutu Y.) adlı eseri. Kitap PKK üzerine teknik dille yazılmış nadir çalışmalardan biri. Emin olunuz, eğer Türkiye’de değil de ABD’de PKK terörünü yaşıyor olsaydık Alkan’ın kitabına benzer değil yüzlerce, binlerce kitap basılmış olurdu. Kaçırmamanız dileğiyle.
Sedat LAÇİNER