Yapı Kredi Yayınları, Nazım Hikmet ve ‘Tosca’sı Semiha Berksoy adlı bir kitap yayınladı. Bu iki ünlü isim arasındaki mektuplaşmaları bir araya getiren kitap dolayısıyla, Semiha Berksoy’la ilgili anılarımıza hızla göz atıyoruz
Semiha Berksoy’u ilk kez ne zaman keşfetmiştim acaba? Belki televizyonda gösterilen eski bir Muhsin Ertuğrul filminde söylediği Ben bir feministim adlı şarkısında. Onunla tanışmam da yine bir eski film sayesinde oldu. Türk sinema tarihinin fazla girilmemiş köşelerine burnumu sokarken... İlk sesli filmimiz İstanbul Sokaklarında üzerine bir yazı hazırlıyordum. Elimizde tek bir sahnesi kalmamış olan 1931 tarihli bu filmin ‘güzel ses’i Semiha Berksoy’du. Aradan elli yılı aşkın bir süre geçmiş, acaba ne hatırlıyordur ki, diye ümitsizce düşündüm. İzini bulup bir randevu kopardım. Elinde bir tomar belgeyle geldi. Film sırasında tuttuğu günlükler, mektuplar ve eski fotoğraflarla! Yazım ete kemiğe büründü.
Filmin sesli sahneleri Paris’te çekilmişti. Marsilya’ya kadar vapurla gitmişti ekip. Yolculuğun ayrıntıları vardı ailesine yolladığı eski bir mektupta. Kısa bir alıntı yapalım: ‘Dün akşam Messina Boğazı’ndan geçerken, vapurumuzda birinci mevkide bir balo vardı. Bizleri davet ettiler. Sesimi şarkı söylerken, egzersiz yaparken herkes işitiyormuş. Bana baloda ısrar ettiler, mükemmel cazband vardı. Dans durdu. Baloda milyoner Amerikalılar, Holivud’a giden seyyahlar. Türklerden Mazhar Osman ve karısı, bir de Amerikan sefiri vardı. La Bohem operasını söyledim. Hayret ettiler, bir alkış koptu. Sonra Amerikan sefiri bilhassa geldi, rica etti. Madam Butterfly’ı söyledim. Türkler tabii çok iftihar ettiler.’
İNANILMAZ BİR BELLEĞİ VARDI
Bu yazıdan sonra, o zamanlar hayatta olan ilk güzellik kraliçemiz ve sinema tarihimizin erken dönem yıldızlarından Feriha Tevfik’in peşine düşmüştüm. Semiha Berksoy ve Feriha Tevfik akraba çıkmasınlar mı! Feriha Hanım’ın Bostancı’daki evine Semiha Berksoy’la birlikte gittik. Eski anılar, fotoğraflar, belgeler arasında kendimi kaybetmiş haldeydim. Hafızası pek güçlü olmayan Feriha Tevfik’in tersine Semiha Hanım inanılmaz bir belleğe sahipti.
Semiha Berksoy’la arkadaşlığımız aralıksız devam etti. Beni Cihangir’deki evine davet edince onun ressam yönünü de tanıdım. Bu küçük daire tepeleme tablolarıyla doluydu. Tablolarının bir bölümünün temel konusu Nazım Hikmet’di. Yaşadıkları aşkı anlattı. Anlatmasına gerek yoktu, resimleri de bunu kanıtlıyordu zaten. Bu evdeki yatağın üzerindeki örtüler bile Nazım’a adanmıştı.
RUHU HİÇ YAŞLANMAMIŞTI
Eski bir sandığı açınca, yaşamı boyunca tuttuğu notlar, mektuplar, fotoğraflar çıktı karşıma. Fikret Mualla’nın resimleyerek yolladığı mektuplar olağanüstü güzellikteydi. Eski ses bantlarından, seslendirdiği aryaları dinledik. Yetmedi, bizzat söylemeye başladı. Semiha Berksoy, kendisiyle ilgili her şeyi toplamış, onlarla birlikte yaşıyordu. Ruhu yirmili yaşlardan bu yana gün bile almamıştı. Dimdik ayakta duruyordu...
MEZARDAN GELEN MEKTUP
Gül’ün hoşgörüsü geceyarısı özür diletti
AB Tahran’a ambargo için bastırıyor, Ankara direniyor
CHP’nin başına kim gelecek?
Burjuvazinin Lice’deki iskeleti?
Lincoln’ün çırası yanacak
TÜSİAD rengini belli etti yalpalama yapıyor
İyi ki o maçlarda eşime sarılmışım
Poulsen’e son teklif