Çocukların İstanbul’u

Çocukların İstanbul’u Sedef ECER sedef.ecer@free.fr
Çocukların İstanbul’u
27 Nisan 2008 Pazar
Normalde ayda bir geldiğim İstanbul’a bu sefer hiç istemeyerek geldim. Haftalardır süren gerilimden, kriz beklentisinden, toplu cinnetlerden korkarak. İş için şart oldu diye geldim. Hiç özlemediğimi zannederek... Yanılmışım. Meğer yine çok özlemişim İstanbulumu. İçerden yaşamak dürbünle bakmaktan farklıymış. Her şeye rağmen çalışan, didinen, kriz yaratmadan, ‘kişisel ve siyasi’ darbelerden medet ummadan var olmaya çalışan insanlarla beraber oldum. Armada Otel’e iner inmez, yine‘evime geldiğimi’ hissettim. Züppe hiç bir şey yok bu otelde. Ne fazla, ne eksik bir dekor, mis gibi ve sade odalar, şahane manzarayla otantik yemekler, sıcak karşılama. Lobideki kaplumbağalar, kahvaltı hırsızı martılar ve terasa karşı hoplayan yunuslar bile tanıdık.

ÜÇ LİRAYA BALIK EKMEK

Bu sefer bir de sürpriz var otelde: Yapı Kredi salonunda açtığı Mayıs 68 sergisi için Türkiye’ye gelen büyük üstad Güneş Karabuda. Çocuklarıma torun muamelesi yapışındaki zarafet, görmüş geçirmişliğindeki bilgelik, dünyanın en büyük sanatçılarını, siyasetçilerini, gazetecilerini tanımış olmanın verdiği derinlik, muzip gözlerindeki mizah.

Ve ardından işten kaçıp yaptığım iki günlük turist programı. Övündüğüm çok az şeyden biri, Topkapı Sarayı’nı çocuk milletine bir masal sarayı gibi gezdirmek. Sultanlar, padişahlar, şehzadeler, savaşlar, ganimetler, hazineler, vezirler hakkında yarı uyduruk, yarı gerçek hikayeler anlatmak. Çocuklarım burayı ve Yerebatan Sarnıcı’nı üçüncü defa gezdiler, akıllı sorular sorup ayrıntıları yorumladılar. Köprüalt’ında üç liraya balık ekmek yemeyi züppe kafelerdeki İngilizce isimli yemeklere tercih ediyorlar. Bilmem ne marka zımbırtı değil, dünyayı gezme hayalleri kuruyorlar. (Umarım ergenlikte değişmez.)

TARİHİ YARIMADAYI GEZİN

Türkiye’yi çok özlüyorlar. Ama her yere bayrak asılmasına (Fransa’da Fransız bayrağı nadir görülür) Paris’te görmedikleri alışveriş merkezi gezintilerine, tanımadıkları büyüklerin kendilerine dokunmasına, (Fransa’da pedofil yerine konmadan başkasının çocuğunu öpüp mıncıklamak zordur) daha havaalanında Türkçeyi hatırlamalarına şaşırıyorlar. ‘İstanbul Paris’ten çok daha güzel anne’ diyorlar durmadan. Haklılar galiba.

Karamsarlığa kapıldığınızda hemen tarihi yarımadayı gezin. Dünyanın en güzel şehrinde yaşadığınızı hatırlayın. Krizcilere, darbecilere, ebedi pesimistlere kapılıp kenti unutmayın. İstanbul hep İstanbul.
Facebook Twitter



Yazarın Son 10 Yazısı

Yazarın Son 10 Yazısı

• Fransız olmak ne demek? 8 Kasım 2009 Pazar
• Üzülsem mi sevinsem mi? 1 Kasım 2009 Pazar
• Hayattan kısa anlar 25 Ekim 2009 Pazar
• Orhan Pamuk 11 Ekim 2009 Pazar
• Kurbağalar ve biz 27 Eylül 2009 Pazar
• Lost in İstanbul 13 Eylül 2009 Pazar


İŞLEMLER

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

YAZARLAR

SICAK HABER