



Berlinale’de ‘tekrar çalacak’ olan filmlerin bazıları sinema sanatında devrim yarattı bazıları skandal... Ama retrospektif için seçilenler kadar seçilmeyenler de 60 yıl boyunca Berlinale’nin Avrupa’nın kalbinde atan en önemli etkinliklerden biri olduğunu gösterdi.
Sinema sanatında devrim deyince ilk akla gelen filmlerden Jean Luc Godard’ın A bout de souffle-Serseri Aşıklar’ı Berlin’den başlayarak Fransız Yeni Dalgasıyla salladı, klasik anlatım biçimlerini. Festival retrospektif hakkındaki bültende en başa bu filmi yazmış haklı olarak. Skandalın alası ise Nagisa Oşima’nın Ai no corrida-Duygu İmparatorluğu yüzünden kopmuş 1976’da. Bölge savcısı filmin kopyasına el koymuş, Yeni Sinema Forumu bölümü yönetmeni Ulrich Gregor hakkında da müstehcen yayın yapmaktan dolayı soruşturma açmış.
DOĞU BLOKU ÜLKELERİ NEDEN YOK
Eski kuşak sinemacılar ve gazeteciler, Soğuk Savaş döneminin duvarla ikiye bölünmüş Berlin’ini casus romanlarına benzer bir atmosfer içinde anlatır. Bazı olaylar da bu atmosferi pekiştirir. 1979 yılında Michael Cimino’nun The Deer Hunter’ı, bugün savaş karşıtı bir film olarak tanımlansa da SSCB otoriteleri tarafından rencide edici bulunmuş. Sovyet yetkililer filmi protesto etmiş ama Berlinale yönetimi göstermekte ısrar edince birçok Doğu bloku ülkesi filmlerini ve delegasyonlarını festivalden çekmiş!
Henüz Tekrar Çal bölümünün bütün programı açıklanmadı ama gösterilecek filmler arasında nadir bulunanlar hemen göze çarpıyor. Örneğin daha birinci festivalde o dönemin en büyük ödülü olan Berlin Kenti Ödülü’nü kazanan Il Cristo proibito-Yasaklanmış İsa. Ünlü İtalyan-Alman gazeteci, yazar ve İtalyan Nasyonal Faşist Partisi üyesi olarak başladığı politik aktivizmi Maocu olarak tamamlayan Curzio Malaparte’nin bu tek filmi merak uyandırıcı.
FESTİVALDE USTALARLA BULUŞUYORUZ
Bu yıl Berlinale’nin jüri başkanlığını yapacak olan Alman usta Werner Herzog’un ilk yapıtı Lebenszeichen-Yaşam Belirtileri, Akira Kurosawa’nın muhteşem kariyerini muştulayan İkiru-Yaşamak; Alf Sjöberg’in Strindberg’in ünlü oyunundan uyarladığı Fröken Julie-Matmazel Julie; Zhang Yimou’nun Çin’in beşinci kuşak yönetmenlerinin Avrupa’yı fethini başlatan Hong Gaoliang-Kızıl Darı Tarlaları; bu yaz Locarno Film Festivali’nde Onursal Altın Leopar alacak olan İsviçreli usta Alain Tanner’in Dans la ville blanche-Beyaz Kentte’si ve benim kişisel olarak hiç sevmediğim ama genel olarak pek beğenilen Paul Thomas Anderson imzalı Magnolia-Manolya gösterimi kesinleşen retrospektif filmleri. Tam listede Susuz Yaz, Sürü, Güneşe Yolculuk gibi Berlinale’de iz bırakmış Türk yapımlarının da yer almasını umarız.

Ferzan Özpetek’in yeni filmi ilk kez gösterilecek
Berlinale’nin 60. yılında Türkiye’den filmler ve Türkiye kökenli yönetmenlerin filmleri de hemen her bölümde yer alarak bu görkemli kutlamanın içinde parlıyor!
Semih Kaplanoğlu’nun Bal’ı yarışmada Altın Ayı’nın adaylarından biri. Henüz tamamlanan bu filmi yönetmenin Yusuf Üçlemesi’nin ilki iki filmi Yumurta ve Süt’ün ağzımızda bıraktığı nefis tat yüzünden yalanarak bekliyoruz. Reha Erdem’in Altın Portakallı Kozmos’u görsel görkemiyle Panorama’yı daha da genişletip güzelleştirecek.
YABANCI KADIN DA FESTİVAL KONUĞU
Panorama Special bölümünde Ferzan Özpetek’in İtalya’yı sallayan filmlerinden en yenisi olan Mine Vaganti-Serseri Mayınlar’ın dünya prömiyeri yapılacak. Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli yönetmen Züli Aladağ’ın Avusturyalı eşi Feo Aladağ, Sibel Kekilli, Derya Alabora, Settar Tanrıöğen ve Tamer Yiğit’in oynadığı Türkiye’de geçen Die Fremde-Yabancı Kadın ile bu bölüme seçildi.
Forum’da kıymeti Türkiye’de bilinmeyen Pus’un gösterilecek olması sevindirici olması yanında ibret verici. Tayfun Pirselimoğlu’nun insan ruhunun karanlık bodrumuna indiği filmde Forum’da Türk-Alman Thomas Arslan’ın Im Schatte-Gölgelerdeadlı yeni filmi eşlik edecek.
Alin TAŞÇIYAN