




Kendimi aşmaya çalışmıyorum. Bir eşiğim de yok, nereye atlayacağımı bilemiyorum. Bir şeyler deniyorum. Bilimsel deney değil, merak ettiğim şeyler var. Kendime göre meselelerim var. Aynı şeyi yapmayı sevmiyorum. Aynı malzemeleri kullanıyorum, sonuçta yapan benim, insan olarak malzememiz belli. Ama filmin ritmi anlamında aynı şeyi yapmak sıkıcı. Kağıt üstünde biten şeyleri de yapamıyorum. Hiç çekici gelmiyor. Sonunda beni hasta edecek şeyler arıyorum!
KOSMOS BENİM İÇİN İDEAL
• Kosmos adıyla çok iddialı bir yapım. Duyunca bambaşka bir beklentiyle izlemeye başlıyorsun. Çok katmanlı filmlerden söz ederiz ama milföy olmuş!
(gülüyor) Aslında A Ay’da Münir Özkul’un oynadığı karakterin adı. Geçmez hiçbir yerde ama senaryoda Kosmos diye yazar. Bu da onun gençliği. Hiçbir kod yok bence. Son derece basit şeyler söylüyor. Çalışmak istemiyorum, aşk istiyorum diyor. Yediğini içtiğini görmüyoruz. Biriktirmiyor. Kosmos benim için ideal. Olmayacak bir ideal, öyle olmaya çalışıyorum değil. O yüzse ben birim. Zaten yüze vardığında dağılmış gitmiş savruk bir meczup olursun. Birleşmeyen biri Kosmos. Çok basit o cümleler. Çalışmak istemiyorum diyor ama eğlenmek için değil. Biriktirmemek için. Ahlaklı, ahlak anlayışı belki başka türlü. Cömert bir figür. Öyle bir insan yok, erkek hiç yok!
• Mistik bir yanı da var. Gerçi film bunu açık bırakıyor...
Mistik bir yanı var. Adından da belli. Mistik derken inanç meselesi. Bu hayat bizi iki boyutlu hale getirdi. Hiçbir şeye tahammülümüz kalmadı. Yedi katlardan bahsediyor Kosmos. Hakikaten insanın içi böyle. İnsan vücudu bile böyle. Bir şeye sıkılıyorsun, bir yerinden çıkıyor. Maneviyat dediğimiz şey önemli. İnanç derken din de herkesin kendi kültürü içinde ne varsa o. Benim en korktuğum şey new age dinler gibi algılanması, benim ne haddime el ele tutuşup dönelim gibi şeyler söylemek! Bir eksiklik var. Filmdeki öğretmenin hali gibi. Niye iyileşemiyor? Trajedimiz bu bizim.
• Kosmos’a bir tür sağaltıcılık atfediliyor. Bir yandan Şaman bir yandan köyün delisi! Tensel arzusu da var ama sevgilisine kavuştuğunda Mesnevi’den fırlamış iki kuş gibi oluyorlar. Ama öyle çekmişsin ki uçuyorlar mı uçmuyorlar mı belli değil!
Ruhları öyle coşuyor diyelim. Yüzyıl önce de insanın bu halinden dert yananlar vardı. İnsanın bu coşkun hali, bu istek, bu aşk, bu heyecan internette beş kelimeyle ifade ediliyor artık! Yoksa bunlar çözülmüş meseleler değil. Hevesler, arzular, olmayacak şeylere istekler ama Kosmos’ta bütün bunlar, milföy dediğin yapı bütününde bir tat veriyorsa o benim tatmak istediğim şey ama bu yok aslında! Böyle bir şeyi tutturmak çok zordu. Karikatür olabilirdi. Elinde film var, görüntü var, derinlik var, müzik var... Koku hariç her şey var! Sinematografik anlamıyla bu zorluk bana çok çekici geliyor.
• Karakteri konuşuyoruz ama geldiği yerin de önemi var. Masal şehri gibi görünen Kars’a ağlayarak geliyor. Bir sınır şehrine geldiğini anlıyoruz. Küçük burjuvazi meselesi var. Oku oku bitmiyor film...
Şamanlık bir yandan da beni çok çeken bir şey. Tedavisi olmayan MS hastası birini yürütebilen bir şaman varmış, ölmüş ABD’de. Müthiş bir kültür o. Kosmos’ta bir şaman artıklığı var. Bir yandan bir hayvanlaşma da var. Hayvanlık dediğimiz en ham ve iyi anlamdaki halimiz. Kuş gibi olması... İnsanın öyle yetenekleri de olduğunu düşünüyorum.
KARS ZAMAN DIŞI BİR YER
• Sınırla ilgili göndermeler neden var?
Kars’tan çok etkilendim. O sınırda olma hali hissediliyor ya da ben hissettim. Yıkım ve ötekiler hali var. Tuhaf bir şekilde sonradan sınır kapısı açılacak açılmayacak meselesi de çıktı. Kars zaman dışı bir yer. Bir sınır var ötesinde, en yakın durduğu yer sınır ötesi. Masal gibi...
• Teknik olarak nasıl çalıştınız?
Hiç özel efekt yok filmde. Sadece dağlardan kar taşıttık. Filmde gördüğün efekt gibi şeyler kamerayla yapıldı.
• Oyuncuların kuş gibi davranmalarını o anda mı buldun?
Oyuncular belli olduktan sonra onlara, “Boş verin senaryoyu, kuş gibi nasıl öteceksiniz?” dedim! HD teknolojisinin büyük bir yararı var, her gece çektiklerini izliyorsun. Film böyle yön alıyor, kağıt üzerinde hayal edilemeyen şeyler çeşitleniyor. Florent (Herry, görüntü yönetmeni) ile bunu bir süredir yapıyoruz zaten. Beş Vakit’te “Gel rüzgarı çekelim” diyorduk. “Rüzgarı nasıl çekeceksin? Soğuğu çekelim, geceyi çekelim” diyorduk. Onlar müthiş montaj malzemesi oluyor.

Minimalist sinema kavramından nefret ediyorum
• Sadeleşme yanlısı değil misin? Çoğu yönetmen git gide daha sade bir sinema yapmaya çalışır...
Benim nefret ettiğim kavramlar minimalist sinema, arthouse sineması... Niye minimalist olalım ki? Maksimalist olalım! Kocaman bir sinema yapalım, sonra şirin bir film de yaparsın bir odada. O sadelik değil. Ben sinemanın kurallarından sadeleşmeyi istiyorum. Bir sonraki planı anons eden filmlerden çok sıkılıyorum. Televizyonda 21 Gram’ı izlerken yarım bıraktım. Seyirciyi aşağılayan şeyler bunlar. Nuri Bilge Ceylan, Derviş Zaim, Zeki Demirkubuz, Semih Kaplanoğlu böyle yapmıyor. Müthiş bir çeşitlilik var bizde.
Alin TAŞÇIYAN