



Size bir sinema masalı anlatayım bu hafta. Kahramanlarının ağzından dinledim. Sanatının takdir edilmediği, endüstrisinin oluşmadığı Türkiye sinema cengelinde kendi başlarına film yapma macerasına atılan iki Avrupa formasyonlu genç yönetmen kahraman değil de nedir?

Büyük usta Ingmar Bergman’ın Büyülü Fener’inin ışığını izleyen iki gencin hayallerini gerçekleştirme öyküsü bu. Meraklılarının www.sinemadefteri.com adlı sitedeki film eleştirilerinden tanıyabileceği Hakkı Kurtuluş ve Melik Saraçoğlu, kendi şirketleri İki Film bünyesinde çektikleri ilk filmleri Orada’nın son rötuşlarını yapıyor. Filmde Dolunay Soysert, Sinan Tuzcu, Erol Günaydın, Füsun Erbulak ve Bahtiyar Engin oynuyor. Görüntü yönetmeni Eyüp Boz, kurgucu Çiçek Kahraman.
Hakkı Kurtuluş, Galatasaray Üniversitesi’nden sonra Fransa’ya gidip sinema eğitimi almaya başlar. Ondan dört yaş küçük olan Galatasaray Lisesi öğrencisi Melik Saraçoğlu’nun da isteği aynıdır. İki gencin yolları Lyon’da sinemanın mucitleri olan Lumiere Biraderler’in adını taşıyan Lumiere Üniversitesi’nde buluşur. Sadece sinema değildir ortak tutkuları edebiyattır aynı zamanda. Alman edebiyatına ve düşüncesine özel bir ilgi duyarlar. Hatta Kurtuluş Nietzsche ile derin bir bağ kurmuş. Bu düşünürün yurtsuzluğuna Orada filminde bir gönderme yapıyor.
ENTELEKTÜEL İŞTAHLARI AÇIK
Kurtuluş ve Saraçoğlu, okumaya doymayan gençler. Avrupa’nın çeşitli üniversitelerinde akademik çalışmalarda bulunmuşlar ve bulunmaya devam ediyorlar. Teorinin sağlamlığı pratiğin başarısını garantilemez elbette ama Orada, Antalya Altın Portakal ve Bursa İpekyolu festivallerine seçilirse onlardaki potansiyeli göreceğiz. Dağıtımcı Özen Film Orada’yı 25 Aralık’ta vizyona sokacak.
Saraçoğlu ve Kurtuluş Orada’nın senaryosunu ayrı ülkelerde saatler süren telefon konuşmaları yaparak 15 ayda yazmış! Saraçoğlu’nun “tek şansımızdı” dediği Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın film desteğini (200 bin TL) alınca işe koyulmuşlar. Kurtuluş “Fransa bürokrasisiyle boğuşmaya alışık olduğumuz için iyi dosya hazırlama konusunda şerbetliyiz,” diyor. Türkiye’de sinemanın haline de kafa yoruyorlar. “Temel çıkış noktamız şu: Auteur filmleriyle gişe filmleri arasında fazlasıyla açılmış bir makas olduğunu düşünüyorduk. Araya Sonbahar ve Üç Maymun’un mutluluk veren başarıları girdi. Bu makasın kapanması gerek ama endüstrinin bize bu şansı tanıyacağını sanmıyoruz. En azından 50 bin kişinin izleyeceği bir film yapmak niyetindeydik, ama umutsuzuz. Arkamızda Fransız Ulusal Sinema Merkezi gibi bir kurumun olmamasının eksikliğini duyduk. Artık Türkiye Sinema Kurumu’nun kurulmasını istiyoruz” diyorlar.
KONUŞULAMAYANI KONUŞMAK
Kurtuluş, Orada’yı “açılamayanı açma, konuşulamayanı büyük harfle KONUŞMA” üzerine bir film olarak tanımlıyor. Bergman’dan sonra en etkilendikleri yönetmenlerden biri olan Claude Sautet’nin Ayazda Bir Yürek filminin “konuşulmayanı konuşma” hakkında olduğunu hemen vurguluyor Kurtuluş, tezini bu konuda yazmış... Huzurevindeki annenin ölümü, bütün bireyleri birbirinden kopmuş olan aileyi bir araya getiriyor. Filmin ilk yarısında iki kardeşin yabancılaşmasına odaklanan uzun cenazeyi izliyoruz, “İkinci yarısı Bergmanesk bir oda filmi olma çabasında, iddiasında demiyorum, çabasında, ne kadar başardığımız tartışılır” diyor Kurtuluş!
İki genç yönetmenin Bergman tutkuları onun bütün filmlerini hatmetme ve ülkesinde izlerini sürmeye dek uzanmış. Adını şimdilik Viaggio in Bergmania / Bergman Ülkesine Yolculuk koydukları bir belgeselin çekimleri için İsveç’e gitmişler, kurgusu sürüyor. “Biz ustalarımızın izinde film ve belgesel yapmayı kendimize şiar edinmiş adamlarız”, diyorlar özetle. Biz de onları izliyoruz pürdikkat

Hastanede sergi var
Amerikan Hastanesi Sanat Galerisi “Operation Room”, 9 Eylül - 31 Ekim 2009 tarihleri arasında Peter Kogler’in projeksiyon ve video enstalasyonlarından oluşan sergisine ev sahipliği yapıyor. İzleyenleri, müziğin de gücüyle doğrudan resimin içerisine katmayı hedefleyen serginin küratörlüğünü Ekrem Yalçındağ üstleniyor. Peter Kogler sergisi, Pazar günleri hariç 10:00-19:00 saatleri arasında gezilebilecek.
Sergide Kogler, 2008’de Museum Moderner Kunst, Viyana’da, 2009’da Museu Colecção Berardo, Lizbon’da sergilediği ve ses tasarımını Franz Pomassl’ın yaptığı enstalasyonunu, Operation Room için yeniden uygulayacak. Avusturya sanatında kendi kuşağının en tanınmış sanatçılarından biri olan Kogler, dijital baskı tekniklerinin gelişme aşamasındaki ilk yıllarından beri bilgisayarı bir araç olarak kullanmış. Tıpkı piksellerin yan yana üst üste dizilmesi gibi, karınca, fare, beyin ve boru motifleri modüler özelliklerinden dolayı büyük bir yapıyı oluşturan elemanlar olarak Kogler’in çalışmalarında karşımıza çıkıyor.
Soysert’in yüzü Erbulak’ın cesareti
Filmin oyuncu kadrosu da performansları da gayet iyi. Saraçoğlu “Yazım aşamasında baba karakteri için hep Erol Günaydın’ı düşündük,” diyor. Kurtuluş “Çok Türk bir surat olmasını istemiyorduk” sözüyle Dolunay Soysert’i tercih etmelerini gerekçelendiriyor. Saraçoğlu “Bergman etkisi olan bir film, Liv Ullman, Bibi Andersson gibi birini arıyorduk,” derken Kurtuluş “Suratını tamamen perdeye yansıtabilen bir kadın figürü gerekiyordu . Soysert o çilli cildiyle, zarif yapısıyla bize çok uygun bir çehre. Akademik geçmişi olan biri” diye tamamlıyor sözü. Soysert’in eşi Sinan Tuzcu ise onlar için bir keşif olmuş. Tiyatro deneyimi, oynadığı karaktere uygun biçimde yurt dışında çalışmış olması, ilk bakışta Türk erkeği tipi vermemesi onu role en uygun aktör haline getirmiş. Erol Günaydın sayesinde, uzunca bir süre gasilhanede yatması gereken zor bir rol üstlenecek olan Füsun Erbulak ile anlaşmışlar. Filmi izleyince göreceksiniz, Erbulak çenesi bağlanıp yıkanan bir ölüyü dakikalarca oynuyor, çekimler saatler sürmüş olmalı! Bahtiyar Engin ise hem imamı hem Ortodoks papazı canlandırıyor! Engin’in İmam Hatip Lisesi mezunu olması filmin uzun cenaze sahnesinde çok yararlı olmuş.
Alin TAŞÇIYAN