




Efes Pilsen One Love Festival’de konser vermek üzere İstanbul’a gelen ünlü elektronik ikilisi Röyskopp’un ‘uzun saçlısı’ Torbjorn Brundtland ile okumak, robotlar, yaşlanmak ve tabii müzik üzerine konuştuk
Geçtiğimiz günlerde Efes Pilsen One Love Festival’da bir konser vermek üzere İstanbul’a gelen, elektronik müziğin ünlü grubu Röyksopp’tan Torbjorn Brundtland sorularımızı cevapladı. Mizah düşkünlüğüyle tanınan sanatçı sizin de göreceğiniz gibi bu iddiayı haksız çıkartmadı ama zengin bir dünyası olduğunun işaretlerini de verdi.
Elton John da hayranınızmış.
Bunu ben de duydum. Ne diyebilirim ki bu konuda? Gurur duyuyorum. Keşke bunu Svein’e sorabilseydiniz, o Elton John’ın kariyeriyle ilgili daha fazla şey söyleyebilirdi. Bazı parçalarının öncü olduğu bile söylenebilir.
Son albümünüzle rock’a yaklaştığınız söyleniyor.
Öyle mi diyorlar?
Evet.
İyi ya. (gülüyor) Aslında bunu anlayabiliyorum, eğer rock’ın tarifini çok çok geniş yaparsanız öyle. Bu albüm öncekilerden enerjik.
KLASİK OLAMAYIZ SIĞIZ
Müziğe başlamanızın üzerinden uzun zaman geçmemesine rağmen neredeyse klasikleştiniz.
Ciddi misiniz?
Evet.
Klasik ağır bir söz, biz bunun için fazla genç ve fazla sığız ve bu işlerden hiç anlamayız.
Robotlar önemli bir temanız.
Bilmiyorum, derinden derine biz dediğimiz şeyin ne olduğuyla ilgili çok şey söylenebilir. Yaşayan organizmalar arasındaki ilişki siz kendinizi onda bir ayna gibi gördüğünüzde belirginleşir. Bir kediye bir sinekten daha fazla saygı duyarsınız çünkü evrim sürecinde size sinekten yakındır. Makinelere gelirsek, bunları insanlar yarattı
Ama ne yarattığımızın tam olarak bilincinde olduğumuzu sanmıyorum. Makineler adım adım canlı haline geldiler. Bence makineler de bir anlamda bir ruha sahip olabilirler. Ve biz bir makineye sahip olduğumuz zaman bir anlamda kendimizi de ona göre değiştirmiş oluyoruz. Bence bir ruh görmek istediğimiz yere ruh koyduğumuzu söylemek haksızlık olmaz. Eğer kendimiz yapmış bile olsak bir şey konuşur, hareket eder ve bir insan gibi karşılık verirse onun bir ruhu olduğunu varsayarız.
Bazı parçalarınız reklamlarda yer aldı.
İnsan müziğinin duyulması için elinden geleni yapabilir. Biz de seçici davranmaya çalışıyoruz. Bize reklam veya benzeri bir teklif geldiğinde düşünüyoruz. Eğer iyi mesajı varsa veya dünyanın ihtiyacı
olan bir ürünün reklamı olduğuna inanıyorsak orada yer alıyoruz. Ama bir kuralımız yok her durumu tek tek ele alıyoruz.
OKUMAM, MİDEM BULANIR
Okumaktan hiç hoşlanmadığınızı duydum.
Svein okur aslında ama ben okuyamıyorum. Ne zaman bir şeyi okumaya kalksam midem bulanıyor. Kusacak gibi oluyorum.
Hatta film jeneriklerini bile okuyamıyormuşsunuz. (elimle yazı yazar gibi yapıyorum)
Hayır hayır. Lütfen havaya harf bile çizmeyin. Bak çıkartacağım. (kusacak gibi yapıyor)
Genç bir bedende yaşlı bir kalp taşıdığınızı söylemişsiniz.
Bilmiyorum. Bugün aynı anda hem genç hem yaşlı olmak çok normal. Sekiz yaşımdayken kalben bugünkünden daha yaşlıydım. Bazen ölümü çok fazla düşünürsünüz, bezen de hiç düşünmezsiniz. Ve ölümü düşündüğünüz zamanlarda düşünmediğiniz zamanlara göre daha yaşlısınızdır.
Anneli Dercher muhteşemdir
Röyksopp’un anayurdu Norveç’in önemli şarkıcılarından olan Anneli Drecher birçok konserlerinde, hatta hamileliğinin son dönemlerinde oludğunda bile ikiliye eşlik etmiş. İstanbul konserinde de sahnede olan sanatçı için Torbjorn Brundtland ‘Onunla ilgili çok Amerikan bir şey söyleyeceğim, muhteşemdir’ diyor.
Britney hiç dans etmemiş ki!
Hayranları Britney Spears’ın yeni klibini beğenmedi. Radar adlı parçaya çektiği klipte genç sanatçının dans etmemesi hayranlarını hayal kırıklığına uğratan noktaların başında geliyor. Sanatçının 2007’de çıkarttığı Blackout adlı albümde yer alan, daha sonra 2008’de piyasaya çıkan Circus’ta bonus parça olarak bulunan şarkı için Rolling Stone dergisi, ‘Bu kadar zamandır ortalarda olduğuna göre daha iyi bir şey düşünmüş olmalarını beklersiniz değil mi?’ diyor. Madonna’nın Take a Bow adlı parçasına çektiği videoya fazlasıyla benzediği de iddia edilen Radar’ın klibine Britney Spears bir polo oyuncusuna aşık oluyor.
Bir efsane daha İstanbul’da
Yarın Turkcell Kuruçeşme Arena müziğin en önemli isimlerinden birini ağırlayacak. Doğduğu topraklara ait olan salsayı caz ve rock’la bir araya getirerek kendine has bir tarz yaratan Carlos Santana 1960’lı yıllarda bulaşıkçılıkla geçinirken bir yandan da sokakta müzik yaparak başladığı kariyerini Black Magic Woman gibi unutulmaz şarkılar, sayısız altın plak ve Grammy, (sırf 1999’da çıkarttığı Supernatural 9 tane aldı) hem ticari başarı hem de müzikal itibarla sürdürdü. Santana’nın 6 Temmuz akşamı vereceği konser bir İKSV organizasyonu. Hala bilet var, imkanınız varsa kaçırmayın.
Krakov, Londra, Hamburg...
Anathema İngiltere’nin müzik açısından bereketli bir kentinde, Beatles’ı da çıkartmış olan Liverpool’da 1990’da kuruldu. İlk yıllarında death/doom metal yapan grup uzun zamandır atmospheric rock müzik yapıyor. Ülkemizde neredeyse her yıl, zaman zaman üniversite festivallerinde bile konser veren grubun 2004 tarihli ama Türkiye’de yeni piyasaya çıkan Were You There adlı DVD’si -Türkiye’den sonra- en çok sevildiği ülke olan Polonya’nın Krakov kentindeki konserinin kayıtlarını içeriyor ağırlıklı olarak. Ayrıca Hamburg ve Londra’da konserlerinde kaydedilmiş iki parça ve çok daha önemlisi, Londra Filarmoni Orkestrası yaylı çalgılar dörtlüsüyle birlikte yapılmış akustik kayıt da var. Metal ya da rock grubu deyince siyahlara bürünmüş insanların yaptığı çok sert bir müzik hayal edenleri Anathema’nın temizpak elemanları ve duygulu müziği şaşırtabilir. Albümün, ünlü grafik sanatçısı Travis Smith’in Anathema müziğinin ruhunu son derce iyi yansıtan çalışmalarının yer aldığı kitapçığı da çok güzel.
Melekler ve Şeytanlar
Ünlü Da Vinci Şifresi’nin yazarının bir başka romanından sinemaya uyarlanan Melekler ve Şeytanlar dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de ilgi gördü. Filmin gizemli atmosferini yansıtan sountrack’inde film müzikleriyle ünlü olan Hans Zimmer’in imzası ve Grammy’li kemancı Joshua Bell’in adı var. Devils & Angels sountrack’ı raflarda yerini aldı.
AYŞE DÜZKAN