




Atilla Koç ile önceden tanışıyor musunuz?
Tanımıyordum. Sadece 2005’te Uluslararası Antalya Film Festivali’nde jüri üyesiyken sahneye geldi ve tüm jüri üyelerini tebrik ederken beni de tebrik etti. Bir de geçen yıl bir toplantıda gördüm.
Görev çerçeveniz nedir?
Henüz bakanlıktan kimse benimle irtibata geçmedi. Ben de ne yapacağıma dair emin değilim. 2010 Kültür Başkenti Projesi var. Ben zaten 2010 Kültür Başkenti Danışma Kurulu’ndaydım. Belki de Kültür Bakanlığı buradan benim ismimi görüp de Kültür Bakanlığı’nı temsilen de orada olsun düşüncesi olabilir. Daha önce de Kültür Bakanlığı’ndan, partilerden milletvekilliği ve belediye başkanlığı için teklifler gelmişti. Ama kabul etmedim.
GÖREVİM SİYASİ DEĞİL
Neden kabul etmediniz?
Siyaset benim işim değil. Ben sanatçıyım. Sanatçının siyaset yapması konusunda da biraz tutucuyum. Sanatçı mevcut sisteme, mevcut anlayışa genelde muhalif tavırdadır. Çünkü sanat insanoğlunun bugüne oranla gelecekte daha mutlu yaşayacağı bir dünyayı önermektir. Bu yüzden de eleştirel olmak durumunda.
Şimdi kamuda görev alacaksınız. Bunu nasıl dengeleyeceksiniz?
Görevim siyasi bir görev değil. Siyasetin içinde değilim.
Ama bakan bir partiden meclise giren milletvekili...
Bakan bana ‘Şu işi böyle yapacaksın mı?’ diyecek. Yoksa bana ‘Bu işi nasıl yapmalıyız mı?’ diye soracak. Ben danışmanım. Mevcut bir kriz durumunda bir işin nasıl yapılması gerektiğinin bana sorulması lazım. Danışmanlık böyle bir görev. Siyasi değil.
Göreve ne zaman başlıyorsunuz?
Atamam yapıldı ama görüşmedim. Benim görüşmem gerekmiyor. Tam tersi bakan beyin benimle görüşmesi gerekiyor. Beni böyle bir göreve atadıysa, hele de acilen atadıysa aradan yaklaşık bir ay geçti bir ‘Konuşalım’ demesi gerekirdi.
Peki sizce neden aramadı?
Son günlerdeki siyasi karmaşa yüzünden olabilir.
Seçimden sonra da bakan değişirse ne olacaksınız?
Yeni oluşacak duruma göre ne yapılacağı konusunda o zaman karar verilir.
Siz bu göreve atandıktan sonra ‘Kültür Bakanı’nın sanatçılarla yıldızı barışmıyor. Kenan Işık köprü olacak’ denildi...
Sahada olan bir sanatçıyım. Uzun yıllardır Kültür Bakanlığı’nın Eski Eserler Genel Müdürlüğü veya Devlet Tiyatroları Opera ve Balesi genel kapsamında olan bitenleri çok yakından biliyorum. Bu anlamda doğal olarak ben sanatçı nosyonumu sanatçı kimliğimi asla değiştiremem. İnandığım şey her neyse o yolda giderim. Devlet Tiyatroları’ndan istifa etmem de sırf bu yüzdendir. Yani bu da ironik bir durum.
BANA ‘GERİCİ’ DEDİLER
Nedir o ironi?
Dönemin Kültür Bakanı İstemihan Talay, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne Rahmi Dilligil’i atadı. Bu atamaya karşı çıkanlar arasında ben de vardım. Bunun pek çok gerekçeleri var. Muhalif olduğum için sürekli soruşturmalara uğradım. Devlet Tiyatroları’nın sözleşmesinde altı provaya gitmezseniz genel müdürün reysen sizin sözleşmenizi fes etme hakkına sahip olduğuna ilişkin bir madde var. Aynı zamanda İstanbul Şehir Tiyatroları’nda genel sanat yönetmenliği yapıyordum. Bu bilinmesine karşın benden Konya Devlet Tiyatrosu’nda kendi yazdığım bir oyunu sahneye koymam istendi. Gerekçesi de ‘Senin gibi değerli bir yönetmenin gelip devlet tiyatrosunda çalışmasını istiyoruz.’ ‘Madem değerli bir yönetmenim o zaman İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda bir oyun sahneye koyayım. Aynı zamanda da şehir tiyatrosundaki idari işlerimi de yürüteyim’ dedim. Ama yanıt gelmedi. Ben Anadolu’da çok görev yapmış sanatçıyım. Bu tam bir sıkıştırmaydı. İstifa ettim.
Devlet Tiyatrosu’na altı yıl sonra geri dönmüştünüz.
Rahmi Dilligil gidip de Lemi Bilgin gelince beni tiyatroya çağırdı. Oyun sahneye koymayı kabul ettim. Oyunun provalarına başladım. Ama yine benzer şeyler oldu. Lemi Bilgin görevinden uzaklaştırıldı ve yerine dramaturg Mine Acar geldi. Mine Acar Rahmi Dilligil’in sağ koluydu. Ben de ‘Hayır olmaz’ diyerek ayrıldım. Sanat özel bir alandır. Yetkin insanların tepede olması gerekir. Yoksa işler sarpa sarar. Bizde sarpa sarıyor. Olan benim gibilere oluyor.
Mine Acar’ın atamasını yapan Atilla Koç sizi de danışman yaptı.
İşte ironik olan bu. İtirazım insanlara değil. Sanata layık mı değil mi, Türk Tiyatrosu’nun bütün sorunlarını çözecek mi? Benim için önemli olan bunlar. Ben Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur’unu, Şeyh Galip’in Aşk Hastası’nı oyunlaştırdığımda bunlar benim için ‘gerici’ diyen insanlar. Belki de bu yüzden tiyatrodan attırdılar.
Son günlerde bir de AKM’nin yıkılması tartışması var. Hangi taraftasınız...
Tiyatrocuyum ve tiyatro sahnesinin ne olup olmadığını ne olmayacağını bilirim. AKM’nin yetersizliklerini, 14’üncü sıradan sonra oturan seyircinin oyuncunun sesini duyamadığını, 1200 kişilik hangar gibi bir yerde tiyatro oynanmayacağını da bilirim. Bana danışılırsa bunu söylerim. Yerine otel yapalım, otelin yanına da bir sahne yapalım düşüncesi varsa çok yanlış. Şehir planlamacıların kongre vadisi olsun demelerine karışmam. O onların işi. Belki doğru düşünüyorlar. Çünkü İstanbul’un en büyük otelleri AKM’ye yakın. Arkadaşlarımın ‘Kongre yapılacaksa şehrin dışında yapılsın’ düşüncesine katılmıyorum. Kongreye gelenler tıp doktorları, felsefeciler, müzisyenler gibi üst düzey kişiler. Kemerburgaz’da orman içinde bir kongre merkezinde kongre yapıp, yanındaki beş yıldızlı otelde kalıp İstanbul’dan ayrılmaları bu şehrin tanıtımı açısından hiçbir şey ifade etmez.
AKM ŞEYHLERE VERİLMESİN
AKM yıkılıp kongre merkezi mi yapılmalı?
AKM yıkılıp öyle bir yer yapılmamalı. Kongreye gelecek kişiler kafalarını çevirdiklerinde İstanbul’un dokusuna uygun bir yapı, içinde Shakespeare’in Yunus Emre’nin oyunlarının afişlerini, hatta Van Gogh sergisinin de içeride olduğunu ilan eden bir bez afiş görseler. Bu insanlar ne hale gelir? İstanbul’un sadece bir kongre değil aynı zamanda kültür-sanat şehri olması için de çok değerli bir fırsat çıkmıştır önümüze. Batılılar bizim böyle bir donanıma sahip olmadığımıza inanır. ‘Bira içiyoruz diye bizi kınayan, mini etek giyenleri günahkár sayan bir anlayıştır bunların kültürleri’ diyorlar bizim için. Bunu yıkmak için AKM otel mi olmalı yoksa iyi bir kültür merkezi mi? AKM Dubaili şeyhlere verilmemeli. AKM’nin bu köhne haliyle orada oyun yapmayı tercih ederim.
Bunu bakana da söyleyecek misiniz?
Bakan Bey bana danışırsa elbette söyleyeceğim. Siz sordunuz söyledim. Bakan bana sormadan bunu söylesem, ‘Sana sormadım ki’ derse...
Size bu konuda katılmıyorum. İlla danışması gerekmiyor...
Kültür Bakanı tabii ki ‘Sana danışmadım’ demez. Çok değerli bir insan. Bugüne kadar bürokrasiden ürktüğüm için görevi kabul etmedim. Çünkü bürokrasi tuhaf bir şey. Bürokrasiyi eleştiren Yaşar Yaşamaz’ı, Nazım Hikmet’in Sovyet bürokrasisini eleştiren İvan İvanoviç’i sahneye koydum. Bu oyunlar iyi niyetli bir insanın bürokrasinin çarkları içinde ne hale dönüştüğünü gösteriyordu.
Korkuyor musunuz çarkların arasında değişmekten?
Korkmuyorum. Korksam kabul etmezdim. Tam tersi. ‘Habire konuşuyorsun, gel buyur’ dediklerinde buyuruyorum. Ama benden yararlanacaksınız buyururum. ‘Kenan Işık iyidir, arkadaşları sever, iyi köprü olur, güvenilirdir, yanımızda durmasında yarar vardır’ gibi bir düşünceyse benim bir yararım olmaz.
KOÇ, YANLIŞ YÖNLENDİRİLİYOR
Bakan’ın bankamatik sanatçıları ve 110 kiloluk balet konusunda açıklamaları vardı. Bu söylemleri konusunda ne düşünüyorsunuz?
Kültür Bakanı’na öyle olur olmaz şeyler empoze ediliyor ki. Bakanın tiyatroya ne kadar sevdalı olduğunu biliyorum. Bakanın bürokratları, genel müdürleri kendilerini savunmak için ‘Bu balet gider bankamatikten maaşını alır’ diyorsa bakanı kandırıyorlar. Bu insanlar bin 500 YTL için bunu yapmaz. Balet, balerin dediğimizin sayısı Türkiye’de 100’ü geçmez. Bunların içinde Bolşoy’da dans etmiş olanlar var. Türkiye’nin propagandasını yapmış insanlar. Milyon dolar verseniz o propagandayı yapamazsınız. İçlerinde La Scala’yı söylemiş operacılar var. Bunlara ayda bin 500 YTL verseniz ne olur, vermeseniz ne olur? Sayın Bakan’ın kafasını böyle karıştırmamak lazım. Bunların sayısı 100’dür. Zaten 40 yaşından sonra ayağını açamazlar. Nasıl Hakan Şükür’ün bugün oynayıp oynamaması tartışılırken bir baletin de 40 yaşına geldiğinde dans edip etmemesi tartışılır. Edemez çünkü. Ama bir balet 8 yaşında başlar. 40 yaşına kadar devam ederse 32 yıldır görev yapmış demektir. O 105 kiloluk balet benim bir oyunumda tayfa rolündeydi. Bakana bunu gammazlayanlar demiyorlar ki ‘Bu balet 105 kilo ama şu anda AKM’de rol alıyor.’ Çünkü bilmiyorlar. Bakan burada yüzde 100 yanlış yönlendirilmiştir.
İşiniz zor...
Hep muhalefet ediyorsunuz, bu böyle olmaz diyorsunuz. Sonra diyorlar ki ‘Olmaz diyorsun. Madem öyle gel bize danışman ol’. ‘Hayır onu da olmam’ diyemiyorsunuz. Bakan Bey çok cesurca bir şey yaptı. Hem beni tiyatrodan atanları genel müdür yaptı hem de tiyatrodan atanlara rağmen beni danışman yaptı.
Bu görev sizi yıpratır mı?
İnanmadığım bir şey olursa... Zaten bugüne kadar olduğu gibi tiyatroda inanmadığım bir şey vardı muhalefet ettim attılar beni. Buradan da atılırım, problem değil.
2010’da havai fişek patlatıp bir yıl sonra çöp toplamayalım
2010 İstanbul Avrupa Başkenti Komitesi içindeydiniz...
Bundan iki ay önce bana ‘Sen danışma kurulu üyesisin, gelir misin?’ dediler. 2010 yılı için düşüncelerimizi söyledik. Söylediklerim infialle karşılandı. Birtakım kapalı gruplar karar veriyor, biz orada duruyoruz. Danışmanız ama bize danışmıyorlar. Toplantıya giden sayısı giderek azaldı. Danışma kurulundaki isimler değişmişti. Gitmemeye karar verdim.
Ne dediniz de infialle karşılandı?
İstanbul’un Doğu ile Batı’nın iç içe geçtiği ve dünyanın hiçbir yerinde bulunmayan bir alaşımının olduğunu düşünüyorum. Yerliyiz, kendimize özgü kültürümüz var. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın yaptığı caz festivali gibi etkinliklerin daha büyüklerini yapıp, 2010’da havai fişekleri patlatıp 2011’de bunun çöpünü mü toplayacağız dedim. Yoksa kültür bölgeleri oluşturup halka kültür-sanatın ne kadar önemli olduğunu mu anlatacağız? Mükemmel toplum yaratmanın en iyi yolu halkı kültüre sanata yakın hale getirmek. 2010 bunun için fırsat. Varoşlara kültür merkezleri yapmak, halkın katılacakları etkinlikleri sahnelemek ve bunu sürekli hale getirmek.
Şimdiye kadar en pişman olduğum iş haber sunmaktı
Kim 500 bin YTL İster yarışmasını sizden sonra Haluk Bilginer sunuyor. İzleyiciler sizden aldığı tadı Bilginer’den alamadığını söylüyor...
Haluk değerli bir oyuncudur. Seyretmedim, o yüzden bir şey söylemeye yetkin değilim. Herhalde süreç içinde oturur. Bir zaman sonra alışırlar böyle bir algılama varsa.
Neden seyretmiyorsunuz?
Film çalışmam vardı, fırsatım olmadı. Zaten çok televizyon seyreden biri değilim. Kendi yaptığım işleri de seyredemem. Çok eleştiririm kendimi.
Bugüne kadar yapıp da sonradan pişman olduğunuz iş var mı?
Haber sunmak. Hemen de ayrıldım zaten. Aslında istikrarlı bir iş yapmak istemiştim. Çünkü bir dizide oynuyorsanız üç hafta sonra reytinginin olmadığı söyleniyor. Bir de çok tembih edildi bana, haber okumak için güvenilir olacak, konuşmayı bilecek, dünyada haber sunanlar sen yaştalar ya da daha yaşlılar gibi. Öyle bir motivasyondan sonra kabul ettim. Kenan Işık kaç para alıyor diye konu TBMM’ye gidince ‘Niye soruyorlar acaba?’ diye düşündüm. Ben bu anlamda hakikaten safım. Sonradan idrak ettim ki bu maaşı TMSF’den yani devletten alıyorum. Yapmamaya karar verdim. Ama sözleşmede her iki taraftan biri sözleşmeye uymazsa 500 bin YTL ödeyecek gibi bir madde vardı. Allah’tan karşılıklı feshedildi. Yoksa ödeyemezdim o parayı.