
Çeşminaz Tanrıverdi, kemik kanseri hastası kızının tedavisine ek olarak onu sağlıklı besinlerle hayata döndürdü, sonra bu besinleri tüm çocuklara yedirmek için kolları sıvadı. İstanbul’da bir anaokulu açan Tanrıverdi, küçükler için silgiden boyaya, baldan bibere, ekmeğe her şeyin organik olanını kullanıyor
ÖZKAN GÜVEN / ozkguven@gmail.com
Bahçeşehir’de küçük bir anaokulu var. Dışarıdan bakılınca tipik bir anaokulu görünümünde. Farkını içeri girdiğinizde anlıyorsunuz... Küçük Melekler Anaokulu’nu diğerlerinden ayıran en büyük özelliği duvarlarındaki boyadan çocukların yediği yemeklere her şeyin organik olması... Okulun sahibi Çeşminaz Tanrıverdi “Eğer kızım sağlığını kaybetmeseydi ben böyle bir okul kurmayı hayal bile edemezdim” diyor.
Küçük Melekler’in ‘organik anaokulu’na dönüşme öyküsünü anlatalım: Çeşminaz Tanrıverdi eskiden tekstil işiyle uğraşıyordu. Maddi olarak iyi durumdaydı. Bir gece yarısı hastalanan 11 yaşındaki kızı Bensu’yu İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne götürdü. Ağrılar içindeki kızı Bensu Tanrıverdi’nin bacaklarında bir problem vardı. Annesi büyük bir hayalkırıklığı ile karşılaşacağını elbette düşünemezdi. Röntgen çekildi, alınan parçalar biyopsiye gönderildi. Kötü haber bir hafta sonra geldi. Bensu’nun kemiklerinde bir tümör tespit edilmişti. Ve durum hiç de iç açıcı değildi.
BÜYÜK BİR MÜCADELE VERDİK
“Haberi duyduğumda sanki dünyanın sonu gelmiş gibi hissettim. Bir anne için çok zor günlerdi” diyor Tanrıverdi. Hastalığı öğrendikten sonra o süreci şöyle anlatıyor: “Kızımı hastaneye yatırdım. Kemoterapi olması gerekiyordu. Tedaviye başladık. Doktorlarımın kızımın üzerine titrediğini gördüm. Ama hayatta kalma ihtimali yüzde 20’ydi. Altı kür kemoterapi gördü. Bacağından ameliyat oldu, sağ bacağından bir kemik alındı. Kızım 52 kilodan 30 kiloya düştü. Onu kucağımda taşır oldum. Kan değerleri sıfıra düşüyordu, enfeksiyon kapma olasılığı vardı. Büyük bir mücadelenin içindeydik. Hiçbir şeyden mahrum bırakmadım onu. Arkadaşları onu terk etmişti hastalandıktan sonra. Kimse aramıyordu. Çevresinde hep ben oldum. İş yerine gidememeye başladım. Ama umurumda değildi para. Zaten bir süre sonra dükkanı kapatıp çıktım. Moralini, beden sağlığını yüksek tutmak zorundaydım. Tüm enerjimi kızıma verdim. Üç dört arkadaşımla onu alışveriş merkezlerine sedyeyle götürüyorduk. Çünkü oturamıyordu bir yere. Vücudunda 70 dikiş vardı. Saçı, kaşı, kirpiği dökülmüştü tedavi sürecinde. Orada insanların bize garip garip bakması umurumuzda bile değildi. Dünya, benim kızımdı o an. Onu çok iyi besledim. Yediği her şey organikti. Türkiye’nin her yerinden sağlıklı olan ne varsa evimizdeydi. Bir süre sonra doktorlar bile şaşırdı. Kızım sağlığına kavuştu. Çok şükür kızım başardı. Şu an 15 yaşında ve koltuk değnekleriyle de olsa yürüyebiliyor.”
YEMEKLER BİZİ KANSER YAPIYOR
Kızının sağlığına kavuşmasından sonra günlük yaşamlarını devam ettirebilmeleri için bir işe ihtiyacı vardı Tanrıverdi’nin. Çocuk gelişimi üzerine bir eğitim almıştı. Bir anaokulu açmaya karar verdiğini belirten Çeşminaz Tanrıverdi, şunları söylüyor:
“Ama açacağım bu anaokulu başka bir şey olmalıydı. Çünkü kanseri tetikleyen en büyük unsurun kullandığımız organik olmayan ürünler olduğu bir gerçek. Yediklerimiz, içtiklerimiz bizi kanser yapıyor. Kızım da belki bu yüzden bu hastalığa yakalandı. Ben kızımı sağlıklı besleyerek kurtarmıştım. Başka çocuklar, aileler de aynı acıyı yaşamasın istedim. Bu okulda her şey organik olmalıydı. Ben de bunu yaptım.”
Soluk benizli çocuklar kırmızı yanaklı oluyor
Çeşminaz Tanrıverdi tıpkı kızına yaptığı gibi anaokulundaki çocuklara her gün elleriyle yemek yapıyor. Çocuklara yedirdiklerini nasıl temin ettiğini şöyle anlatıyor:
“Buraya giren her şey organik. Çiftliklerden her gün taze yumurta ve süt gelir. Un, patates, domates, soğan, biber akrabalarımın bahçelerinden elde ediliyor. Bal ve peyniri Kars’tan getirtiyorum. Amcamın topraklarından çıkan meyveleri çocuklarıma yediriyorum. Bunları yüklü miktarlarda alıp derin dondurucularda saklıyorum. Bitmeye yakın zamanda tekrar kargolarla ilgilenmeye başlıyorum. Buraya giren soluk benizli bir çocuk, bir ay sonra kırmızı yanaklı bir meleğe dönüşüyor.”
Düğümü ‘itiraf’ çözdü
Yüzde 80 Şansı var
Aktan ‘konuşan benim’ Kazan ‘görüştüm’ dedi
YARSAV fişledi biz de aldık
Ülkücü paradigmanın iflası
Ben hepinizin annesiyim
12 Eylül’de Evren ile aynı oyu veremem
‘Türbanı çözeceğiz’ derken tesettür ‘rahibe kıyafeti’ oldu
Bedri ile Fazıl
Ergenekonsuz Türkiye için DSP’de toplu istifa