




Twitter'da binlerce insanı peşinden sürükleyen bir isim Onur Gökşen. Yazılarındaki sihir yayıncıların, televizyoncuların dikkatini çektiği için şimdi birbiri ardına teklifler alıyor. Yakında bir kitap ve bir televizyon programıyla sanal dünyadan gerçek dünyaya adım atıyor
Retweet (RT) birinin yazdığı metni, bir başkasının kaynağını göstererek tekrar gönderdiği uygulamadır. RT bir anlamda duygulara, düşüncelere tercüman olur. Onur Gökşen, Twitter'da yazıları en çok RT edilenlerin başında gelenlerden biri. Twitter'da, bazen insanın kendine bile söyleyemediğini dan diye yazar oraya. Bir hat ustası gibi, insana dair bütün halleri kelimelerle ince ince işler ekrana. Savunduklarını eğip bükmeden, 'gelişine' öyle ifade eder ki şaşırıp kalırsınız. Tespitlerine katılırsınız, katılmazsınız ama kalemine şapka çıkarırsınız mutlaka. Onur Gökşen iki kez hasabını kapatıp açmasına rağmen 4 bin 500 kişinin takip ettiği bir bankacı. Okuyanus Yayınları'nın sahibi Cem Mumcu, yazılarındaki sihri keşfetmiş olmalı ki Gökşen'e kitap yapmayı teklif etti. Eski adıyla stevemcqueenn yeni adıyla Onur Gökşen kısa bir süre sonra sanal dünyadan gerçek dünyaya bir iz bırakacak ve Dizüstü Edebiyat etiketiyle yayınlanacak ilk kitabı raflarda yerini alacak. Kitaptan önce onunla buluşalım ve derdini dermanını dinleyelim istedik...
“Yazı yazarken her şeyi unutuyorum. Aklıma bir şey geliyor geçmişten. Kardeşimle ilgili an diyelim... Yazarken oradayım ama bir anda film karesi gibi bilgisayar ekranı yok oluyor, evdeysem eşyalar bir anda tak tak kayboluyor. Yazdığım hikayenin geçtiği mahallemde oluyorum birden. Bir binanın tepesinden aşağıya, o mahalleye bakıyorum. Aşağıda ben ve kardeşim var. Yazılarımdaki gerçekliğin ardındaki sır bu. Orada gördüğümü yazıyorum. Ayıldığımda yazı bitmiş oluyor. Gerçeğin sihrine hiçbir şey ulaşamaz. Dünyanın en güzel kurgusunu yap gel, onun gerçek olmadığı anlaşılır.” Sizi takip eden binlerce insan var ve her gün onlara bir şeyler anlatıyorsunuz. Kelimelerin sihrine inanıyor musunuz?
Ben Twitter'dan önce ekşisözlük'te yazıyordum. Bunun dışında yazınsal bir geçmişim yoktu. Ama derdim her zaman vardı. Bazı insanlar bir kelimesiyle dünyayı değiştirmiştir. Ben öyle büyük iddia ortaya atamam elbette. O saygıyı görmek için üretmeye devam etmem gerek. Twitter'da beni takip eden 5 bin kişi için fark yaratabilirim. Küçük de olsa bir fark yarattım galiba.
Bir insan Twitter'da neden yazar?
Kendi adıma konuşayım mı? Çaresizlikten! Benim için yazı kurtulmak için değil, unutmak için var.
Neyi unutmaya çalışıyorsunuz?
Mevcudiyetimi. Kitleleri peşinden sürükleyim diye yazmıyorum. Hayata dair memnun olmadığım, değiştirmek istediğim birçok şey var. Bildiklerimle, öğrendiklerimle, bu yaşadığımız dünyanın doğru olmadığına, doğru gitmediğini düşünüyorum. Değiştirmeye gücüm yetmiyor. Bu Don Kişotluk değil. Çünkü fikirsel anlamda konuşuyorsun orada. Düşünmek ağırdır. Sırtında büyük bir yük varmış gibi içinden hep bir şeyler yazmak istersin. Düzeltemeyeceğini bildiğin halde yazmak işin en acıklı tarafıdır. Kendini dinleyen bir insansan Twitter senin için psikoterapiye döner.
• İstemekle elde etmek arasındaki minik engele “para” denir.Twitter'ı bu kadar ciddiye almalı mı? En nihayetinde oradaki dünya gerçek değil, diye düşünenler de var.
Twitter'daki dünya o kadar gerçek ki... Çünkü kendi profilin var. Kimi istiyorsan onu takip ediyorsun. Kimse senin gözünün içine bir şey sokmuyor. Sen kimsenin gözüne bir şey sokmuyorsun. Tamamen etkileşimle takip edilen bir sistem var orada. Bundan daha gerçeği olamaz. Matematik olarak bunu en iyi ölçen bir şey olamaz. İyi yazarsın kötü yazarsın demiyorum. Seni tivitırda 500 kişi takip ediyor olabilir, beni de 5 bin kişi takip ediyor olabilir. Demek ki bizi bu kadar kişi çekici bulmuş. Allahın salak pop starlarını 20 bin kişi takip eder. O yüzden çok gerçek.
Twitter bazı ünlüleri geniş bir kitlenin gözünde ünsüz, bazı ünsüzleri ünlü yaptı gibi.. Ne dersiniz?
Ünlülerin maskeleri Twitter'da resmen düştü. Hiçbir şey bilmedikleri Twitter sayesinde ortaya çıktı. Müzikleriyle ruhumuza girmiş, albümü milyon satmış insanın yazdıklarına bakıyorsun. Ve içine düştükleri duruma üzülüyorsun. Rezil rüsva ediyorlar kendilerini. Çok saçma şeyler yazıyorlar. Twitter'ı bırakmakla tehdit ediyor bizi. Bırak, bize ne? Bomboş yazarak gözümüzde kendilerini yok ediyorlar.
Twitter'da iyi yazmanın püf noktası nedir?
Hissetmediğin bir duyguyu kelimelere dökemezsin. Herkes anlar bunu. Samimiyetsizlik kelimelerin üstünden dökülür. Kelimelere biraz ruh üflemek gerek. İçten gelen coşkuyla bütünleşirse güzel olur Tweet. Öteki türlü suni durur.
Açıkçası benim çok vaktimi almıyor. Bir şeyin aklıma gelmesi iki saniye, toparlamam 10 saniye alıyor. Tamamen kendimden besleniyorum. Televizyonda bir şey görüyorsun, istemeden bir detaya takılıyorsun. Sırrım falan yok yani.
Twitter'da kullanıcı adınız stevemcqueen'di. Bunu onur_goksen olarak değiştirdiniz. Sizi takip edenlerin sayısında hemen azalma görüldü. Neden öyle oldu?
Sanırım o isim bir marka haline gelmişti. 95'lerde bir arkadaşımla ortak kullandığım bir nick'ti stevemcqueen. O nick'i arkadaşım Steve Mcqueen'i çok sevdiği için almıştı. Sonra benim üzerime yapıştı kaldı. Twitter'da ismi değiştirdiğimde bir günde 200 kişi beni takip etmekten vazgeçti. Oysa o yazıları ben yazıyordum. Ekşisözlük yazarlarıyla biraraya geldiğimiz günlerde bana bakanlar “Steve bir hayli deforme olmuş” diyorlardı. Adam sarı saçlı benim kafamda saç yok, yaşlıyım falan. Stevemcqueen artık öldü benim için, kitabımın gerçek ismimle çıkmasını istedim.
Hayatımıza dizüstü edebiyat diye bir kavram girdi. Gündelik hayatta kullanılan dil edebiyata uyarlandı. Bu gerçekten edebiyat eseri kabul edilebilir mi?
Bu, sokağın dilini yansıtan edebiyat türü olarak pazarlanıyor. Benim dilim de tam onu kapsamıyor. Bunun edebiyat kabul edilip edilmemesi açıkçası benim çok da umurumda değil. İster dizüstü ister koltukaltı edebiyatı olsun ilgilendiğim yazdıklarımın kitleleri yakalayıp yakalamayacağı. Ben bunun derdindeyim. Yazılarımla bir fark yaratmak istiyorum. İster soytarı ol ister edebiyatçı, senin yazdığın şey güzelse güzeldir. Türkiye gibi en az kitap okuyan ülke bile olsan takdir edilirsin. Bu kitap bitince ikinci kitabım roman olarak çıkacak. Aynı zamanda bir televizyon programı için teklif geldi. Onun üzerine de çalışıyoruz.
ÖZKAN GÜVEN
ozkguven@gmail.com