




Bize, bizden önceki okumaların izlerini taşır ve içinden geçtikleri kültür ya da kültürlerde bıraktıkları izleri barındırır klasikler. Edebiyat dünyamızdan farklı adlara ‘Beğendiğiniz klasikler nelerdir ve neden?’ sorusunu sorduk. Yazarların ortak paydada buluştuğu isim Karamazov Kardeşler gibi pek çok başarılı eserin yazarı Fyodor Mikhailoviç Dostoyevski oldu
Klasikler ara ara gündemi meşgul eder. Yazarlardan, sanatçılardan, kültür alanının etkili isimlerinden, kimi zaman popüler simalardan görüşler alınır, klasikler listeleri düzenlenir. Hele ki söz konusu olan Türk edebiyatı ya da sanatı ise tartışmanın hararetlenmesi kaçınılmazdır. Çünkü kimin ve neyin klasik sayıldığı sorunsalı ile birlikte hem çok kapsamlı hem de üzerinde fikir birliğine varılması güç bir durum ortaya çıkar. Klasikleri okumak, hayatında bir tek kitap bile karıştırmayanların dahi faydasını reddetmediği bir şey. Dokunulmazlığı, yüceliği vardır klasiklerin; tartışmadan sızmışlardır hayatımıza. Biz de edebiyat dünyamızın başarılı ve ses getiren yazarlarına beğendikleri klasikleri ve nedenlerini sorduk...
Ahmet Ümit
Stendhal’ın Kırmızı ve Siyah kitabı beni çok etkilemiştir. Bir karakterin çalkantılı bir dönemde hayatının nasıl alt üst olduğu muhteşem bir şekilde anlatılıyor. Yine Karamazov Kardeşler de benim çok beğendiğim klasikler arasındadır. Orada baba katili olan bir evlat ve Rusya’nın içinde bulunduğu durum dört kardeş ekseninden okuyucuya müthiş bir şekilde aktarılıyor.
Beşir Ayvazoğlu
Klasikler deyince benim ilk aklıma gelen Tolstoy’un Harp ve Sulh’u, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı ve Karamazov Kardeşler’idir. Doğu klasiklerinden ise en etkilendiğim Reşat Nuri Güntekin’in Miskinler Tekkesi.
Sadık Yalsızuçanlar
Doğu klasiklerinden Feridüddin Attar’ın Mantuku’t Tayr/Kuşların Dili kitabını çok beğenirim. Mecazi olması bakımından her dönem okunabilecek bir kitap. Hikayesi beni çok etkilemiştir, hala arada açıp tekrar tekrar okurum. Yine Hz. Mevlana’nın Mesnevi’si severek okuduğum bir klasiktir. Batı klasikleri temsilcilerinden Dostoyevski’yi çok severek okurum. Kendi yaşadığı olayları büyük bir çıplaklı anlatmasından dolayı Ölüler Evinden Hatıralar çok önemli bir klasiktir. Bir de başkalarına göre bir klasik olarak değerlendirilir mi bilmiyorum ama Knut Hamsun’un Açlık romanı da bana göre klasik olma yolunda bir kitaptır.
Roni Margulies
Kemalizm’in bize bir armağanı olarak, klasikleri aslından okumak şansına sahip değiliz. Bir İngiliz, 1500’lerin başlarında yazılmış bir Shakspeare piyesini keyifle okuyabilir, biz 1800’lerin sonlarında yazılmış bir kaside veya terkib-i bendi ya Türkçeleştirilmiş olarak ya da elde sözlükle (yani tadını çıkaramadan) okumak zorundayız. Dolayısıyla, Su Kasidesi veya Makber veya Safahat diyecek durumda değilim. Komünist Manifesto ve Memleketimden İnsan Manzaraları diyebilirim. Daha yakın zamandan isim verecek olursam, Orhan Pamuk’un Cevdet Bey ve Oğulları’nı söyleyebilirim.
Murat Menteş
Batı klasiklerini çok seviyorum ve kendime yakın hissediyorum. Bizde 19’uncu yüzyıl öncesine ait, edebi eserler klasik kitap olarak düşünüyorlar. Ama bana göre klasik Köroğlu şiirleridir. Yunus Emre okumayı çok severim. Onu okumadan hayatı anlayamayız.
Ahmet Kekeç
Hiçbir zaman vazgeçmediğim yazar, Dostoyevski’dir... “Evet, ama Dostoyevski’den vazgeçmemek o kadar da ilginç değil” diyeceksiniz. Mişkin’i, Rogojin’i, baba Karamazov’u, Raskolnikov’un bazı hallerini, illa ki Krilov’u seviyorum... Klasik tanımına girer mi bilmem. Reşat Nuri Güntekin’i de, her defasında farklı ihtilaçlarla okurum. Balzac’ı sevmem. Flaubert’çiyim. Daha yenilerden (modernistlerden) Faulkner, Wolf ve Mansfield ilgimi çeker. Faulkner’ı özellikle Ses ve Öfke kitabını okullarda zorunlu ders olarak okutmalı. Benji’yi bilmeyeni ikmale bırakmalı. Bizim sözlü klasik edebiyatla sorunlarım var. Fazla yabancılaşmış hissediyorum kendimi. Ama Divan edebiyatının verimlerini mutlaka okurum. Hususen Nef’i’yi severim, ondaki örtülü sinizme bayılırım. Nedim’i bile severim, bütün sululuğuna rağmen...
Hüsrev Hatemi
Benim kitap okumaya başladığım yıl 1945’tir. Yani 64 yıl önce. Şimdi bu 64 yılda beni kendilerine bağlayan kitapları anmaya kalksam, Necati’nin dediği gibi “ki bir yumup gözünden bin bin dökerdi hame” yani kalem, gözünü bir yumup, binlerce gözyaşı damlasını kağıda akıtırdı. Mesnevi, Yunus Emre Divanı, Necati Divanı, Hayali Divanı, İbnülemin Mahmud Kemal’in bütün kitapları, Yahya Kemal Beyatlı’nın bütün şiirleri, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Mevlana’nın Divan-ı Kebiri. Ahmed Hamdi Tanpınar’ın makale ve denemeleri vb vb. Bunlar ilk aklıma gelenler. Yoksa sadece bunları okuyor değilim. Bendeniz Evropa kitapları da okurum.
Nazan Bekiroğlu
Klasikleri çok seven biriyim. En beğendiğim klasikleri ise Rus Edebiyatı oluşturuyor. Dosyoveski, Tolstoy ve Puşkin’in kitaplarını özellikle çok beğeniyorum. Ölüler Evinden Hatıralar, Harp ve Sulh, Anna Karanina ve Karamazov Kardeşler severek okuduğum kitaplar.
Fatma K. Barbarosoğlu
Kitapları doğru zamanda, doğru yaşta ve doğru mekanda okumanın kitap ile buluşmayı ve dolayısıyla onu sevmeyi doğrudan etkilediğini düşünüyorum. Çocukluktan gençliğe geçtiğim yıllarda annem yoğun olarak arkası yarın’ları takip ederdi. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitiü adlı romanı arkası yarın olarak uyarlanmıştı. Hayri İrdal’ı Pekçan Koşar seslendiriyordu. Hiç hoşlanmamıştım. Yıllarca uzak durdum Saatleri Ayarlama Ensititüsü’nden. Yıllar sonra nihayet bu direncimi kırıp kitap ile buluşmayı göze aldığımda bu kitabı okumadan geçirdiğim, döne döne Huzur’u okuduğum yıllarıma hayıflandım. Batı klasiklerinden Knut Hamsun’un Dünya Nimeti adıl romanını medeniyetten uzak bir bölgede Çeçen savaşının bütün şiddetiyle devam ettiği 1996 yılında okudum tekrar. Romanın kahramanı olan Isak’ın her sıkıntının altından kalktığı o ilkel hayatı, yalnız ve üzüntülü geçen zamanıma merhem olmuştu.
FATMA KARAMAN