ANASAYFA - STARGAZETE.COM

Tavşan kanı - KİTAP

Tavşan kanı  

2 Ekim 2009 Cuma, 00:01   KİTAP
  

Tavşan kanı

Müzik adamı Nick Cave orijinalinden çok kısa bir süre sonra Türkçede yayımlanan yeni kitabı Bunny Munro’nun Ölümü’nde erkeklere mahsus bir kültürün sert bir tasvirini ve cesur bir eleştirisini yapıyor

AYŞE DÜZKAN

Bir adam adındaki o ihtişamlı Nicholas’tan çıkarta çıkarta bir Nick çıkartmış, Edward’ı göz ardı etmiş ama “Mağara” anlamına gelen soyadına dokunma ihtiyacı hissetmemişse ona karşı dikkatli olmak gerekir diye düşünüyorum. 

Nick Cave, zaten memnun gibi böyle bir soyadını taşımaktan. Müziği ve özellikle şarkı sözleriyle adı etrafında haklı bir efsane oluşturmuş olan Cave’in ikinci romanı Bunny Munro’nun Ölümü, orijinalinden çok kısa bir süre sonra Türkçe yayımlandı.

Nick Cave’in mesleğinin ilk yıllarında, o sıralarda beraber olduğu Anita Lane ve Kara İstanbul’daki öyküsünü hatırlayabileceğiniz, müzik şiir ve edebiyat erbabı Lydia Lunch’la birlikte bir şeyler karaladığını biliyoruz. İlk romanı Eşek Meleği Gördüğünde de olumlu eleştiriler almıştı. Ama açık konuşmak gerekirse Bunny Munro’nun Ölümü’nü hızla okuyup bu yazıyı yazmamın sebebi onun, bu kitapla ilgili ilham kaynakları arasında Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu’nu da saymış olması. Güzel Türkçemize kazandırmaya çalışmış bulunduğum, Valerie Solanas’ın bu ölmez eseri adının akla getirdiği konuda ciddi bir yönlendirme yapmaz  ancak hem iyi hem de kötü yönleriyle, git gide daha fazla benzemeye başladığımız Batı toplumlarının ve o toplumları oluşturan erkekliğin, zeka ve yaratıcılıkla yüklü bir eleştirisini içerir.

Bunny Munro’nun Ölümü de öyle. Haz olarak en fazla kutsanan şey olan cinselliğin bağımlısı bir adamın, bu bağımlılığını alkol ve uyuşturucuyla destekleyerek sürüklediği son günleri. Bunny, ön adını tavşanlardan alıyor, bu ismin Playboy kızları için kullanıldığını da hatırlatayım; amblemdeki tavşanı bildiniz değil mi?

Kitap Türkiye’de, dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi, hak ettiği ilgiyi gördü, hatta buradan Nick Cave’le görüşmeye giden gazeteciler oldu, o röportajlarda kitapla ilgili soruların pek tercih edilmemesinin bir sebebi Cave’in müzisyen kimliğinin öne çıkması olabilir ama kitabın muhtevası, sert cinsellik tasvirleri, karamsar atmosfer de belki bir başka sebeptir. Bir hayaletin, sevişme sanılan tecavüzlerin, bir seri katilin cirit attığı, bitimsiz bir sarhoşluğun filtresinden, bulanık görülen bir dünyayı anlatmış Nick Cave. Üstelik de bir çocuğu bu dünyaya sokarak iyice sinirlerimizi bozuyor. 

Sakınımsız üslubu ve eleştirelliğiyle Beat Kuşağı’nın William Burroughs, Ferlinghetti, Kerouac gibi yazarlarından el almış. Temaları benzerlik gösterse de, adının büyük bir kolaycılıkla yanına yazıldığı Bukowski’yle ise bir benzerlik göstermiyor çünkü Nick Cave bu erkek kültürünü onun gibi (Ne mutlu bana ki erkeğim, kızlar var, viski var!) kutsamadığı gibi eleştiriyor da. Son yıllarda kahramanlarının içkiyi fazla karıştırıp biraz madde kullandığı, birkaç küfür savurduğu her kitabı “yeraltı edebiyatı” sayma eğilimi var ama Bunny Munro’un Ölümü bu kategoride de değil. Çünkü bir kitabın yeraltı edebiyatı sayılmasın iki koşulu var, birincisi yazılma ve yayımlanma şartları. Evli ve çocuklu, zengin ve ünlü bir adam olan Nick Cave’in iyi bir yayınevi tarafından yayımlanıp her türlü araç kullanılarak tanıtılan kitabı “yeraltı” sayılmaz. (Tanıtım demişken, www.thedeathofbunnymunro.com  adresinde Nick Cave’in, romanından kimi pasajları okurken çekilmiş  ideolarını izlemek mümkün ve gerçekten ilginç.) 

Yeraltına dönelim

Yeraltı edebiyatının ikinci koşulu kahramanlar ve hikayeyle ilgili. Bunny Munro ise sıradan bir mesleği olan orta sınıfa mensup bir adam, çevresi ve ailesi de öyle. Asıl çarpıcı olan bu yıkıcı deneyimin, bu sıradan hayatın içinde yaşanması. Bağımlılık, depresyon gibi sorunların bu hayatın içine bu kadar kolayca sızabilmesi. Seri cinayetlerin, tecavüzün yanı başımızda olması.

Nick Cave’in sanat hayatı boyunca ilgisini çeken temalar; babalık, ölüm/inanç ve kadınlar. Öyküye eşlik eden ünlü kadınlar da var, Avril Lavigne ve Cave’in bir dönem birlikte olduğu Kylie Minogue mesela.

Kitabı Türkçeye, cüretkar kitapları çevirmekteki ustalığıyla tanınan Avi Pardo tercüme etmiş ve Türkçe yazılmışçasına rahat okunan bir kitap çıkartmış ortaya. Şaşırıp irkilseniz bile okumanızı öneririm, kimin sonunun ne olacağı bilinmez değil mi?

Kadınlardan çok şey öğrendi

Nick Cave gözümüzden de gönlümüzden de ırak olan, kültürünün yabancısı olduğumuz Avusturalya’da doğmuş. Bir süre dünyanın farklı yerlerinde -mesela Brezilya’da- gezindikten sonra İngiltere’yi tercih etmiş. entelektüel sayılan, üstelik de karamsar bir müzisyen olduğu düşünülürse çok fazla aşk şarkısı yazdığı söylenebilir.

Nitekim, kadınlar önemli bir yer oynuyor Cave’in yaratıcılığında. Uzun süre birlikte olduğu, memleketlisi yazar-şarkıcı Anita Lane’in müziğinde ve yazılarında büyük etkisi var. Brezilya’da tanıştığı gazeteci Viviane Carneiro’da da bir oğlu olmuş. Nick Cave’in aşk hayatında Kylie Minogue gibi ona yakıştırılmayan ve P. J. Harvey gibi çok yakıştırılan müzisyen kadınlar da var.

Son olarak ise, her ünlü erkeğin son durağına uğradı ve bir modelle evlendi; ikiz oğullarının olduğu Susie Bick, punk akımının yaratıcıları arasında sayılan modacı Vivienne Westwood’un en beğendiği mankenler arasında. Nick Cave, müziği ve yakınlıklarıyla hep punk’ın çevresinde dolaştı. Ayrıca son derece punk bir tavır göstererek MTV Ödülü’ne aday gösterilmesine itiraz etti.



Paylaş



Tarih: 2 Ekim 2009 Cuma, 00:01

İŞLEMLER  

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

ÖNE ÇIKANLAR

HABERLER  

LİSTELER

ÇOK OKUNANLAR

yazı dizisi: Anayasa Paketi

MENÜ

REKLAM

['http://91.93.103.35/reklam/Ulke_468x60.swf','468','60']
['http://91.93.103.35/reklam/ajanda.swf','220','90']

SİTEDE ARA