Şizofreni, kıskanç bir sevgili

14 Ağustos 2010 Cumartesi
Şizofreni, kıskanç bir sevgili

Şizofreni, kıskanç bir sevgili

Hepimiz zamanın birinde bir kırılma yaşamışızdır. Gidiş gelişler, bölünmüşlük, yarılma/ parçalanma duygusu ve daha niceleri... Zaten hayatı ‘hayat’ kılan da biraz bu değil midir? Peki, ne zaman tehlike çanları çalmaya başlar: Gerçeklik duygusu yitirilip çizginin öte tarafına adım atıldığında mı? Çok şeyi düşündürüyor Sibel Torunoğlu’nun Dejavu’su...

MERVE KOÇAK KURT

Dejavu, ânı daha önceden yaşamışlık hali. Déjà (daha önceden) ve voir (görmek) kelimelerinden mürekkep. Söz konusu, bir romanın adı olunca durum biraz farklılaşıyor mu ne! Dejavu’ya -her ne kadar okura roman kategorisinde sunulsa da-  anlatı demek sanki daha uygun düşüyor. Birbirinden kopuk (gibi görünen), savruk ve dağınık metin parça(cık)larının aynı potada eritildiği bir anlatı bu.

Baştan söylemeli, ‘az anlaşılır’ bir kitap Dejavu. Birçok yönüyle ‘şizofrenik’ de. Şizofreniye dair; onu anlatıyor, hissettiriyor, düşündürüyor... İnsanı tokatlıyor, sarsıyor; aklın sınırlarında ve beynin çeperlerinde gezdiriyor. Kitabın yazarı Sibel Torunoğlu. Robert Kolej ve İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu yazar da bu dertten muzdarip. Doktorlar, şizofreniyi ‘insanın zihninde alternatif bir gerçeklik yaratması ve onun içinde yaşaması’ olarak tanımlasa da yazar bambaşka bir cümleyle anlatıyor: “İnsan kendisiyle ne güzel konuşuyor!”

“Çok büyük bir karanlık bu”

 “Dejavu tam olarak budur. Hayatın ya da ölümün hatırlanması. Hayat bir yüzüktür parmağa geçen. Halkanın ortasındaki boşluk ve yüzüğün dışındaki boşluk ölümdür. Dejavu varoluşun grameridir. Varoluşun edatları, zamirleri, tümleçleri de vardır. Bundan sonra anlatılanlar, yani bu oyunlar, yaşanan birçok farklı ölümün, ölülerin ağzında bıraktığı anlatmak için yazılmıştır” deniyor kitabın başlarında.

Oyun içinde oyunlar, tekrar başa almalar, gidiş gelişler, kendine dönüşler... Olayların birbirine teğet geçtiği ama bir türlü kesişmediği -belki birazcık değdiği-, o paralel akış kurgulu filmleri anımsatıyor insana: Belki bir Babil, belki bir Paramparça Aşklar ve Köpekler, belki bir Dejavu, belki bir Kelebek Etkisi. Bellekteki kargaşanın izdüşümü ya da. Yazarın deyişiyle “Çok büyük bir karanlık bu, çok karanlık.”

Yeniden, sonra yeniden kurgulanan roman kahramanları... İç içe geçmiş bir sürü ad, olay, yaşantı, öykü... Hayatın/ kitabın bir yerlerinde bir şekilde birbirine değen ‘şizofren’ yaşamlar/ı... Sürükleyici mi, evet! Post modern mi, evet! Sarsıcı mı, kesinlikle evet! Kimi zaman bir film senaryosu formatında ilerleyen roman için başrolde şu, şu, şu var; şunlar da yardımcı rollerde diyebilseydim keşke! Kimin kim olduğu pek net değil. “Merih başrol oyuncumuz ama dejavu onun hayatı ile sınırlı değil” dese de yazar.

“Melis: Bu ilaçların prospektüsünde şizofreni yazıyor anne.

Anne: Olsun evladım, iyi geliyor ya...

Melis: Yalnızca neşe veriyor, kederimi unutuyorum” diyalogları beyninizde yankılanıp duruyor. “Neyin var aşkım?” sorusunu soruyorsunuz siz de hep. Cevap yine yazardan geliyor: “Sanki konuşacak biri varmış gibi konuşuyordum. Sıkıntılı olan biri daha varmış gibi, kötü şansımı meşrulaştırıp kendime kabul ettiriyordum.”

“Ben dediğin nedir ki?”

Daha başka kimi anlatmalı bilmem! Maria’yı mı, Neylan’ı mı, Berk’i mi yoksa Şahika’yı mı? Belki de kör kakalakları, Hornim’i, Mavi Uslu’nun bebeğini, Psikiyatrist Tamara’yı anlatmalı! Ne diyordu tecrübeli doktor Necmettin, Tamara’ya: “Burada biraz daha kalırsanız onlardan biri olursunuz. Çünkü sizi ikna ederler. Onların algıladığı farklı bir dünya var; sizin ve benim dünyam ne kadar gerçekse, onlarınki de o kadar gerçek. Bizi kolayca kendi dünyalarına çekebilirler. Delilerin çevresinde bir girdap vardır. Sizi çeker, yutarlar.”

Zaman zaman ‘anlatı’lan, zaman zaman ‘öykü’lenen, zaman zaman da ‘senaryo’laşan Dejavu, klasik roman tarzından hoşlanan okurları zorlayabilir. Bu kadar parçacıklı, bütünlüksüz ve dağınık gibi görünen bir ‘roman’ okumak onları yorabilir.  Fakat kitap, okuyanın altını çizebileceği (Ben dediğin nedir ki? Belki bir şablon, belki tek sesli bir şarkı, bir monolog...), durup düşünebileceği (Saatle aramdaki göbek bağını kestim. Bir hiçim ve dünya menteşeli yerlerinden yırtılıyor artık), kimi zaman da sinematografik kareler eşliğinde zihninde canlandırabileceği (Onlar da okuyucuya kalsın!) güzel cümlelere sahip. Belki fazlasıyla ‘kişisel’ hatta ‘sert’, ama şizofrenik bir dünyayı/ iç dünyayı daha ‘iç’ten anlamak için okunmaya değer! Giriş, gelişme ve sonuç mu? Var mı ki böyle bir şey!.

Facebook Twitter



Tarih:14 Ağustos 2010 Cumartesi

İlgili Yazılar

İŞLEMLER

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

DİĞER KİTAP HABERLERİ

YAZARLAR

SICAK HABER