
Fatma Belgin’in İğne adlı romanı günümüz insanının yaşamını, düş gücünün sınırlarını zorlayarak anlatıyor. Yazar, fantastik öğeleri polisiye/gerilim ve psikolojinin ağlarına sağlam bağlarla düğümleyerek örmüş yapıtını
MUSTAFA ASLAN
İğne, bir yayınevinde editör olarak çalışan ve yalnız yaşayan Leyla adlı kahramanın üzerine kurulmuş bir roman. Günümüz insanın en baş belası sorunlarından birisi olarak yalnızlığı çıkarıyor karşımıza.... Gelişen teknolojinin bireyin ‘tek’leşmesinde payının azımsanmayacak bir yanı olduğunu görüyoruz. Dört duvar arasında kendine yönelen insanın, ‘başkaları cehennemdir” görüşüne kollarını açarak koştuğunu imliyor yapıt. Kadını kadınlıktan, erkeği de erkeklikten çıkartan günümüz koşullarına ince bir eleştiri de var. İçine atıldıkları derin yalnızlık kuyusundan sözüm ona çıkmak için başka çıkmazlar gösteriyor. İnsanlara işaret edilen rahatlama, yalnızlıktan kurtulma yollarından birisi de tüketim çılgınlığının yanlış olduğu belirtiliyor.
Yapıtta, günümüz insanına sunulan yakınındaki insanla ilişki kurma yerine, yabancılaşma bayrağı göndere çektiriliyor. Bu yaşam tarzının ‘çıkmaz’ olduğu görüşü romanın bütünlüğü içerisinde dile getiriliyor.
Kadınlar nasıl sevilmek ister?
İğne’de romanı sürükleyip götüren kadın kahramanlar ağırlıktadır; sayısal ve karakter baskınlık açısından...Erkek kahramanların aile ilişkilerine bakıldığında kadın bağlantılı olarak yaşamlarının değiştiğini görüyoruz. Birçok izleği içinde barındıran yapıt, kadın-erkek ilişkilerine de değinmektedir. Leyla’nın yaşadığı eski/yeni ilişkinin yapıtın bölümleri arasında yer alması, iki cins arasındaki anlaşmazlıkların irdelenmesini sağlıyor.
“Bir kadın nasıl sevilmek ister?” sorusunun yanıtını romanın başlangıcından sonuna kadar uzanan bir diliminde sunmaya çalışıyor, Fatma Belgin. Sevginin kadın ve erkek arasında karşılıklı olması gerektiği belirtiliyor. ‘Bir kadın nasıl sevilmek istiyorsa öyle sevilmelidir,’ görüşünü dile getiriyor.
İç ses
İğne’de yazar-anlatıcı-kahraman arasında bir çekişme göze çarpıyor. Bir süre, romanın gelişim yönünü bu üçlü belirlemeye çalışıyor. Sürükleme görevini de üstlenen bu çekişme yapıta değişik tatlar katıyor.
İki kahraman arasındaki (Leyla ile iç ses) romana egemen olma hırsı ötekileri gölgede bırakıyor. Romanın büyük bir bölümünde ise iki kahraman arasındaki yapıtın gidiş yönünü belirleme kapışması görülüyor. Leyla ile iç ses çekişmesi anlatıcı ve yazarı yer yer geride bırakıyor. Kadın ile arası bozulana kadar geçen bölümlerde iç ses romanın yönlendiricisi oluyor. Bir yerde yapıtın nasıl ilerlemesi gerektiğini ötekiler arasından sıyrılıp söylüyor.
İç sesin özellikle üzerinde durulması gerekiyor. Geleneksel anlatım olanaklarından (ortaoyunu) yararlanılan bu bölümlerde yeni konulara sıçramayı gerektiren durumlar için iyi bir maymuncuk görevini görüyor.
İç sesin, kahramanımız Leyla ile olan diyalogları, psikolojik durumunun açıklanmasında da etkisi oluyor. Böyle olmasaydı yapıtın bir yanı eksik kalabilirdi.
“Leyla durur musun biraz!’ diye bağırdı iç sesi. Hatta yetinmedi, tuttuğu gibi kollarından, gözlerine kadar öfkeyle dolan vücudu öyle bir sarstı ki, sahibi, kemikleri olmasa lastik gibi bükülecekti.” (s.101)
İstanbul
Edebiyatımızda pek çok yapıt gibi İğne de uzam olarak İstanbul’u seçmiş. Romanda oldukça canlı bir biçimde vermiş yazar bu kenti. Uzun uzun betimlemeler yok, ama kısa ve yalın cümlelerle gözümüzün önünde canlandıracağımız bir anlatımla veriyor, bu kenti.
Değişik semtlerin anlatıldığı yapıtta Beyoğlu öne çıkıyor. Roman, öykü, şiir hatta resimde kolay kotarılacak bir konu gibi görünen bu semti anlatmak sanıldığının tersine zordur. Çünkü malzemenin çokluğu bir dizgeyi gerektirdiğinden herkesin üstesinden geleceği bir şey değildir. Yazar burayı anlatırken zaman zaman Orhan Kemal ya da Sait Faik öykülerindeki kahramanlar çıkıp gelecek duygusu veriyor.
“...Bu saatte ilk kez tek başına Beyoğlu’ndaydı. Cumartesi gecesi diye herhalde, hatırı sayılır bir kalabalık vardı. Birkaç genç gitar çalıyordu bir bankanın köşesinde. Midye satıcısının çevresini sarmıştı bazıları diğer yanda.” (s.126)
Fatma Belgin’in “İğne” adlı romanı fantastik/gerilim türünde bir yapıt olmasına karşın kahramanlarının psikolojik durumlarını da göz ardı etmeyen, günümüz insanının teknolojik gelişmeyle birlikte karşı karşıya kaldığı sorunları dile getiren, bir çırpıda okunan bir yapıt.
Düğümü ‘itiraf’ çözdü
Yüzde 80 Şansı var
Aktan ‘konuşan benim’ Kazan ‘görüştüm’ dedi
Ülkücü paradigmanın iflası
YARSAV fişledi biz de aldık
Bedri ile Fazıl
12 Eylül’de Evren ile aynı oyu veremem
‘Türbanı çözeceğiz’ derken tesettür ‘rahibe kıyafeti’ oldu
Ben hepinizin annesiyim
Ergenekonsuz Türkiye için DSP’de toplu istifa