




İnsan. Asıl mesele onu anlamak ve yaşatmakta. Yaşatmanın ya da yaşamanın bir önceki adımı anlamaktır belki de. Anladıkça çoğalırız.
Anladığımız kadar yaşarız. Sevinç Çokum, son romanı Arada Kalmış Tebessüm’de, insanın bilinçaltına girmeye ve insanın saplantılarını, ihtiyaçları noktasında tortularını ve birikintilerini deşmeye, toplum ve insan ilişkilerini sosyoloji ve özellikle sosyal- psikoloji desteğinde çözümlemeye, anlamaya çalışıyor
YUSUF ÇOPUR
Yaşantılar, üç kentte geçiyor. İstanbul Ankara ve Yalova... Böyle olması romanı diğerlerinden ayırıyor. “Artık farklı şehirlere girmeliyim diye düşündüm” diyen yazar özellikle Ankara’yı ve Yalova’yı ön plana çıkarıyor. Romanda bütün görüşlerin bilgi ve belgelerin dışında bir yaşanmışlık dokusu var. Bu kumaş seçiliyor ve bu doku eprimiş yahut parlayan yanlarıyla iç burkuyor. Çünkü yazarın yaşadıklarıyla, o tezgâhta örülmüştür anlatılanlar. “Mezarlık yolu, öteki siteler, benim kemanım, klasik batı müziği dersleri...” Bunları sadece hayal ederek yazamazsınız; bunlara ancak hayalleri ekleyebilirsiniz.”Yokluk, hiç bu kadar acımasız ve içe batan bir şey olmamıştır. Hani kayalara toslamaktan söz etmişti az önce; hayır hayır kayalara değil, boşluğa toslamaktı bu; ve boşluk daha fazla acıtıcıydı.”
Hayat dört arkadaşı bir taraflara savurur. Feda ressam olur Gülheves dekoratör, sedef işleri, eski mobilya tasarımcısıdır, zengin ve ünlü bir aileye gelin gider. Oysa Feda’nın çocukluk aşkıdır. Ilgın ekonomist olur, Güney’se müzik çalışmalarını geceleri sürdürse de karikatürist ve mizah yazarıdır. Feda’nın hazırlayacağı Ankara tabloları konusuyla birlikte, Ankara’nın ilk halinden, başkent oluşuna, cumhuriyetin simgesi olarak yer alışına, Feda’nın dede evi ayrıca bu ailenin köklü tarafının (Usveren) bir eski Ankara evine de gidip gelmeleri aracılığı ile Ankara’ya gireriz. (Tabii Yakup Kadri’nin Ankara romanı da yer alıyor.)
“Yeni zaman çocukları...”
Yaylı sazlar dörtlüsünün genç elemanları Feda, Gülheves, Ilgın ve Güney 1980 sonrası çocukluktan sıyrılmakta olan yeni yetme gençlerdir. “Romanda yer alan kahramanlarda belki benden ve çevreden tanıdığım insanların bazı özellikleri hissedilse de onların içersinde belki soran ve anlamak isteyen yanıyla Feda bana daha yakın durur” diyor Sevinç Çokum. Vazgeçilmez amaçları için yaşayan, kendilerinden önceki kuşağı anlamak isteseler de (12 Mart, 12 Eylül) onlar daha farklı bir zamanın çocuklarıdır. Yeni zaman çocukları, Feda, Güney, Ilgın, Gülheves... Daha çabuk yılgınlaşan daha çabuk mutsuz olan, fakat daha akılcı ve belki daha gözü açık kişiliklerdir.
“İnsan, özgür düşündüğü kadardır”
Sosyal değişimler birer olgudur; gerçeğin bir yanı. Feda, geçmişteki insanlara yurdu için iyi olanı tasarladıkları ve bunun için öldükleri, horlandıkları çerçevesinde anlama isteği karışık bir saygı duyuyor. Solcuyu sağcıyı ayırt etmiyor bu çizgide. Ancak bir başka ülkenin işçisi olunabileceğini kabul etse de, kölesi olunamayacağını düşünenlerdendir Feda. Evet, toplumda değişimler yaşanır; fakat değişmemesi gerekenler, insanî ilişkilerdeki denge ve insanın bağımsız ve düşüncelerinde özgür kalabilmesidir.
Abukizm, yazarın bundan önceki Tren Burdan Geçmiyor’da sokak çocuğu Sonsuz’un konuşmalarıyla ortaya attığı, gerçek hayatta var olmayan ve ona has bir düşünce tarzı. Edebiyata uygulandığı gibi diğer sanatlara da etkisi olabiliyor. Nitekim Ressam Feda abukist bir ressamdır. Saçmalık anlamına gelen Abukizm aslında bir tek gerçek yerine birçok gerçeği kabul eder. Bir tek doğru olmadığı gibi bir tek yanlış da yoktur. Evrene bir çukurdan bakan ressam bir tek göz içindeki çeşitli gözlerden algılamasını yapar. Çoğu insanda sadece tek göz açıktır. (Algı zayıflığı veya yönlendirmeler sonucu.) Abukizm eleştirebilmek için bir vasıtadır. İronik bir rengi ve çeşnisi vardır. Yazar, onu mizahta ve her alanı eleştirebilmek için kullanıyor. Abukizm sınıf farklarını kabul etse de buna karşı savaşmaktan da geri durmaz. İnsanın eşitliği noktasındadır abukizm ancak insanların eşit olamayacağı gerçeğini de yine kabul eder.
Kaybedilen yeniden başlamak
Romanda, kuşak ve sınıf farklılıkları gerçeğin ta kendisidir. Bütün kavgalar bundan doğsa da, (Eski Yunan’daki sınıf kavgalarını hatırlayalım. Ancak doğrulara da bu yolla gidilir. Ya da kavgasızca kabullenilmek suretiyle. Kimse kimseyle aynı olamaz, olmamalı).”Ben bireye önem verdiğimden kişilerin kitleler halindeki benzerliğini yadırgarım,” diyen Sevinç Çokum, insanın kendi bilgisi ve yeteneğiyle ortaya çıkabileceğinin/çıkması gerektiğinin altını özellikle çiziyor.
Arada Kalmış Tebessüm, Sevinç Çokum’un önceki romanlarına göre daha “iç”e doğru giden bir eser olarak dikkat çekiyor. (İç’e yolculuk yazarı daha da çoğaltıyor. Bu yolculukta Arada Kalmış Tebessüm’den sonraki durağı çok çok merak ettiğimi belirtmeliyim) Modern Türk romanında farklılıklar yapmağa, insanı düşünmeğe zorlayan yüreklere değen bir roman olarak kütüphanemizdeki yerini çoktan alan bu eser Sevinç Çokum romancılığının da zirvesini teşkil ediyor.
Pozitivizme imanın esasları
İki milliyetçilik iki mitoloji Şamanizm ve Zerd...
Devlet ve piyasa arasındaki sırat köprüsü
Kürt sorunu en çok Müslümanların derdi oldu
BDP neden önemlidir?
Taşı gediğine koymanın zamanı
Terörle mücadelede yeni konsept
Afrika’daki merhamet ve vicdan kıtlığı
PKK’nın yeni anayasa korkusu
‘Terörle mücadele’ başka ‘teröristle mücadele’ ...